close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Şûrâ Sûresi 52. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve keżâlike evhaynâ ileyke rûhan min emrinâ(c) mâ kunte tedrî mâ-lkitâbu velâ-l-îmânu velâkin ce’alnâhu nûran nehdî bihi men neşâu min ‘ibâdinâ(c) ve-inneke letehdî ilâ sirâtin mustakîm(in)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve işte biz, emrimizle sana böylece Ruh'u gönderdik de vahyettik; ne kitap nedir, bilirdin, ne de iman ve fakat onu, kullarımızdan dilediğimizi doğru yola sevk eden bir nur olarak yarattık ve şüphe yok ki sen de elbette doğru yola sevk edersin.
"Ruh" tan maksat Cebrail'dir.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Ey Nebim!) İşte böylece Sana da emrimizden bir ruh vahyettik. (Sana çok özel bir inayet, hidayet ve hikmet bahşettik.) Ki Sen, kitap nedir, iman nedir (bunların hakikatine nasıl erişilir?) bilmezdin. Ancak Biz Onu (Kur’an’ı) bir nur (hidayet ve istikamet ışığı, şuur ve huzur kaynağı, kurtarıcı kanun ve kurallar dayanağı) kılıverdik, Onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz Sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletmektesin.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
İşte ey Muhammed! Sana da kendi buyruğumuz altında, hayat veren bir mesaj vahyettik. Bu mesaj sana gelmezden önce, kitap nedir, iman nedir bilmezdin, ama şimdi bu mesajı bir nur, bir ışık yaptık ki, onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola ulaştıralım. Şüphesiz sen de, insanları O'nunla doğru yola ulaştıracaksın.
Ahmet Tekin
swap_vert close
İşte bu cümleden olarak sana, var ettiğimiz ve koruduğumuz aslî düzenin bir bölümü olan, tabiî, dinî, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzeni içeren, ihya eden, insanları ve toplumları pislikten arındıran Kur'ân'ı vahyettik. Sen, okuma yazma nedir, kitap nedir, kitaba vukuf nedir, iman nedir, bilmiyordun. Biz Kur'ân'ı bir nur olarak planladık. Onunla, sünnetimize, düzenimizin yasalarına uygun olarak, irademizin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kullarımızdan bir kısmını doğru, hak yola iletiriz. Sen de, elbette doğru muhkem, güvenli ve mutedil yolu, İslâmî hayatı gösteriyor, hidayet vesilesi, hakka yönlendirici, aydınlatıcı bilgiler veriyorsun.
bk. Kur’an-ı Kerim, 4/174; 41/44.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Böylece sana da kendi emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Fakat onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediğimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen doğru yola iletiyorsun.
Ali Bulaç
swap_vert close
Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletiyorsun.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
(Ey Rasûlüm), işte sana böyle emrimizden bir ruh (Kur'an) vahyettik. (Halbuki daha önce) sen kitab nedir, iman nedir bilmiyordun. Fakat biz o kitabı bir nur yaptık. Onunla kullarımızdan dilediğimize hidayet vereceğiz; ve muhakkak ki sen, doğru bir yola (İslâm'a) çağırıyorsun.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
İşte böylece (melek vasıtasıyla) emrimizden bir ruhu (ruh gibi bir mesajı) sana bildirdik. Sen kitap nedir, iman nedir, bilmezdin. Fakat Biz o kitabı, onunla, kullarımızdan istediğimizi doğru yola ilettiğimiz bir nur yaptık. Ve şüphesiz sen, insanları çok doğru bir yola çağırıyorsun.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
İşte sana da böyle, emrimizden bir ruh/can vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz Kur'ân'ı, kullarımızdan dilediğimizi doğru yola ilettiğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz sen doğru yola götürüyorsun.
Besim Atalay
swap_vert close
İşte böyle, emrimizle sana bir ruh vahiy ettik, kitap nedir, inan nedir bilmezdin; bir nur kıldık onu biz, kullarımız içinden dilediğimiz kimseyi, onunla biz doğru yola iletiriz, evet, sen de doğru yola Allahın yoluna kılavuzlarsın
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
52-53. (Ey Resul!) İşte böylece sana da kendi buyruğumuzdan bir ruh (hayat veren Kur'an'ı) vahyettik. Sen (bundan önce) kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu (Kur'an'ı sizi aydınlatacak) bir nur yaptık. Kullarımızdan (iyi niyet ve eylemine göre) dilediğimizi onunla hidayete iletiriz. Ve şüphesiz ki sen, dosdoğru bir yola rehberlik ediyorsun. (O yol) göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın yoludur. Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah'a döner (O'na havale edilir ve nihaî hükmü O verir). 
Bkz.7/158 ve “Ümmi” ifadesi ile ilgili dipnotu.  
Cemil Said
swap_vert close
52,53. Sana da öylece Cibrîl vâsıtasıyla vahy iyledik. Ândan evvel sen kitâb ve îmân nedir bilmez idin lâkin biz Kur’ân’dan nûr husûle getirdik ki o sâyede ’ibâdımızdan istediklerimizi hidâyete sevk idiyoruz. Sen de ânları tarîk-i müstakîme, semâvâtda ve arzda ne var ise hepsinin sâhibi olan Allâh’ın yoluna sevk it kâffe-i umûr Allâh’a rücû’ idecekdir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
52,53. İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
52,53. İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
52-53. İşte böylece sana da kendi buyruğumuzla bir ruh (Kur’an) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun; ama şimdi onu, dilediğimiz kullarımızı sayesinde doğruya eriştirdiğimiz bir ışık kıldık. Hiç şüphe yok ki sen doğru yolu, göklerin ve yerin yegâne sahibi olan Allah’ın yolunu göstermektesin. İyi bilinmeli ki bütün işler dönüp dolaşır Allah’a varır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.  
 Kur’an diye tercüme edilen «ruh» kelimesinin ayrıca Cebrail’i de ifade ettiği belirtilmiştir. Bu âyette risalet ve kitabın önemi belirtilmiş, Hz. Peygamberin kendisine gelen vahiyle, doğru yol rehberi olduğu açıklanmıştır.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Biz böylece sana katımızdan bir ruh vahyettik.* Sen kitap nedir iman nedir bilmezdin. Ancak onu, dilediğimiz kulları doğruya ulaştıran bir ışık kıldık. Sen elbette doğru yola kılavuzluk ediyorsun.**
* Bak 17:85; 15:29. ** Muhammed dahil hiçbir insan kimseye kurtuluş için klavuzluk edemez (28:56) ancak, her mümin Tanrı tarafındın belirlenen "doğru yola" klavuzluk edebilir. Bir başka deyişle, dini ve hidayeti belirleyen Tanrı olup, bize düşen onun tebliğidir. Muhammed peygamberi ayrı bir hidayet kaynağı haline getirmek şirktir. Bak 6:112-114; 39:11.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
İşte biz böylece sana da emrimizden Kur'ân'ı vahyettik. Yoksa sen kitap nedir? İman nedir? bilmiyordun. Fakat biz onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletiyoruz. Şüphesiz ki sen de insanları doğru bir yola götürüyorsun.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ve işte sana böyle emrimizden biz ruh vahyettirdik, sen kitab nedir? İyman nedir? Bilmiyordun ve lâkin biz onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimize hidâyet vereceğiz ve emîn ol sen her halde doğru bir yola çağırıyorsun
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Habibim!) İşte böylece sana da buyruğumuzla, bir rûh (manevi kalpleri dirilten Kur’ân’ı) vahyettik. Sen (vahiy gelmezden önce) Kitap (Kur’ân) nedir ve îmân (esaslarının tafsilatı) nedir, bilmezdin. Fakat biz onu (Kur’ân’ı), hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf eden kimseler için, kendisiyle doğru yola ulaştırdığımız bir nur yaptık. Şüphesiz sen (Kur’ân ile ve ondaki hükümleri insanlara açıklamakla, onları) dosdoğru bir yola davet ediyorsun.
Erhan Aktaş
swap_vert close
İşte böylece sana buyruğumuzdan bir ruh¹ vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat onu, kullarımızdan dileyen kimseyi doğru yola ileteceğimiz bir ışık yaptık. Kuşkusuz sen, dosdoğru bir yola kılavuzluk etmektesin.
1- Vahiy. Allah'tan gelen bilgi. Ruh sözcüğü, “can”, “vücuda hayat veren cevher” anlamının yanı sıra; “insana ve toplumlara düzen vererek onları canlı, diri ve sağlıklı kılan vahiy” anlamında da gelmektedir.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
İşte biz, sana da (Habîbim) böylece emrimizden bir ruuh vahyetdik. Halbuki (vahiyden evvel) kitâb nedir, îman nedir, sen bilmezdin. Fakat biz onu bir nuur yapdık. Bununla kullarımızdan kimi dilersek ona hidâyet ederiz. Şübhesiz ki sen herhalde doğru bir yolun rehberliğini yapıyorsun.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
İşte böylece sana da emrimizden bir ruh (olan Kur'ân'ı) vahyettik. (Sen bundan önce) kitab nedir, îmân nedir bilmezdin;(1) fakat (biz) onu (o Kur'ân'ı) kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle hidâyete erdirdiğimiz bir nûr kıldık. Ve şübhesiz ki sen, elbette dosdoğru bir yola rehberlik ediyorsun.
(1)Burada Kur’ân-ı Hakîm’e “Ruh” ta‘bîr edilmesiyle, cesedlerin ruh ile hayat bulması gibi, kalb ve nefislerin ancak Kur’ân ile canlanacağı ve ebedî hayâta böylece mazhar olunacağı beyân buyurulmaktadır. Ayrıca bununla Cebrâil (as)’ın kasdolunduğu da bildirilmiştir. “Kitab nedir, îman nedir bilmezdin” ifâdesinden maksad; Resûlullah (asm) vahiyle kendisine bildirilen hakīkatleri, nübüvvetinden evvel bilmezdi, demektir. (Celâleyn Şerhî, c. 7, 75) “Ümmî (okur-yazar olmayan) bir adam, bir fennin ulemâsıyla münâkaşaya girişerek, beyne’l-ulemâ (âlimler arasında) ittifaklı olan mes’eleleri tasdik ve ihtilâflı olanları da tashîh ederse (düzeltirse); o adamın bu hârika olan hâli, onun pek çok yüksekliğine ve onun ilminin vehbî (Allah vergisi) olduğuna delâlet etmez mi? (...) Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’a bak ki; o Zât (asm) herkesçe müsellem (kabûl edilen)ümmîliğiyle berâber, geçmiş enbiyâ ile kavimlerinin ahvâllerini (hâllerini), görmüş ve müşâhede etmiş gibi Kur’ân’ın lisânıyla söylemiştir. Ve onların ahvâlini, sırlarını beyân ederek âleme neşr ü i‘lân etmiştir (yaymıştır). Bilhassa naklettiği onların kıssaları, bütün zekîlerin nazar-ı dikkatlerini celb eden (çeken) da‘vâ-yı nübüvvetini isbât içindir. (...) Sanki o Zât (asm), vahy-i İlâhînin ma‘kesi (akis yeri) olan ma‘sum rûhuyla zaman ve mekânı tayyederek (geçerek), o zamanların en derin derelerine girmiş ve en yüksek dağların şâhikalarına (zirvelerine)çıkmış, gördüğü gibi söylemiştir. Binâenaleyh o Zât’ın (asm) bu hâli onun bir mu‘cizesi olup, nübüvvetine delil olduğu gibi, evvelki enbiyânın (as) da nübüvvet delilleri ma‘nevî bir delil hükmünde olup, o Zât’ın (asm)nübüvvetini isbât eder.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 158)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve (Resulüm,) işte bu şekilde; sana da buyruğumuzdan bir ruhu (gönüllere hayat veren Kur’an’ı) vahyettik. Sen (bundan önce bu ilahi) kitap nedir ve (onda esasları belirlenmiş olan) iman nedir bilmezdin! Ancak biz onu, (o vahyi, Kur’an’ı tüm insanlığa) bir ışık (yol gösterici) yaptık; kullarımızdan dilediğimizi (doğru yol ve hidayeti tercih edeni) onunla doğru yola iletiyoruz. Şüphesiz sen de (bu Kur’an’ı tebliğ etmek suretiyle insanları) dosdoğru bir yola yönlendiriyorsun. *
(*) Hz. Muhammed kendisine peygamberlik verilmeden önce de putperestlikten uzak duruyor, özellikle ahlâkî erdemleriyle yakın çevresinin dikkatini çekiyordu. Peygamber olduğunu açıkladıktan ve tevhid çağrısına başladıktan sonra ona karşı sert bir mücadele başlatan Mekke’nin ileri gelenleri kendisiyle çok çetin tartışmalara girmelerine rağmen onun daha önce kendileriyle birlikte putlara taptığı yönünde bir argüman ileri sürememiş ve ahlâkî üstünlüğüne gölge düşürebilecek en küçük bir ithamda bulunamamışlardı. Şu hâlde 52. âyetin “Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun” diye çevrilen kısmını bu olgu ışığında şöyle açıklamak uygun olur: Sen daha önce sana verilen kitabın içeriğini ve bütün iman konularını bilmiyordun, bunların hakikatini idrak etmiş değildin. Nitekim bazı âyetlerde iman kelimesi “İslâmiyet, Allah’ın buyruklarına uygun olarak yapılan ameller ve yaşanan Müslümanlık” anlamında kullanılmıştır (meselâ bk. Bakara 2/143). Ayrıca, âyette “Mümin değildin” denmemiş, “İman nedir bilmiyordun” buyurulmuştur. Burada geçen “bilme” anlamındaki derâ fiili, sıradan bir bilgiye sahip olmayı değil, bir konunun hakikatine vâkıf olmayı ve inceliklerini idrak etmeyi ifade eder (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “dry” md.; İbn Âşûr, XXV, 152-153). Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 762-763) Bundan da anlaşılıyor ki, Hz. peygamber dâhil, bütün insanlığa hidayet ve doğru yolu gösteren ve kılavuzluk edebilen sadece ilahi vahyin ürünü olan Kur’an’ı kerimdir. Onun dışında bir hidayet kılavuzu ve kaynağı yoktur. Zira sadece o dur (هدي للناس)’’hüden linnasi’’ insanlara hidayet rehberi!  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Böylece biz sana kendi emrimizle bir kitap (ruh) vahyettik. Sen bundan önce ne kitap bilirdin nede iman bilirdin. Böylece sana indirdiğimiz kitabı yol gösterici bir ışık yaptık. Biz o kitapla kullarımızdan dilediklerimizi doğru yola iletiriz. Sen de insanları o Kitab’ın sana öğrettiği dosdoğru yoluna iletirsin.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
İşte Biz öz buyruğumuz olan bir ruhu, Kur’an’ı da senin gönlüne böyle bildirdik. Yoksa sen bundan önce Kitap’ın da, inancın da ne olduğunu bilmiyordun. Biz bu ruhu bir ışık olarak varettik. Bununla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletiyoruz. İşte sen de kesenkes doğru yola iletmektesin,
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Bu vahiy gibi sana öz emrimizden bir ruh [¹] vahiy ettik. Halbuki sen bundan evvel Kitabın ve imanın [²] ne olduğunu bilmezdin. Fakat biz bunu kullarımızdan dilediğimizi hidayete götürmek için bir nur kıldık. Sen hakikatte Kur/an ile halkı doğru yola,
[1] Kur'an veya Cibrili emin gönderdik.[2] Namaz, oruç, gusul, gibi iman-ı şer'iyi.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Ey Peygamber!) İşte böylece sana emrimizden bir “ruh” vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun? Fakat Biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola ileteceğimiz bir nur kıldık. Muhakkak ki sen elbette dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
Kadri Çelik
swap_vert close
Böylece sana da biz kendi emrimizden bir ruh (Kur'an) vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Ancak biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip iletiyorsun.
Mahmut Kısa
swap_vert close
İşte sana da ey Muhammed, ölü kalplere emrimizle hayat bahşeden bu Kur’anı gönderdik. Oysa bundan önce sen, kitap nedir iman nedir bilmezdin fakat şimdi bu Kur’an’ı yürekleri aydınlatan bir ışık yaptık ki, onunla kullarımızdan dilediğimizi karanlıklardan kurtarıp doğru yola ulaştıralım. O hâlde, hiç kuşku yok ki, sen ey şanlı elçi, insanlığı dosdoğru bir yola çağırmaktasın!
Mahmut Özdemir
swap_vert close
İşte böyle, bizim emrimizden bir rûhu sana vahyettik. İman nedir, Kitap nedir, biliyor değildin; ama onu bir nûr yaptık; onunla kullarımızdan dileyeceğimiz kimselere yol gösteriyoruz. Elbette, sen de iletiyorsun doğru bir yola!
Mehmet Çakır
swap_vert close
Sana da aynı şekilde ferman edip bir güç yüklemesi yaptık. Çünkü vaktiyle sen, kitap nedir iman nedir bilmezdin. Bu Kitabı, lâyık gördüğümüz kulları, düze çıkarmak için bir ışık yaptık. Bundan böyle sen, insanları hep doğruya yönlendireceksin.
Mehmet Çoban
swap_vert close
İşte biz dilediğimizi yaparak, onlara sormadan sana Kur’an’ı vahyettik. Nasıl hüküm veriyorlar? Sana Kitap göndermek için onlara mı soracaktık? Unutma! Sen daha önce Kitap nedir, iman nedir bilmezdin! Biz sana Kur’an’ı gönderdik ki; inanıp güzel işler yapacaklar, yasalarımıza uyacaklar için bir ışık, bir aydınlık olsun! Sen yaptığından, onlara vahiylerimizi okumandan şüpheye düşme! Onların inkârları, saçma sapan sözleri seni yolundan ayırmasın! Çünkü sen onlara doğru yolu göstermektesin! Onlar bunu ister anlar, ister anlamaz! Bu seni ilgilendirmez! Anlamayıp bildiklerini okuyanlara elbette hesap günü sorarız! Sen görevini yap yeter!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
İşte böylece sana da emrimizden bir [rûh] (Kur’an’ı) [*] vahyettik. Sen o Kitabı ve (esasları belirlenmiş) o imanı bilmezdin. [*] Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi (layık olanı) kendisiyle doğru yola ulaştırdığımız bir [nûr] [*] (ışık) kıldık. Şüphesiz ki sen doğru yolu göstermektesin:
Benzer mesajlar: Nahl 16:2; Mü’min 40:15; Mücâdele 58:22; Kadir 97:4.,Burada Hz. Muhammed’in peygamberlik öncesi dönemde ilahî vahiy anlamında “[el-Kitab]” ve kurumsal bir sistem olarak da dört başı mamur bir “iman” bilgisine sahip olmadığı ortaya konulmaktadır. Bu arada Hz. Muhammed’in, Hz. İbrahim’den kalma sözlü kültür anlamında bir [muvahhid] yani Yüce Allah’ı tek ilah bilen bir anlayışın sahibi olduğu, hiçbir zaman putlara tapmadığı da bilinmektedir Kur’an’ın bir isminin [nûr] oluşuyla ilgili mesajlar: Nisâ 4:174; A‘râf 7:157; Tevbe 9:32; Hacc 22:8; Nûr 24:35; Lokmân 31:20; Şûrâ 42:52; Saff 61:8; Teğâbun 64:8.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Ey Muhammed!) Biz sana da bu şekilde kendi emrimizle gönüllere can veren bir söz vahyettik. Sen (bundan önce) kitabın da îmanın da ne olduğunu bilmezdin. Fakat Biz, o (kitabı) kendisiyle kullarımızdan dilediklerimizi hak yola ulaştırdığımız bir nur kıldık. Şüphesiz sen (insanları) dosdoğru yola götürüyorsun.
Muhammed Esed
swap_vert close
İşte sana da ⁵⁴ [ey Muhammed,] kendi buyruğumuz altında hayat veren bir mesaj ⁵⁵ vahyettik. [Bu mesaj sana gelmeden önce,] sen vahiy nedir, iman [nedir] bilmezdin: ⁵⁶ ama [şimdi] bu [mesajı] bir ışık yaptık ki onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola ulaştıralım: şüphesiz sen de [insanları onunla] doğru yola ulaştıracaksın,
54 Yani, önceki ayette zikredilen her üç yoldan da.55 Rûh terimi (lafzen, “can” veya “ruh”) Kur’an’da çoğu zaman “ilahî ilham” anlamında (bkz. sure 16, not 2) kullanılmıştır. Bu bağlamda Muhammed (s)’e indirilen ilahî ilhamın yani, Kur’an’ın ihtiva ettiklerini gösterir (Taberî, Zemahşerî, Râzî, İbni Kesîr), ki bu da insanı daha yoğun bir manevî hayata yöneltmeyi amaçlar. Çeviriyi yukarıdaki şekilde yapmamın sebebi budur.56 Yani, “iman” kavramının insanın Allah’a tam teslimiyeti (islâm) anlamına geldiğini.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
İşte bu şekilde, sana da emrimizden Ruh/Kuran vahyettik. Oysa sen bundan önce kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Ama biz bunu kullarımızdan dileyene doğru yola ileten bir nur kıldık. Şüphe yok ki sen de bu Kuran ile insanları dosdoğru yola yöneltmektesin. 28/86, 42/3
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ve (ey Nebi,) işte sana da (evrensel ve sabit olan) mutlak ‘emr’imizden hayat bahşeden (mukayyet) bir mesaj/rûh vahyettik;[⁴³⁶⁵] sen daha önce kitap nedir iman nedir bilmezdin:[⁴³⁶⁶] Fakat şimdi onu bir nur kıldık ki, kullarımızdan tercih ettiklerimizi onunla doğru yola yöneltelim. Ve şüphe yok ki sen de insanları dosdoğru bir yola yöneltmektesin;
[4365] Rûhun “vahiy” anlamı için bkz: 16:2. Rûhan min emrinâ ibaresi, şu sonuçları verir: 1) Rûh el-emrdendir (min) ve el-emre tabidir. 2) İzafet üzerinden belirlilik kazanan ve Allah’a isnat edilen emr, kayıtsız, sınırsız ve sabittir. 3) Belirsiz gelen rûh, kayıtlı, sınırlı ve değişkendir. Sonuç: Vahiy el-emr kaynağından süzülüp gelir. O kaynak, kâinatın ilâhî yazılımının da kaynağıdır. Zaman ve makanlar üstüdür, evrenseldir, sabittir. Emrden süzülüp gelen ve ‘manen ölü olanları canlandıran’ bir rûh olan okuduğumuz vahiy ise kayıtlı, sınırlı ve değişkendir. Kayıtlıdır: Belli bir zamanda, belli bir mekânda inmiştir. Sınırlıdır: Sınırlı sesleri temsil eden sınırlı harflerden oluşur ve sınırlı sayıda sözcük kullanır. Değişkendir: Nebi Musa’ya İbranice, nebi İsa’ya Ârâmice, nebi Muhammed’e Arapça inmiştir. (Benzer bir ibare olan ‘alâ şerî’atin mine’l-emr için bkz: 45:18, not 20). [4366] “Bildi” anlamına gelen derâ fiili sıradan bir bilmeyi değil, özüne vakıf olup hakikatine ermeyi ifade eder (Râğıb). Kast edilen, iman ve kitap hakkında dirayet sahibi olmaktır (İbn Âşûr).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
52,53. (Ey Muhammed) İşte biz sana emrimizden bir ruh (Kuran) vahyettik. Evvelce sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. (*) Fakat biz onu bir nur kıldık ki onunla dilediğimiz kulları hidayete erdiririz. (Ey Muhammed) kuşkusuz sen, -insanlara- dosdoğru bir yolu, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin sahibi olan Allah’ın yolunu gösteriyorsun!.. (Ey insanlar) Haberiniz olsun ki, bütün işler sonunda ancak Allah'a dönüp varır! (Henüz vakit geçmemişken Rabbinizin davetini kabul edip, Son Peygamberinin izini takip edin, son İslam kervanına katılın.)
(*) Kitap sahibi olmak şöyle dursun, kitabın nasıl bir şey olduğunu bile bilmezdin ve sırf kendi dirâyetinle imanın rükünlerini ve şartlarını, kitapta olduğu gibi bilmezdin. Çünkü, imanın şartları arasında yalnız akıl yeterli olmayıp, vahiy ile alınması gerekli noktalar da vardır.  
Osman Fırat
swap_vert close
İşte sana da böyle emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu (ruhu), kullarımızdan dilediğimizi, doğru yola ilettiğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz sen, doğru yola götürüyorsun:
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve işte sana da evimizden bir rûh vahyettik. Sen bilir değildin ki, kitap nedir, imân nedir? Velâkin Biz onu bir nûr kıldık, onunla kullarımızdan dilediğimizi hidâyete erdiririz ve şüphe yok ki, sen bir doğru yola rehberlik edersin.
Suat Yıldırım
swap_vert close
İşte böylece sana da emrimizden bir rûh vahyettik. Halbuki sen daha önce kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Lâkin Biz onu, kullarımızdan dilediklerimize doğru yolu gösteren bir nûr kıldık. Sen gerçekten insanlara doğru yolu gösterirsin. [41, 44; 4, 174]
Süleyman Ateş
swap_vert close
İşte sana da böyle emrimizden bir ruh (gönüllere can veren bir söz) vahyettik. Sen Kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, doğru yola ilettiğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz sen, doğru yola götürüyorsun:
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Sâir peygamberlere vahy iylediğimiz gibi sana da emrimizden bir rûhı vahy iyledik. Sen kitâb nedir ve îmân nedir bilmezdin. Ve lâkin biz o kitâbı ve îmânı bir nûr kıldık ki kullarımızdan dilediğimizi onunla hidâyet ideriz. Yâ Muhammed! Sen Kur'ân'la doğrı yola hidâyet idersin.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
İşte sana da bu yolla emrimiz olan ruhu vahyettik. Yoksa sen bu Kitab’ın ve bu imanın ne olduğunu bilmezdin. Ama onu bir nur yaptık, düzenimize uyduğunu gördüğümüz kullarımızı onunla yola getiririz. Elbette sen doğru yolu gösterirsin.
Şaban Piriş
swap_vert close
İşte bu şekilde sana da emrimizden bir ruhu/özü vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat, onu kullarımızdan dilediğimize onunla yol gösterelim diye bir nur/aydınlatıcı kıldık. Şüphesiz sen, dosdoğru bir yola yöneliyorsun
Ümit Şimşek
swap_vert close
Böylece sana da emrimizden bir ruh(18) vahyettik. Yoksa daha önce sen kitap nedir, iman nedir, bilmezdin. Biz Kur'ân'ı bir nur yaptık ki, onunla kullarımızdan dilediklerimize yol gösteriyoruz. Sen de, hiç şüphesiz, dosdoğru bir yola rehberlik ediyorsun.
(18) İfadenin gelişinden de anlaşılacağı gibi, Kur’ân. “Ruh” sözcüğü çeşitli diğer bazı âyetlerde de Cebrail, vahiy, peygamber gibi anlamlarda kullanılmıştır ki, böylelikle, bütün bunların, cesede giren bir ruh gibi, insanların din ve dünyasına hayat kattıkları vurgulanmaktadır. Örnek için, bk. 4:171, 16:2, 19:17, 26:193, 40:15.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
İşte böylece sana da emrimizden bir rûh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir nur yaptık. Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yola kılavuzluk etmektesin.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ancılayın vaḥy eyledük senüñ dapa canı ya'nį ķur’ānı buyruġumuzdan. bilmezidüñ nedür kitāb daħı įmān velįkin eyledük anı nur yol gösterimiz anuñ-ile aña kim dilerüz ķullarumuzdan. daħı bayıķ sen yol gösterürseñ ŧoġru yol dapa
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Anuñ gibi vaḥy eyledük saña Ḳur’ānı buyruġumuzla, yā Cebrā’īli gönder‐dük sen bilmezdüñ kitāb nedür, daḫı īmān nedür. Lākin biz Ḳur’ānı nūreyledük. Hidāyet virürüz anuñla kime dilesevüz ḳullarumuzdan. Daḫı hidāyet virürsin doġru yola.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ya Rəsulum! Əvvəlki peyğəmbərlərə vəhy nazil etdiyimiz kimi) sənə də beləcə əmrimizdən olan bir vəhy (mö’minlərə mə’nəvi həyat verən Qur’an) göndərdik. Sən (bundan əvvəl) kitab nədir, iman nədir bilməzdin. Lakin Biz onu bəndələrimizdən dilədiyimizi haqq yola qovuşdurmağımız üçün bir nur etdik. Sən (onunla insanları) düz yola yönəldirsən (islam dininə də’vət edib haqqa qovuşdurursan).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And thus have We inspired in thee (Muhammad) a Spirit of Our command. Thou knewest not what the Scripture was, nor what the Faith. But We have made it a light whereby We guide whom We will of Our bondmen. And lo! thou verily dost guide unto a right path.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And thus have We, by Our Command, sent inspiration to thee: thou knewest not (before)(4601) what was Revelation, and what was Faith; but We have made the (Qur´an) a Light, wherewith We guide such of Our servants as We will; and verily thou dost guide (men)(4602) to the Straight Way,-
4601 Before the receipt of his mission in his fortieth year, the Prophet, though a man of steadfast virtue and purity and unflinching in his search for Truth (see C. 22-23), was yet unacquainted with Revelation in the highest sense of the term and with the certainty that comes from perfected Faith, or realised nearness to Allah. Ruh, which I have here translated Inspiration has also been understood by some Commentators to refer to the angel Gabriel, the vehicle of Revelation. The Light of the Qur'an made all things clear to man, and to the world. 4602 The Qur'an and the inspired Prophet who proclaimed it, are here identified. They were a Guide to men, showing the Straight Way . This Way is described in various ways: for example, see 1:6, and n. 22; 18:1-2, and notes 2326-2327; and 90:11-18.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَكَذٰلِكَ
ve işte böylece
اَوْحَيْنَٓا
vahyettik
اِلَيْكَ
sana
رُوحاً
bir rûh
مِنْ اَمْرِنَاۜ
emrimizden
مَا كُنْتَ
olmadın
تَدْر۪ي
biliyorsun
مَا
nedir
الْكِتَابُ
Kitâb
وَلَا الْا۪يمَانُ
ve ne iman
وَلٰكِنْ
fakat
جَعَلْنَاهُ
onu kıldık
نُوراً
bir nûr
نَهْد۪ي
hidâyete erdiririz
بِه۪
onun ile
مَنْ
o kim- seyi ki
نَشَٓاءُ
dileriz
مِنْ عِبَادِنَاۜ
kullarımızdan
وَاِنَّكَ
ve şüphe- siz sen
لَتَهْد۪ٓي
elbet hidâyet ediyorsun
اِلٰى صِرَاطٍ
bir yola
مُسْتَق۪يمٍۙ
dosdoğru
(Resulüm!) İşte böylece sana da emrimizden bir Rûh (olan bu Kur'ân'ı) vahyettik. (Bundan önce sen) Kitâb nedir, iman nedir bilmezdin; fakat Biz o (Kur'ân)ı kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle hidâyete erdirdiğimiz bir nûr kıldık. Şüphesiz ki sen (de bu Kur'ân ile insanları) dosdoğru bir yola hidâyet etmektesin.
ذٰلِك
İşaret zamiri
ذٰلِك
İşte bu, bunun için, bunda böyle
اَوْحٰى
Fiil-IV
و ح ي
Vahyetti, işaret etti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
رُوح
İsim
ر و ح
Rûh
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَمْر
İsim
ا م ر
Emir, iş, tedbir, izni ile
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
دَرَى
Fiil-I
د ر ي
Bildi
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اِيمَان
Fiilimsi-IV
ا م ن
İman
لٰكِن
Harf-i istidrak
لٰكِن
Fakat, oysa, ama
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
نُور
İsim
ن و ر
Nûr, aydınlık
هَدَى
Fiil-I
ه د ي
Hidâyet etti, başarıya ulaştırdı, yol gösterdi, sevk etti
بِه
Zamir
بِه
Onunla, kendisiyle
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
شَاءَ
Fiil-I
ش ي ا
Diledi, istedi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
عَبْد
İsim
ع ب د
Kul, köle, âbd
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
هَدَى
Fiil-I
ه د ي
Hidâyet etti, başarıya ulaştırdı, yol gösterdi, sevk etti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
صِرَاطٌ
İsim
ص ر ط
Yön, yol, usul, eğri büğrü olmayan düz yol
مُسْتَقِيم
Etken fiil-X
ق و م
Dosdoğru, kusursuz