Ey İsrâiloğulları! Şüphesiz sizi (böylece) düşmanınızdan kurtardık; Tûr’un sağ tarafında (Musa vasıtasıyla) sizinle sözleştik ve size menn (bol rızık ve ürün) ile (rahatça avlayabilmeniz için başka yerden sert esen rüzgârlar vasıtasıyla sürü halinde bölgenize) bıldırcın gönderdik.*
(*) Yani Aşağıdaki tefsir metinlerinde de geçtiği gibi, birçok müfessire göre Kur’an da geçen (المن ) ‘’menn’’ kelimesiyle zahmetsiz elde edilen bol ürün ve nimetlerdir. Yüce Allah o sene onlara bol ürün ve rızık vermişti, gökten gelen kudret helvası değil, doğru olan da budur… Ayrıca çevirilerde; bu ayetin son cümlesinin çevirisi, “Kudret helvası ve bıldırcın indirdik”şeklindedir. Oysaki “nezzelna” sözcüğünün, birkaç anlamı var. Sözcüğün, aynı zamanda “bağışlama, ikram etme, icat etme, gönderme veya yaratma” gibi anlamları da bulunmaktadır. Bu ayetteki “nezzelna” sözcüğü “ikram ettik, bağışladık, gönderdik veya icat ettik” anlamındadır. Bıldırcın konusuna gelince, söz konusu yılda sert esen güney rüzgârları nedeniyle diğer yerlerde bulunan bıldırcına benzer bazı kuş sürüleri bunların yaşadıkları bölgeye göç etmeleri nedeniyle bunlar onları avlayarak bol bol bu tür kuşun etini yemişlerdir, yani gökten veya cennetten gelen bir şey yok, zaten yüce Allah bir rızık gönderdiğini ifade ederken (انزلنا) ‘’enzelna ‘’kelimesini kullanıyor, yani tarafımızdan indiriyoruz, icad ediyoruz anlamında oluyor. Bu değil ki, gökten veya cennetten indiriyor. Kur’an’ı Kerimde bunun birçok örneği vardır. Mesela: (A’raf-26,Hadid-25,Ali İmran-154, Zümer-6 vs.) Bütün bunlarda da (انزل ) kelimesi geçiyor, ama gökten indirdik anlamlarında değil, icad etmek, var etmek anlamındadır… Selvâ, “bıldırcın” anlamı ile meşhur olmakla beraber yine bu kelime de sadece anılan anlamla sınırlı kalmayıp aynı zamanda “mahrumiyetten sonra insanı doyuran ve mutlu eden şey”manasına da gelir. Şu hâlde bu iki kelime deyimsel olarak, emek ya da çaba karşılığı olmaksızın Allah’ın insanlara kendiliğinden bahşettiği rızıkları ve nimetleri ifade eder. Allah, önce onların kötü durumlarını ve ihtiyaçlarını giderdi ve sonra onlardan yapmaları gerekeni istedi. Kişinin karnını doyurmadan, ihtiyaçlarını karşılamadan, ondan sağlıklı bir kulluk beklemek yanlış olur
﴿ وَأَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى ﴾ قال السعدي في تفسيره -رحمه الله وهو اسم جامع لكل رزق حسن يحصل بلا تعب، (فالمن) على هذا: كل ما امتن الله به عليهم، من طعام
وشراب وغير ذلك، مما ليس لهم فيه عمل ولا كد (تفسير ابن عطية -الدر المصون) وأما النعمة الثانية ففي قوله ( وأنزلنا عليكم المن والسلوى ) ما منح من الله يسمى إيجاده إنزالا ومنة ( وأنزلنا الحديد ) فإن قيل: إذا كان مصدر المن والسلوى من الأرض فما معنى الإنزال؟ أقول: يطلق الحق سبحانه مصطلح الإنزال على جميع المخلوقات سواء كان مصدرها الأرض أو السماء وذلك نظراً إلى ظهورها من الأصل الثابت، المشار إليه بقوله تعالى: (وإن من شيء إلا عندنا خزائنه وما ننزله إلا بقدر معلوم) الحجر 21. وهذه هي الكبرى التي تفرعت منها
مجموعة من الآيات، كقوله (وأنزل لكم من الأنعام ثمانية أزواج) الزمر 6. وكذا (ثم أنزل عليكم من بعد الغم أمنة نعاساً) آل عمران 154. وقوله: (تفسير المنار ).وقد سخر ربنا هجرة أسراب من طيور السلوي( السمان) للمرور علي قوم موسي( عليه السلام) وهم في أرض التيه بشبه جزيرة سيناء حتي يصطادوا منها ويأكلوا