close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Sebe Sûresi 32. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kâle-lleżîne-stekberû lilleżîne-stud’ifû enahnu sadednâkum ‘ani-lhudâ ba’de iż câekum(s) bel kuntum mucrimîn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ululuk satanlarsa aşağılık sanılanlara biz mi derler, sizi doğru yoldan çıkardık, o doğru yol, size bildirildikten sonra? Hayır, siz suçlusunuz.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Bunun üzerine büyüklük taslayan) Müstekbir (ve mücrim yöneticiler), müstaz’af (zayıf sayılan halk kesimine dönerek) şöyle diyecekler: "Size hidayet (rehberi Kur’an ve hakikat önderi Peygamber) geldikten (Hakka ve hayra davet edildikten) sonra, biz mi sizi ondan (İslam’ın adalet nizamından zorla) çevirip alıkoyduk? Hayır! (Fikirlerimizin ve fiillerimizin bâtıl ve bozuk olduğunu bile bile, hidayet yolunu değil, bizi tercih edip seçtiniz, sevdiniz ve desteklediniz...) Aslında siz mücrim (suçlu ve hain) kimselerdiniz!.."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar, aciz ve zayıf sayılanlara: “Nasıl olur, doğru yol size açıkça gösterildikten sonra, biz mi sizi zorla ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olan sizdiniz!” diyecekler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Diğer taraftan, büyüklük taslayan zorba, güç ve iktidar sahipleri, temel hak ve hürriyetleri kısıtlanmış, baskıcı, zâlim idareler altında ezilen halka: “Size hidayet rehberi, Kur'ân ve peygamber geldikten sonra, sizi ondan biz mi çevirdik? Hidayete ermenize engel tedbirler mi aldık? Bilâkis siz de, İslâm'a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçuna iştirak eden, küfürde ısrar eden kimselersiniz.” derler.
bk. Kur’an-ı Kerim, 7/38-39; 14/21; 40/47-48.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Büyüklenenler de zayıf düşürülenlere derler ki: "Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi alıkoyduk? Hayır siz kendiniz suçlular idiniz."
Ali Bulaç
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar, za'fa uğratılan (müstaz'af)lara dediler ki: 'Size hidayet geldikten sonra, sizi biz mi ondan alıkoyduk? Hayır, siz (zaten) suçlu-günahkarlardınız.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Büyüklük taslıyanlar, düşüklere (cevab olarak şöyle) derler: “- Size hidayet geldikten sonra, sizi ondan biz mi çevirdik? Hayır, siz kendiniz suçlu idiniz.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
(Dünyaca) büyüklenmiş olanlar, zayıf bırakılanlara: “Hidayet size geldikten sonra, biz mi size engel olduk? Hayır, siz kendi kendinize suç işlediniz.” derler.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar, güçsüz durumda olanlara, “Size, doğru geldikten sonra sizi biz mi ondan çevirdik? Tam tersine, siz suç işliyordunuz” diye cevap verecekler.
Besim Atalay
swap_vert close
Böbürlenmiş olanlar, zayıf sanılanlara diyecekler ki: «Sizlere doğru yel göründükten sonra, sizi yoldan çıkardık mı? Hayır, siz günahlı idiniz
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar, güçsüzlere (Allah'ı bırakıp kendilerine kulluk edenlere): “Nasıl olur? Size doğru yolu açıkça gösteren (Kur'an) geldikten sonra (siz ona iman edecektiniz de) biz mi sizi (zorla) ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olan sizdiniz!” diyecekler.
Cemil Said
swap_vert close
Ruesâ da za’îflere: "Size tarîk-i hidâyet gösterildiği vakit o tarîki ta’kîbden biz mi sizi men’ itdik? Siz kendiniz mücrimsiniz" cevâbını virirler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar, Güçsüz sayılanlara: "Size doğruluk rehberi geldikten sonra ondan sizi biz mi alıkoyduk? Hayır; zaten suçlu kimselerdiniz" derler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar, zayıf ve güçsüz görülenlere, “Size hidayet geldikten sonra, biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olanlar sizlerdiniz” derler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar hor görülenlere, “Size doğru yol gösterildikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik? Hayır, günah işleyenler sizsiniz” derler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar, zayıf sayılanlara (kıyamet gününde): Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik? Bilakis siz suç işliyordunuz, derler.
Edip Yüksel
swap_vert close
Büyüklenenler, güçsüzleştirilen izleyicilerine, "Size hidayet geldikten sonra biz mi sizi saptırdık? Hayır, suçlu olanlar sizdiniz," derler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Diğer taraftan büyüklük taslayanlar, zayıf düşürülenlere: "Size hidayet geldikten sonra, sizi ondan biz mi çevirdik? Hayır, siz kendiniz suçluydunuz." derler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Diğer taraftan büyüklük taslıyanlar o zebûn edilenlere şöyle demektedir: ya... Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik, hayır siz kendiniz mücrimdiniz
Emrah Demiryent
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar, zayıf (görüşlü) olanlara, “Size hidâyet geldikten sonra, biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, (esas) suçlu olan sizsiniz!” derler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar, güçsüz bırakılmışlara: “Size doğru yol gösterildiğinde, sizi o yoldan biz mi alıkoyduk? Hayır! Siz zaten suçlu kimselerdiniz.”¹ dediler.
1- Asıl suçlu siz kendinizsiniz.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar zâif sayılanlara: «Size hidâyet geldikden sonra, biz mi sizi ondan çevirdik? Hayır, siz kendiniz suçlu idiniz» der (ler).
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(O gün) büyüklük taslayanlar, o zayıf düşürülenlere der ki: “Size geldikten sonra sizi hidâyetten biz mi çevirdik? Bil'akis (siz kendiniz) günahkâr kimseler idiniz.”
İhsan Aktaş
swap_vert close
Büyüklük taslamış (başkaları ezip sömürmüş) olanlar da; güçsüz bırakılmış (ezilmiş) olanlara: Size, doğruluk rehberi geldikten sonra biz mi engel olduk? Bilakis, siz zaten suçlular idiniz, derler.
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Dünyada kendilerini büyük görenler zayıf bırakılmış olanlara “Size doğru yolu gösteren bir kitap geldikten sonra, ondan sizi biz mi alıkoyduk? Hayır hayır! Siz zaten günaha batmış suçlulardınız” derler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Büyüklük taslıyanlar da küçümsenenlere diyecekler: "Size doğru yol gösterilince sizi ondan biz mi alıkoyduk? Yok, suçlu olan siz kendinizsiniz."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
O imanı kibirlerine yediremeyenlerse âciz olanlara «— Acaba size hidayet geldikten sonra biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, kendiniz günahkâr kimselersiniz» diyecekler.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar da ezilenlere, “Size doğru yolu gösteren rehber geldikten sonra sizi ondan biz mi vazgeçirdik? Bilakis asıl siz kendiniz suçluydunuz/günahkârdınız [mucrimîn]” derler.
Kadri Çelik
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar, zaafa uğratılanlara derler ki: “Size hidayet geldikten sonra, sizi biz mi ondan alıkoyduk? Hayır, siz (zaten) suçlu günahkârlardınız.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar ise, güçsüz bırakılanlara, “Size doğru yolu gösteren Kur’an geldikten sonra, siz ona iman edecektiniz de biz mi sizi ondan zorla alıkoyduk? Hayır, siz zaten günah işleyen kimselerdiniz!” diye cevap verecekler.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Müstekbir / Büyüklenmiş olanlar, müstez’af / zayıflatılmış / ezilmiş olanlara dedi ki: “Size geldikten sonra sizi Hidayet’ten biz mi çevirdik? Aksine, siz suçluydunuz”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
O gün güçlüler, zayıflara şöyle derler: " Sizlere doğru kılavuz gelmiş de, biz mi size engel olmuşuz? ne münasebet, suçu siz kendiniz işlediniz. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar; "Size hidayet geldikten sonra biz mi sizi hidayetten alıkoyduk? Hayır! Suçlu olanlar sizlersiniz!" diye cevap verirler.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Kibirlenenler zayıf bırakılanlara (kıyamet gününde) “Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik? Aksine siz suç işliyordunuz!” diyeceklerdir.
Mehmet Türk
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar¹ da zayıflara: “Size hak yol gösterildikten sonra, sizi ondan biz mi alıkoyduk? Hayır, (esas) suçlu sizsiniz.” derler.
1 Müstekbir: Büyük oldu, büyüklük tasladı anlamındaki (كَبُرَ) fiilinden etken sıfat fiildir. Cahiliyye toplumlarında toplumun azınlığını oluşturan, ezen, sömüren, büyüklük taslayan ekâbir sınıfı demektir. Müstekbir, büyük olmayıp bilakis zayıf ve aciz olduğu halde kendisini üstün gören, kendisini Allah’tan müstağni sayarak Allah’a itaat etmeyen kimse demektir. Allah’a karşı gelerek müstekbir olan ilk varlık, İblis’tir. Allah her peygamberi gönderdiğinde davete ilk karşı çıkanlar, toplumun güya seçkinleri durumundaki müstekbirler olmuştur. Müstekbirler kendilerindeki iyiliklere değil de dünya hayatında sahip oldukları kuvvet, mevki, sermaye gibi şeylere güvenirler. Bk. (A’raf: 75 ve dipnotu.)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Küstahça böbürlenenler ise güçsüzlere: “Nasıl olur? Doğru yol size açıkça gösterildikten sonra biz mi sizi [zorla] ondan alıkoyduk? ⁴⁰ Hayır, suçlu olan sizdiniz!” diyeceklerdir.
40 Lafzen, “hidayet size geldikten sonra biz mi ondan vazgeçirdik?”  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar zayıf bıraktıklarına: – Size doğru yol rehberi Kuran geldikten sonra sizi ondan zorla biz mi alıkoyduk? Hayır, asıl suçlu sizsiniz, derler. 2/166- 167, 33/66...68
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar mustaz’aflara “Ne! Ayağınıza kadar gelen hidayetten sizi biz mi mahrum ettik yani? Asla! Siz zaten günahı hayat tarzı haline getirmiştiniz!” diye cevap verecekler.
Orhan Kuntman
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar da "Size hidayet (rehberi, Peygamber) geldikten sonra, sizi ondan biz mi zorla çevirdik! (İsteseydiniz bize değil, ona tabi olurdunuz) Hayır, siz de suçlu idiniz" diye cevap verirler.
Osman Fırat
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar da zayıf düşürülenlere dediler ki: "Size hidâyet geldiği zaman sizi ondan biz mi engelledik? Hayır, zaten siz suçlular idiniz. "
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Kendilerini büyük görmüş olanlar da zayıf sayılmış olanlara der ki: «Biz mi sizi hidâyetten alıkoyduk, size geldiği vakit? Hayır. Siz günahkârlar idiniz.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Öte yandan dünyada iken kibirlenenler o zebûn edilenlere, ezilenlere: “Size hidâyet geldikten sonra, biz mi sizi ondan uzaklaştırdık. Bilakis, siz zaten suçlu kimselerdiniz! ” [7, 38-39; 14, 21; 40, 47-48]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar da zayıf düşürülenlere dediler ki: "Size hidayet geldiği zaman sizi ondan biz mi engelledik? Hayır, zaten siz kendiniz suç işliyordunuz."
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar fakîrlere: "Size hidâyet ve rasûl geldikden sonra sizi ondan biz mi men' itdik? Belki siz kendiniz mücrimlerden oldınız." dirler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar da etkisizleştirilmişlere şu cevabı verirler: "O doğruluk rehberi geldikten sonra sizi biz mi engelledik? Aslında siz, suça dalıp gitmiştiniz.”
Şaban Piriş
swap_vert close
Büyüklük taslamış olanlar da; sömürülenlere:-Size, doğruluk rehberi geldikten sonra biz mi engel olduk? Hayır, siz zaten suçlular idiniz, derler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Büyüklük taslayanlar da güçsüzlere derler ki: “Siz doğru yolu buldunuz da biz mi sizi yoldan çevirdik? Siz kendiniz mücrim olup çıkmıştınız.”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Büyüklük taslayanları ise basit görülüp horlananlara şöyle derler: "Hidayet size geldikten sonra, sizi ondan biz mi geri çevirdik? Hayır, siz kendiniz günahkârlardınız!"
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
eyitti anlar kim boyun virmediler anlara kim ża'if śayıldılar “biz mi girü döndürdük sizi ŧoġru yoldan andan śoñra kim geldi size? belki olduñuz yazuķlular.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Eydür uluları ża‘īflerine: Biz mi ḳaytarduḳ sizi doġru yoldan sizgeldükden ṣoñra? Bel ki siz yaman kişiler‐siz diyeler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Dünyada) özlərini yuxarı tutanlar da acizlərə belə cavab verərlər: “Əcaba, sizə doğru yol göstərən rəhbər gəldikdən sonra sizi ondan bizmi döndərdik? Xeyr, siz özünüz günahkar idiniz (könüllü surətdə küfrü qəbul etdiniz)”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And those who were proud say unto those who were despised: Did we drive you away from the guidance after it had come unto you? Nay, but ye were guilty.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
The arrogant ones will say to those who had been despised: "Was it we who kept you back from Guidance after it reached you? Nay, rather, it was ye who transgressed.(3837)
3837 In the mutual reproaches between the misleaders and the misled ones, there will be a grain of truth on both sides, and yet both were guilty in not realising their own personal responsibility.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قَالَ
dedi
الَّذ۪ينَ
o kim- seler ki
اسْتَكْبَرُوا
büyüklük tasladılar
لِلَّذ۪ينَ
o kimse- lere ki
اسْتُضْعِفُٓوا
zayıf düşürüldüler
اَنَحْنُ
biz mi
صَدَدْنَاكُمْ
sizi alıkoyduk
عَنِ الْهُدٰى
hidâyetten
بَعْدَ اِذْ
o vakitten sonra ki
جَٓاءَكُمْ
size geldi
بَلْ
bila- kis
كُنْتُمْ
idiniz
مُجْرِم۪ينَ
mücrim kimseler
Büyüklük taslayanlar da zayıf düşürülenlere, "size hidâyet geldikten sonra biz mi sizi ondan alıkoyduk? Bilakis, siz mücrim (nefsinin hevâsına uyan suçlu) kimselerdiniz" derler.
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اِسْتَكْبَرَ
Fiil-X
ك ب ر
Kibirlendi, büyüklük tasladı
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اِسْتَضْعَفَ
Fiil-X
ض ع ف
Zayıf görüldü, güçsüz bırakıldı, zayıf düşürüldü
نَحْنُ
Zamir
نَحْنُ
Biz
صَدَّ
Fiil-I
ص د د
Alıkoydu, yüz çevirdi, men etti, şamata etti
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
هُدَى
İsim
ه د ي
Hidâyet, yol gösterici, hidâyete erme, hidâyet rehberi, hidâyetçi
بَعْد
İsim
ب ع د
Sonra, ard, öte
اِذ
Zaman zarfı
اِذ
Bir vakit, o vakti ki, bir zaman, o zaman
جَاءَ
Fiil-I
ج ي ا
Geldi, ortaya çıktı, meydana geldi
بَل
Edat
بَل
Bilakis, hayır ancak, doğrusu, aksine
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
مُجْرِم
Etken fiil-IV
ج ر م
Mücrim, suçlu