Allah, (kendisine ister iman etsin ister etmesin ayrım yapmaksızın) kullarına karşı çok lütufkârdır; dileyen (kâinatta geçerli tabii kanunlarını gözeterek, çalışıp, çabalayan ve rızkı kazanmak için sebeplere sarılan) kimseyi (ayrım gözetmeksizin) rızıklandırır. O, (sonsuz) güç sahibidir, (her işte üstün ve) mutlak galip olandır. *
(*) Not: Bu ayete geçen (يشاء)’’ yeşâu’’ fiilinin zamiri kendine en yakın olan (من)’’ men’’e gider, uzak olan Allah lafzına değil. Yani ister iman etsin ister etmesin yüce Allah kullarından dileyen (kâinatta geçerli tabii kanunlarını gözeterek, çalışıp, çabalayan ve rızkı kazanmak için sebeplere sarılan) kimseyi rızıklandırır’’ şeklinde olur. Demek ki, dileyen kuldur, rızkı veren/kaynağını yaratan ise Allah’tır. Bu nedenle hayatın her alanında daha fazla çalışıp çabalayan toplumların/devletlerin refah düzeyi daha yüksek, çalışmayan ve tembel olan toplumların refah düzeyi de daha düşüktür. İşte bundan hemen sonra gelen 20. ayet, 19. ayette geçen (يشاء) deki zamirin (من)‘’men’’ e gittiğini, yani ‘’dileyen Allah değil, kul olduğunu’’ teyit etmektedir. Zira 20. ayette net bir şekilde hem dünya kazancını (rızık, mal, mülk ve serveti), hem de ahiret kazancını isteyen kul, bunları veren ise yüce Allah’tır, deniliyor. Yine hidayet ve dalalet konusunda da buna benzer gelen (من يشاء) ’’men yeşâu’’deki zamir de daima (من)’’ men’’e gider. Örneğin: (يضل الله من يشاء ويهدي من يشاء) cümlesindeki zamir (من)’’men’’e gider. Bu nedenle bu gibi ayetlerin mealleri şöyle olur. ‘’Allah dileyeni (inkâr ve sapıklığı tercih edeni) sapıklıkta bırakır, yine dileyeni (iman ve hidayeti tercih edeni) de hidayete erdirir’’ şeklindedir. Yani ‘’Allah dilediğini saptırır, dilediğini de hidayete erdirir’‘şeklindeki mealler hatalıdır.