Kim âhiret kazancını¹ isterse Biz, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kazancını isterse ona da ondan bir şeyler veririz. Fakat onun âhirette (ayrıca) bir kazancı olmaz.²
1 Hars: kelimesi, aslında yeri sürüp tohum atmak, ekilen tarla ve onda yetişen ekin demektir. İstiare yoluyla, ileride kazanmak için yapılan çalışmalar ve bu çalışmaların sonunda elde edilen kazanç ve sonuçları için de kullanılır. Yukarıdaki tercüme bu anlamıyla yapılmıştır.2 Zîrâ Allah olmanın şânı, kullarının istediklerini, çalıştıklarından aşağı olmamak üzere vermektir. Bu âyet bize, dîn işi ucunda hasılat elde etmek maksadıyla yapılan bir ekim işidir. Bu da niyet olunan maksatla uygundur. Bu sebeple “hars” iki kısımdır: Birisi; ahiret gayesi, ahiret sevabı, diğeri de; Dünya menfaati için yapılanıdır. Her kim dîn namına yaptığı ameli sırf ahiret sevabına niyet ederek yaparsa, Biz onun hasılatını artırırız, yani ahirette kat kat fazlasıyla vereceğimiz gibi Dünyasından da verir, o lütuf ve rızkı o suretle artırırız. Her kim de Dünya harsını murat ederse, yani ölmezden evvel Dünyada ulaşacağı bir gaye için çalışırsa ona da yaptıklarının karşılığı bu dünyada fazlasıyla verilir. Ama istediği kadar değil, amelinin değerinden aşağı olmamak üzere, Allah’ın dilediği kadar verilir. Fakat ona ahirette hiçbir nasip yoktur. Bunu, “onların hepsinin bütün arzuları yerine getirilir” şeklinde anlamamalıdır. Ayrıca bu âyet İsrâ: 15 ile nesh edilmiştir diyenler varsa da haber içeren âyetlerde nesh olmayacağı için burada nesh düşünmek mümkün değildir. Aslında bu konudaki bu üç âyetin anlam yönüyle birbirlerinden çok farkları da yoktur. Bk. (Hûd: 15, İsrâ: 18)