Melekler: “Sen, kudret ve egemenliğinde eksiksiz ve kusursuzsun!” derler, “Bize yakın olan [yalnız] Sensin, onlar değil! ⁵¹ Hayır, onlar [bize ibadet ettiklerini zannettikleri zaman, aslında] duyuları ile kavrayamadıkları güçlere [körcesine] tapıyorlardı; çoğu onlara inanmıştı”. ⁵²
51 Meleklerin, yalnızca Allah’a yapılması gereken ibadetin kendilerine yöneltildiğini asla kabul etmediklerine işaret eder.52 Cinn teriminin, bu örnekte, birincil anlamı olan “(insanların) duyuları ile kavrayamadıkları şey” anlamında kullanıldığına (bkz. Ek III), böylece, “tabiat” olarak tanımladığımız şeyde mevcut olduğu düşünülen, gerçek veya hayalî, bütün bilinmeyen varlık türlerini ihtiva ettiğine inanıyorum. Bu sebeple, meleklerin cevabı, günahkarların onlara sözde ibadet etmesinin, tabiatın görünmeyen güçlerine karşı duydukları korkudan ve bilinmeyenin verdiği daha derin bir korkunun bilinçaltı yansımasından başka bir şey olmadığına işaret etmektedir; bu korku, eninde sonunda, Allah’ın varlığına inanmayı reddedenleri ve dolayısıyla insan hayatında herhangi bir amaç veya anlam görmeyenleri kuşatır. (Bkz. ayrıca 10:28’in son cümlesi ve ilgili not 46.)