O gün (hesap günü hiçbir kimseye), şefaat (dünyada kendisi için yapılmış dua ve istiğfar) fayda vermez. Ancak Rahman (rahmeti sınırsız Allah), bir kimse için (muvahhid olduğundan dolayı dünya hayatında meleklere, peygamberlere ve mü’minlere dua ve istiğfarda bulunma hususunda) izin (onay) vermiş ve (o kimsenin) sözünden (inanç, tutum ve davranışlarından) hoşnut olmuşsa, o başka. *
(*) Not: 1) Burada kimin şefaat edeceğinden değil, kime şefaat edilebileceğinden söz ediliyor. 2). Bu şefaat dünya hayatında olup fayda verip vermeyeceği yer ise ahiret hayatıdır. 3) Burada şefaatten maksat dünyada iken meleklerin, peygamberlerin, mümin ve salih kulların kimlere şefaat, yani kimlere dua ve istiğfar edebileceklerinden söz ediliyor. Yani bu ayette ahiret gününde, “torpilin” olacağından değil, olmayacağından söz edilmektedir. İşte buna benzer birçok ayette yüce Allah’ın iznine bağlanan şefaat bu anlamdadır. Örneğin: Yüce Allah’ın, Hz. İbrahim’in putperest olan babasına, Hz. Nuh’un inkârcı olan oğluna ve Hz. Peygamberin de münafıklara istiğfarda/şefaatte bulunmaları için izin vermeyişi buna birer örnektir. Yani birine şefaat etme/ dua ve istiğfarda bulunma/ yeri ancak dünya hayatıdır. Çünkü iman, ameli salih, ibadet, kulluk, dua, istiğfar vs. dünyada yapılmalıdır, fakat tüm bunların faydası ise ahiret hayatında olacaktır. Bu nedenle ahiret yurdu, iman, ameli salih, ibadet, kulluk, dua ve istiğfarda bulunma yeri değildir. Orada zaten herkes iman eder, ama dünyada iken iman etmemişse ona hiçbir faydası olmayacaktır. Bu yüzden ahiret yurdu sadece hesap verme ve bunun neticesinde ya mükâfat ya da ceza alma yeridir. O gün öyle bir gündür ki: يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِّنَفْسٍ شَيْئًا وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ ﴿١٩﴾ ) O gün hiçbir kimse, başka bir kimseye yardım etme gücüne (şefaat etme, dua ve istiğfarda bulunma yetkisine) sahip değildir. O gün bütün yetki (iş) Allah’a aittir. (İnfitar- 19) İşte, insanı en güzel kıvam ve potansiyelde yaratan, dengeli bir fıtratla düzene koyan yüce Allah, hiçbir şefaatçi, kayırıcı ve aracıya ihtiyacı olmadan; verilen potansiyel, yeti ve melekelerle kurtulabileceğimiz idrakini bizlere İnfitâr sûresiyle sunmuştur. Bu vb. şefaatle ilgili ayetlerin doğru tefsiri bu şekilde olduğuna dair aşağıdaki açıklamalara da bakılabilir. Kur’an’a göre şefaat sadece Allah’ın tasarrufundadır. Müşrikler ise, bu tasarrufu Allah dışındakilerden de beklediklerinden bu âyetler sürekli olumsuz cümle kalıplarıyla gelmiştir. Ayrıca Kur’an’da Hz. Muhammed’in ahiret günü ümmetine şefaat edeceğinden değil, bilakis şikâyet edeceğinden söz edilmiştir. (Bkz. Furkân suresi -:30) (Kurandan Hayata) Yine eğer bazı ayetlerden ahiret gününde meleklerin şefaati/yardımı/ anlaşılıyorsa, bunun anlamı da şöyledir.‘’O gün Allah’ın, razı olduğu ve cennette girmek izini/onayı verdiği bir kimse için görevli meleklere onu alıp cennete koyun’’ diye şeklinde anlaşılmalıdır. Zira o gün bir kimsenin başkasına şefaat/yardım etmesi mümkün olamayacağı gibi, o gün, dua etme veya istiğfarda bulunma günü de değildir. Ama dünyada ise meleklerin şefaati yeryüzünde bulunanların hidayeti ve iman edenlerin bağışlanmaları için yaptıkları dua ve istiğfardır. İşte Kur’an’ın her yerinde geçen (الا من بعد اذنه) ‘’illa min ba’dı iznihi’’ şeklindeki istisnalar hem dünya hayatında meleklerin mü’min kulları için yüce Allah’ın izni ile dua ve istiğfarda bulunmaları, hem de ahiret gününde Allah’ın emirlerini icra eden melekler için geçerlidir. Bu yüzden Allah katındaki makâmı ve derecesi ne kadar yüksek (melek veya peygamber) olursa olsun, hiçbir kimse günahkârların kurtuluşu için o gün aracılık edemeyecek, cezayı hak etmiş bir suçluyu azaptan kurtaramayacaktır. Ancak yüce Allah kendi merhameti ile suçlu kullarını affederse o başka! Çünkü şefaat/yardım/ tümüyle yalnız yüce Allah’ın tasarrufundadır.
ايتان فقط في كتاب الله وتعالى يمكن أن يزعم المجادلون أن فيهما قرينة تدل على يوم القيامة (وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُ حَتَّى إِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قال ربكم) سبأ:23 ) يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا (طــه:109) ونلاحظ في هاتين الآيتين الكريمتين أن الفعل (تنفع) قد جاء بصيغة المضارع ليدل على يوم القيامة ، بينما جاءت صيغة الفعلين ( أذن، ورضي) بصيغة الماضي لتدل على الحياة الدنيا ا أي أن الشفاعة التي أذن الله سبحانه وتعالى بها للملائكة والنبيين والصالحين في
الحياة الدنيا هي الشفاعة التي تنفع المؤمنين (الموحدين) يوم القيامة ، تنفع المؤمن ولا تنفع الظالم... والشفاعة في الحياة الدنيا (والله أعلم )، هي استغفار الأنبياء والصالحين والملائكة للناس والدعاء لهم والصلاة عليهم في الدنيا ، ينتفع بها المؤمن يوم القيامة ولا ينتفع بها الكافر.ويؤكد
المعنى الذي ذهبنا إليه، قوله سبحانه:"الَّذِينَ يَحۡمِلُونَ الۡعَرۡشَ وَمَنۡ حوله َوۡلَهُ يُسَبِّحُونَ بحمد رَبِّهِمۡ وَيُؤۡمِنُونَ بِهِ وَيَسۡتَغۡفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعۡتَ كُلَّ شَىۡءٍ رَّحۡمَةً وَعِلۡمًا فَاغۡفِرۡ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمۡ عَذَابَ الۡجَحِيمِ " ( غافر : 7 ) وقوله
تعالى: " تَكَادُ السَّمَاوَاتُ ِ يَتَفَطَّرۡنَ مِن فَوۡقِهِنَّ وَالۡمَلَآئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمۡدِ رَبِّهِمۡ وَيَسۡتَغۡفِرُونَ لِمَن فِى الۡأَرۡضِ أَلَا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الۡغَفُورُ الرَّحِيمُ " ( الشورى : 5 ) فاستغفار الملائكة للمؤمنين في الحياة الدنيا هو شفاعة لهم في الدنيا وتنفعهم يوم القيامة بإذن ربهم، وهذا القول ينطبق أيضا على
قوله تعالى "يعلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ وَلَا يَشۡفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ارۡتَضَى وَهُم مِّنۡ خَشۡيَتِهِ مُشۡفِقُونَ "(الأنبياء (28) وقوله تعالى: " وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى السَّمَاوَاتِ َلا تُغۡنِى شَفَاعَتُهُمۡ شَيۡئًا إِلَّا مِن بَعۡدِ أَن يَأۡذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرۡضَى " ( النجم : 26) إذا شفاعة الملائكة التي يأذن الله سبحانه وتعالى ويرضى، هو استغفار الملائكة للذين آمنوا في الحياة الدنيا، أما شفاعة النبي صلى الله عليه وسلم للمؤمنين فهي "والله أعلم" استغفاره لهم في الحياة الدنيا، وهذا الاستغفار:ينتفع به المؤمنون ولا ينتفع به المنافقون، وهذا المعنى واضح تمام الوضوح من خلال الآيات الكريمة التالية : ومَا أَرۡسَلۡنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ لِيُطَاعَ بِإِذۡنِ اللّهِ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ إِذ ظَّلَمُوا۟ أَنفُسَهُمۡ جَآءُوكَ (فَاسۡتَغۡفَرُوا۟ اللّهَ وَاسۡتَغۡفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا۟ اللّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا" ( النساء: 64 ) ( يَوْمَئِذٍ لا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً ) [ طه : 20/109 ) فالعبارةُ القرآنيّةُ (يَوْمَئِذٍ لا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ ) ساحتها الآخرةُ .. والعبارةُ القرآنيّةُ ( إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً ) ساحتُها الدنيا ... المصدر : (الشفاعة في الدنيا ولا شفاعة في الآخرة... - دفاعا عن السنة المطهرة) (وقصارى ذلك - إنما تنفع الشفاعة لمن أذن له الرحمن في أن يشفع له، وكان له قول يرضى (تفسير المراغي) قَوْلُهُ تَعَالَى: {يَوْمَئِذٍ لاَّ تَنفَعُ ٱلشَّفَاعَةُ إِلاَّ مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ}؛ أي لا تنفعُ لأحدٍ من الناس إلاّ مَن أذِنَ اللهُ أن يُشْفَعَ له فذاك الذي تنفعُ الشفاعة، (التفسير الكبير – للطبري) وقيل : المعنى ، أي إنما تنفع الشفاعة لمن أذن له الرحمن في أن يشفع له ، وكان له قول يرضى . (تفسير القرطوبي) {يَوْمَئِذٍ لاَّ تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ } أحداً {إِلاَّ مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ } أن يشفع له {وَرَضِىَ لَهُ قَوْلاً (تفسير الجلالين) والمعنى: إنما تنفع الشفاعة لمن أذن له الرحمٰن في أن يشفع له، وكان له قول يرضى، ومثل هذه الآية قوله: { لا يَشْفَعُونَ إِلاَّ لِمَنِ ٱرْتَضَىٰ } } [الأنبياء: 28]، (فتح القدير) المعنى: {لاَ تَنفَعُ ٱلشَّفَاعَةُ} أحداً من الناس {إِلاَّ مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ} ٱأي: إلا من أذن له الله أن يشفع له {وَرَضِي لَهُ قَوْلاً} أي رضي قوله (اللباب في علوم الكتاب) ) (إِلاَّ مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ} الاستثناء من الشفاعة أي إلا شفاعة من أذن له أو من أعم المفاعيل، أي إلا من أذن في أن يشفع له فإن الشفاعة تنفعه، (انوار التنزيل واسرار التأويل)