Bunlardan öncekiler de (peygamberleri) yalanlamıştı; (bunlar, servet ve ömürce)onlara verdiklerimizin onda birine bile erişmediler; böyle iken peygamberlerimi yalanladılar; ama beni inkâr etmek nasıl olurmuş (gördüler)!(2)
(2)“Bu kâinâtı bir muntazam şehir ve bir mükemmel apartman ve misâfirhâne ve bir mu‘cizâtlı kitab ve Kur’ân hükmüne getirip hey’et-i mecmuasından (tamâmından) tâ bir zerreye kadar bütün mahlûkāt tabakalarını ve dâirelerini ve tâifelerini mîzân-ı ilim ve nizâm-ı hikmetle (ilmin ölçüsü ve hikmetin düzeniyle) kabzasına(eline) alan, tasarruf eden ve kudreti içinde rahmetini gösteren ve rubûbiyet-i mutlakası (herşeyi terbiye ve idâre etmesi) içinde mevcûdiyetini (varlığını) ve vahdâniyetini (birliğini) güneş ve gündüz gibi bildirip tanıtan ve bildirip tanıtmasına mukābil (karşılık), îmanla tanımayı ve sevdirmesine mukābil, ubûdiyetle (kullukla)mukābele etmeyi ve ihsanlarına mukābil, şükür ve hamd etmeyi isteyen böyle bir Rahmân-ı Rahîm’i tanımayan ve ubûdiyetle onu sevmeye çalışmayan, belki inkâr ile ona bir nevi‘ adâvet (düşmanlık) taşıyan insan sûretindeki şeytanlar, birer küçük Nemrud ve birer küçük Fir‘avun hükmünde nihâyetsiz bir azâba elbette müstehak olurlar.” (Şuâ‘lar, 15. Şuâ‘, 569)