close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Sebe Sûresi 10. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Velekad âteynâ dâvûde minnâ fadlâ(en)(s) yâ cibâlu evvibî me’ahu ve-ttayr(a)(s) veelennâ lehu-lhadîd(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve andolsun ki biz, Davud'a, katımızdan lutfettik, üstünlük verdik. Ey dağlar dedik, onunla beraber tenzih edin beni ve ey kuşlar, siz de ve ona, demiri yumuşattık.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Andolsun, Biz Davud’a tarafımızdan bir fazilet (üstün nimet ve inayet) verdik. "Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin (ve tüm gizli hazine ve madenlerinizi hizmetine serin" dedik). Ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona (ayrıca) demiri yumuşatıp (emriyle istediği gibi büküp şekillendirdik).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve andolsun ki, Davud'a katımızdan bir üstünlük verdik. Ey dağlar ve kuşlar! Davud'la beraber Allah'ın yüceliğini terennüm edin. O'nun elinde demiri yumuşattık.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Andolsun, Dâvûd'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. “Ey dağlar! Yankılanarak onunla beraber Allah'ı tesbih edin, siz de ey kuşlar, öterek onunla beraber tesbih edin, zikredin.” dedik. Onun için demiri yumuşattık.
Ahmet Varol
swap_vert close
Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. "Ey dağlar! Onunla birlikte (onun tesbihini) yankılayın!" Kuşlara da (bunu emrettik). Ona demiri yumuşattık.
Ali Bulaç
swap_vert close
Andolsun, biz Davud'a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. 'Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin' (dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Gerçekten Davud'a, tarafımızdan (kendisine has olmak üzere) bir fazilet verdik: “- Ey dağlar ve kuşlar! Davud ile beraber tesbih edin?” dedik. Ona demiri de yumuşattık, (demiri eritmeden, çamur gibi, şekillendirme kudretini, Davud'a verdik).
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
10, 11. Andolsun! Biz Davud’a, kendimizden bir üstünlük verdik. “Ey dağlar ve ey kuşlar!! Onunla beraber tesbihatlarını tekrar edin!” dedik. Ona: “Geniş zırhlar yap, ölçülü doku!” Ve ordusuna: “(Bunlarla) yararlı işler yapın! Şüphesiz Ben, yaptıklarınızı görmekteyim..” diye onun için demiri yumuşattık. (O, demirden, çok ince silahlar ve sanayiler yaptı ve yaptırdı.)
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Dâvûd'a katımızdan bir üstünlük verdik: “Ey dağlar ve kuşlar, onunla birlikte Allah'ı teşbihe/anmaya katılını!” dedik. Demiri onun için yumuşattık.[449]
[449] Hz. Dâvûd’a verilen üstünlük/fazilet hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XV, 387-391.  
Besim Atalay
swap_vert close
Katımızdan erdem verdik, Davud'a; «Ey dağlar! Ey kuşlar! Davud ile birlikte tespih ediniz!», Onun için demiri de yumuşattık!
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Andolsun ki biz, Davud'a kendi katımızdan bir üstünlük verdik. “Ey dağlar ve kuşlar! O Allah'ın yüceliğini terennüm ettikçe siz de edin (onunla beraber Allah'ın istediği gibi vazifenizi yapın)!” dedik. Ayrıca demiri onun için yumuşattık.
Bkz. 21/79, 38/18“Demiri onun için yumuşattık” cümlesindeki “hadid” kelimesini mecâzi anlamda kullanarak “ondaki sertliği yumuşattık” şeklinde tercüme etmek doğru olmaz. Zira hem bir sonraki ayette hem de Enbiya sûresi 21/78. âyette Hz. Davud’a demirden zırh yapma sanatı öğretilmiştir. Bu da gösteriyor ki; Allah Hz. Davud’a demiri kullanmanın yollarını öğretmiştir.  
Cemil Said
swap_vert close
10,11. Biz Dâvud’a kendimizden bir hâssa virdik (güzel ses) "Ey dağlar ve kuşlar tegannîde Dâvud ile hem-âhenk olunuz" didik. Ânın altında demiri yumuşatdık ve "Bundan zırh gömleği yap halkalarının tenâsübüne dikkat it, ma’iyyetin ile berâber ’amel-i sâlih işle ben sizin yapdıklarınızı göriyorum" didik.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
10,11. "Ey dağlar ve kuşlar! Davud tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın" diyerek and olsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; "geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut" diye ona demiri yumuşak kıldık. Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
10,11. Andolsun, Davud’a tarafımızdan bir lütuf verdik. “Ey dağlar! Kuşların eşliğinde onunla birlikte tespih edin” dedik ve “(Bütün vücudu örtecek) zırhlar yap, işçilikte de ölçüyü tuttur diye demiri ona yumuşattık. “Salih amel işleyin. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı görürüm” diye vahyettik.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Andolsun biz Dâvûd’a tarafımızdan müstesna bir lutufta bulunduk. “Ey dağlar! Onunla birlikte tesbih edin. Ey kuşlar! Siz de!” dedik ve onun için demiri ¬yumuşattık.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. «Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin» dedik. Ona demiri yumuşattık.  
 Hz. Davud’a verilen üstünlük, peygamberlik, kitap, saltanat, güzel ses ve benzeri birçok meziyetlerdir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Katımızdan Davud'a lütufta bulunmuştuk: "Ey dağlar, ilahisine katılın; ey kuşlar sizler de." Ona demiri yumuşatmıştık.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Andolsun ki, biz Davud'a tarafımızdan bir fazilet verdik. "Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin." dedik ve bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Şanım hakkı için Davuda bizden bir fadıl verdik: ey dağlar çınlayın onunla beraber ve ey kuşlar! dedik ve ona demiri yumuşattık
Emrah Demiryent
swap_vert close
Kasem olsun ki, biz Dâvûd’a tarafımızdan bir fazilet verdik. “Ey dağlar! Dâvûd ile birlikte (siz de Allah’ı) tesbih edin” (buyurduk) ve bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ant olsun ki, katımızdan Dâvud'a bir fazilet¹ verdik. Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber övgüyü tekrarlayın. Ve onun için demiri yumuşattık.²
1- Üstünlük, ayrıcalık. 2- Demiri eritmeyi ve işlemeyi; kendisini korumayı ve savunmayı öğrettik.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Andolsun ki biz Dâvuuda bizden bir imtiyaz verdik. «Ey dağlar, onunla birlikde tesbîh edin» (dedik), kuşlara da (bunu emretdik). Ona demiri de (mum gibi) yumuşatdık.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
10,11. Şânım hakkı için, Dâvûd'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. “Ey dağlar ve kuşlar! Onunla berâber tesbîh edin!” (dedik). Ve “Geniş zırhlar yap!” diye demiri ona yumuşattık.(1) “Hem dokumasında ölçüyü gözet (güzel ve yeteri kadar yap) ve (ehlinle birlikte) sâlih amel işleyin! Çünki ben ne yaparsanız hakkıyla görenim” (diye vahyettik).
(1)“Mu‘cizât-ı Enbiyâ (peygamberlerin mu‘cizelerine dâir olan) âyetleri, birer hikâye-i târihiye olarak değil, belki onlar çok meâni-i irşâdiyeyi (yol gösterici ma‘nâları) tazammun ediyorlar (içine alıyorlar). Evet, mu‘cizât-ı Enbiyâyı zikretmesiyle fen ve san‘at-ı beşeriyenin nihâyet hudûdunu (son sınırlarını) çiziyor. En ileri gāyâtına (gāyelerine) parmak basıyor. En nihâyet hedeflerini ta‘yîn ediyor. Beşerin arkasına dest-i teşvîki(teşvik elini) vurup o gāyeye sevk ediyor. (...) Evet telyîn-i hadîd, yani demiri hamur gibi yumuşatmak ve nühâsı (bakırı) eritmek ve ma‘denleri bulmak, çıkarmak; bütün maddî sanâyi‘-i beşeriyenin aslı ve anasıdır ve esâsı ve ma‘denidir. İşte şu âyet işâret ediyor ki: ‘Büyük bir resûle, büyük bir halîfe-i zemîne (yeryüzünün halîfesine), büyük bir mu‘cize sûretinde, büyük bir ni‘met olarak; telyîn-i hadîddir ve demiri hamur gibi yumuşatmak ve tel gibi inceltmek ve bakırı eritmekle, ekser sanâyi‘-i umûmiyeye medâr (vesîle) olmaktır.’ Mâdem bir resûle, hem halîfe yani hem ma‘nevî hem maddî bir hâkime, lisânına hikmet ve eline san‘at vermiş. Lisânındaki hikmete sarîhan (açıkça) teşvîk eder. Elbette elindeki san‘ata dahi tergîb (rağbetlendirme) işâreti var.” (Zülfikār, 25. Söz, 79-81)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Muhakkak Biz Davud’a tarafımızdan bir fazl (peygamberlik, Zebur, ilim, kuvvet, iktidar ve adaletle hükmetme yeteneği) vermiştik. (Yakınındaki dağlara da) ‘’Ey Dağlar! Onunla birlikte (bize) yönelin! (kevni kanunlarımıza boyun eğerek tüm gizli hazine ve madenlerinizi istifadesine sunun ve böylece hâl diliyle beni tesbih edin diye ilham etmiştk). Ey (çevresinde bulunan) kuşlar! Siz de (onlar gibi bize yönelin, kevni kanunlarımıza boyun eğmek suretiyle hâl dilinizle tesbih edin). Ayrıca, ona (dağlardan çıkardığı) demiri de (işleme tekniğini öğretmiş, madenleri onun elinde adeta hamur gibi) yumuşatmıştık. *
(*) Ayetin açıklaması: Yüce Allah’ın Hz. Davud’a dağları musahhar kılması, onun dağlarda gizli bulunan hazine ve madenleri çıkarıp işletmesi ve onlardan istifade etmesiyle alakalıdır. Yani yüce Allah’ın Hz. Davud’a dağları musahhar kılması bu anlamdadır. Dağlar da, yaratılış amaçlarına uygun olarak yüce Allah’ın kevni kanunlarına boyun eğmek suretiyle hâl diliyle adeta Allah’ı tesbih ediyorlar. Kuşların da yaratılış amaçlarına uygun yüce Allah’ın kevni kanunlarına boyun eğmesiyle onlar da hâl diliyle onu tesbih ediyorlar. Ayrıca yüce Allah’ın dağlara ve kuşlara hitabı ise, sözle değil, ilham yoluyladır. Tıpkı, Fussilet-41/11. ayette olduğu gibi yüce Allah’ın evreni yaratmak için semaya ve arza sözle değil, ilham yoluyla yaratılış mesajını iletmesi gibidir. İşte burada yüce Allah. Hz. Davud’un dağlardan ve kuşlardan yararlanabildiğini yani onları nasıl kullanabileceğini bildiğini, haber vermektedir. “Demiri onun için yumuşattık” sözü ile de, demir çağını başlatmış olduğunu belirtmektedir. Davud (as) zamanında demir İbranilerde gelişmiş bir teknoloji olarak ortaya çıkmıştır… Özetle, dağların ve kuşların Allah’a yönelmesi, Allah’ı tesbih etmesi demek, Allah’ın yaradılışlarına koyduğu yasalara bağlılık içinde, varlık amaçlarına uygun bir hâl içinde bulunmaları demektir. Bu bağlamda evrende olan tüm canlı ve cansız varlıklar Allah’a yönelip hâl diliyle adeta onu tesbih etmektedirler. Hâl diliyle ortaya konan bu gerçeklik, aslında Allah’ın tüm nitelikleri ile tanınması ve tanıtılmasını ifade etmektedir. Bu nedenle ayete bu şekilde meal vermeyi uygun bulduk. ‘’Ama en doğrusunu yüce Allah bilir’’ Ayrıca (أوِّبِي مَعَهُ) cümlesinin anlamı ile ilgili bir yorum da şöyledir. Hz. Dâvûd’un kendini kullukta kusurlu bularak Allah’a yakarırken gür sesiyle yakınındaki dağı taşı inletmesine, âhenkli ve uyumlu terennümüne kuşların da cıvıltılarıyla eşlik etmesine değinilmektedir (bk. Taberî, XXII, 65-66; Zemahşerî, III ,253; İbn Atıyye, IV, 407). Ama bize göre bu son yorum isabetli değildir. والجبال هي جبال بلدة القريبة اليه والجبال التي كانت حيث كان.( هميان الزاد إلى دار المعاد) (وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ مِنَّا فَضْلًا الخ) فجمعنا له بين النبوة والملك الخ (قال جار الله: والذي ذكره الحاكم (يا جبال أوبي معه) قال معناه أي سخرنا الجبال له وسهلناها فلا يصعب عليه ما يريده منها من قطع وغيره لأنه ليس بحيّ مخاطب، (تفسير الأعقم) وقيل: المعنى ارجعي إلى مراده فيما يريد من حفر واستنباط أعين واستخراج معدن ووضع طريق، (روح المعاني - مجمع البيان في تفسير القرآن٠) قال بعضهم: تسبيح خلقة لا تسبيح قول ونطق؛ لما جعل في خلقة كل شيء الشهادة له بالوحدانية والألوهية، (تأويلات أهل السنة) وليس المعنى إن الله خاطب الجبال، وهي جماد بذلك، بل المراد أنه فعل في الجبال ما لو كانت حية قادرة لكان يتأني منها ذلك.( التبيان الجامع لعلوم القرآن)وقيل: المعنى أطيعه فيما أراد فيك من حفر واستنباط عين ومعدن، ووضع طريق، ( تيسير التفسير - أطفيش) 3 ـ وقال البعض : إنّ المراد هو التسبيح التكويني الذي يوجد في موجودات العالم بلسان حالها ، لأنّ لكلّ موجود نظاماً دقيقاً جدّاً. وهذا النظام الدقيق يحكي عن طهارة ونزاهة الله ، وعن أنّ له صفات كمال ، وبناءً على هذا فإنّ نظام عالم الوجود العجيب في كلّ زاوية منه تسبيح وحمد ، فـ «التسبيح» هو التنزيه عن النقائص.( تجاوب الجبال والطير مع داود - المرجع الالكتروني للمعلوماتية) و وذلك بأن تحمله عليه إذا تأمل عجائبها فهي له مذكّرات كما يذكّر المسبّح مسبحا آخر (تفسير المراغي) إن أصرّ البعض على أن الطير هنا العصافير، فنقول له لماذا لا ترى أن الآية تشير إلى أنه "كان عند داود علمٌ ومهارة في استعمال الطيور في بعض الأعمال كاستخدام الحمائم لنقل الرسائل مثلا  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Biz Davud’a kendimizden bir lütuf verdik. Ey Dağlar! Davut la birlikte beni yüceltin. Ey Kuşlar! Sizde (onlara katılın). Demiri Davut için yumuşattık (demirin nasıl işleneceğini öğrettik).
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Ant olsun ki Biz Davut’a kendiliğimizden ulu bir vergi verdik. Ey dağlar! Onunla birlikte çınlayın. Ey kuşlar! Siz de. Onun için demiri de yumuşattık.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
* Biz Davud/a tarafımızdan bir meziyet verdik. «— Dağlar! Kuşlar! Onunla beraber tespih zamanında avazınızı çıkarın» dedik. Ona demiri de yumuşattık.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Andolsun, Biz Davud’a tarafımızdan bir üstünlük [fadl] verdik. “Ey dağlar ve kuşlar! (Davud) tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayınız”³ (dedik). Demiri [hadîd]⁴ de onun için yumuşattık/eritmesini öğrettik.⁵
3 Yani sizler de ona katılın ve onu yankılayın. Krş. Enbiyâ, 21/79; Sâd,38/18 4 Hadîd, demir anlamında olduğu gibi, keskin sert olan anlamı da vardır. 5 Buradaki “yumuşattık” sözü, Kur’an üslûbu açısından ele alındığında, “yumuşatma veya eritme bilgisini verdik” anlamındadır.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Şüphesiz Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. “Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin” dedik. Ona demiri yumuşattık.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Biz, Dâvûd’a tarafımızdan büyük bir lütuf ve üstünlük bahşetmiştik: Dağları, taşları onun emrine vermiş ve “Ey dağlar; Davud ile birlikte siz de Allah’ı tesbih edin ve ey kuşlar Allah’ın sınırsız kudret ve yüceliğini terennüm ederken, siz de ona eşlik edin!” diye ilham etmiştik. Ayrıca, ona demiri işleme sanatını öğretmiş, madenleri onun elinde âdetâ hamur gibi yumuşatmıştık.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
And olsun ki Davud’a bizden bir lütuf olmak üzere verdik. “Ey dağlar! Onunla birlikte yönelin! Kuşlar’ı da (verdik)!”. Demir’i de onun için yumuşattık.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Dâvûd'a dahi ayrı bir değer verdik: Dağlara ve kuşlara seslenip: " Davud'a eşlik edin " dedik. Demiri yumuşatmasını öğrettik
Mehmet Çoban
swap_vert close
Andolsun! Davud’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. O dağlar bölgesine hükümran oldu. O’na yardım etmek için; “Ey dağlar! Ey kuşlar! Davut ile beraber yasalarımıza uyun.” dedik. Davud adaleti sağlamak için yasalarımızı uygulanmaktaydı. Davud’a demirden araç gereç yapmanın yolunu gösterdik. Onlar demiri eritir istediği şekilde döker ya da demiri yumuşatır istedikleri şekli verirlerdi.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Yemin olsun ki Davud’a tarafımızdan bir ikramda bulunmuştuk (ve) “Ey dağlar! (Beni [tesbih] ederek) onunla (Davud’la) birlikte yankıyla ses verin!” (demiştik); kuşlara da (aynısını söylemiştik). [*] Ona (onun için) demiri yumuşatmıştık.
Benzer mesajlar: Enbiyâ 21:79; Neml 27:15-17; Sâd 38:18-19.  
Mehmet Türk
swap_vert close
10,11. Yemin olsun Biz, Dâvût’a tarafımızdan, “ey dağlar ve kuşlar, onunla birlikte (Beni anmak için) çınlayın” diyerek, lütufta¹ bulunduk.² Ve: “Zırhlar yap ve (onları) düzenli bir biçime sok.” diyerek, demiri de (Dâvût’un) emrine verdik.³ (Ey îman edenler!) Hepiniz, (îman ettiğiniz) iyi işleri yapın. Gerçekten Ben bütün yaptıklarınızı hakkıyla görürüm.
1 Dâvut (a.s)’a dokuz adet lütuf verilmişti. Bunlar da; Peygamberlik (Nisâ: 163), Zebûr (Nisâ: 163), ilim (Neml: 15), kuvvet (Sad: 17), dağların emrine verilmesi (Sebe’: 10), bağışlanma (Sad: 25), adaletle hüküm verme (Sad: 26), demircilik ve güzel sestir.(Sebe’: 10) 2 Güzel sesle nağmeler Hz. Davud’un özel bir üstünlüğü, kuşları dahi başına toplayan bir mucizesi idi. Bu mânâ iledir ki, “Davudî ses” meşhur olmuştur. Bu güzel sanatı, İslam’da kesin olarak kınanmış bir sanat zannedenler olmuştur. Fakat bilmek gerekir ki, kınanmış olan, fasıklığa yol açan nağmelerdir. Yoksa Kur’ân okunurken, tertil (Kur’ân’ı usulüne göre okuma) ve sesini güzelleştirme emrolunan bir şeydir. Bu konuda sahih hadis kitaplarında birçok hadis vardır. Birçokları musikînin etkisini ruhanî zannederler. Böyle bir zan, ruhu hava zannetmektir. Ses bir hava titreşimi olduğu için, müziğin doğrudan doğruya verdiği etki ve heyecan, bir öpücük zevki gibi cismanî bir etkidir. “Teğanni” yani bir parçayı makamla okuma, ancak bir kelimenin, bir sözün mânâsını ruha duyurmaya hizmet etmesi itibarıyladır ki ruhanî bir değer alabilir. Fasıklar hep şehvete yönelen konularla cismanî heyecan aradıkları için, mânâyı öldürerek sadece sinirlere basan kuru nağmelerle cismanî etki ararlar. Bu ise ruhanî şuuru terbiye değil yok eder. Belki fasık için tamamıyla kendinden geçip hiçbir şey hissetmeyerek mest olmak bir zevktir. Fakat dinin, şeriatın vermek istediği zevk bu değil, güzel mânâlı, mukaddes, şuurlu bir hayat yaşatmaktır. Şeriat, Kur’ân okunurken ses güzelleştirilsin, makamla okunsun, ancak ifadenin metnini bozarak, mânâyı unutturarak kuru ses izleyen fasıkların bestesiyle ve nağmeleriyle değil, sözlerin tecvidini, fasihliğini bozmayarak mânâsının, belağatının incelikleriyle duyurarak şuurlu bir hayat yaşatacak olan bir seda ile okunsun ister. Bu, kırâat ilminde “Tecvid” diye tarif olunmuştur. Bu suretle biz Kur’ân okunurken Hz. Davud’un mucizesini yaşamış oluruz. Hz. Davud’un dağları boyun eğdiren, uçan kuşları durduran mucizesi de kuru bir ses oyunundan ibaret, kuru bir terennüm değil, ruhtan kopup Allah’a arz olunan tesbihler idi. (Elmalılı)3 Hz. Dâvut’a demirin nasıl işleneceğini, zırhın nasıl yapılacağını, ona nasıl şekil vereceğini bizzat Allah öğretmiştir. Yoksa insanlar, bunu kendi akıllarıyla bilemezlerdi. Zâten Peygamberler, insanlara bu bilgileri de vermişlerdir. İslâm’a göre bilginin kaynağı, vahiydir. Peygamberlerin mucizelerini inkâr veya tahfif etmeyi alışkanlık haline getirenler, Hz. Davut (a.s.) için “sert bir karakteri” olduğu iftirasını mucizeye tercih etmişler ve bu konuda Müslümanlardan gelen rivayetleri hiçe saymışlardır. Aksine, Eski Ahid olduğu iddia edilen uyduruk kitabın rivayetlerine sarılmayı bir maharetmiş gibi göstererek güya âlimlik taslamışlarsa da bu rivayetler buraya alınacak bir değere sahip olmadığı için zikredilmemiştir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
VE [böylece] Biz Davud’u lütfumuzla onurlandırdık: ¹⁰ “Siz ey dağlar! Onunla birlik olup Allah’ın yüceliğini terennüm edin! Ve [siz de] ey kuşlar!” ¹¹ Biz o’ndaki bütün sertliği ve katılığı yumuşattık ¹²
10 Lafzen, “Davud’a tarafımızdan bir üstünlük verdik”. Bu, bir önceki ayette pişmanlık duymaya yapılan dolaylı atıf ile bağlantılıdır: Hz. Davud, 38. surede, birden günah işlediğinin farkına varıp da hemen Allah’tan “günahını bağışlamasını dilemesine ... ve tevbe ederek O’na yönelmesi”ne (38:24) yapılan atıf ışığında özel olarak seçilmiştir.11 Karş. 21:79 ve ilgili not 73.12 Lafzen, “O’nun için ...” Hadîd terimi, öncelikle, kelimenin hem somut hem de soyut anlamıyla “keskin” olan şey için kullanılır: bu ikinci anlamı için karş. Kur’an’ın, “bakışın bugün artık daha keskin (hadîd)” (50:22) ayeti yahut şu deyimsel ifadeler: racul hadîd, “keskin zekalı adam”; hadîdu’n-nazar, “( başkalarına) sert sert bakan”; râiha hadîde, “keskin bir koku” vb. (Lisânu’l-‘Arab). Belirtme takısı ile kullanılan bir isim olarak el-hadîd “keskin olan her şey”, veya “keskinlik” veya “demir” anlamlarını ifade eder. Allah’ın Hz. Davud’daki “bütün keskinlikleri/sertliği ve katılığı yumuşatması”, açıkçası, o’nun (Mezmurlarında ifade edilen) üstün güzellik duygusuna, iyiliğine/yüceliğine ve tevazuuna bir işarettir. Yukarıdaki ifadenin alternatif bir çevirisi şöyle olabilir: “Biz demiri o’nun için yumuşattık”. Bu karşılık da, o’nun şairlik, savaşçılık ve yöneticilik gibi üstün yeteneklerine bir işaret sayılabilir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Andolsun ki biz Davud’a vahiy ve hükümdarlık vererek katımızdan büyük bir lütufta bulunmuştuk: – Ey dağlar Davud’la birlikte Allah’ı tespih edin ey kuşlar siz de ona katılın! Demiştik. Ayrıca biz ona demiri eritmeyi de öğretmiştik. 21/79, 27/15
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
DOĞRUSU Biz Dâvud’u da katımızdan (işte bu nedenle) ödüllendirmiştik:[³⁸¹⁴] “Ey dağlar! Onun sesine ses katın![³⁸¹⁵] Siz de (öyle yapın ey) kuşlar!”[³⁸¹⁶] Dahası, Biz ondaki bütün katılığı ve sertliği yumuşattık[³⁸¹⁷] (ve dedik ki):
[3814] Yani: Tevbe edip Rabbine yöneldiği için.. Bir önceki âyetin sonundaki “yönelme”, Hz. Dâvud’un tevbesine üstü kapalı bir atıf içermektedir (Bkz: 38:24). [3815] Evb, “bir tür dönme, geri gelme”, te’vîb “sesin yankı yapıp daha gür dönmesi” (Krş: 21:79). İnsan, canlı cansız demeden bütün bir tabiatla derunî bir diyalog içinde olmaya çağrılmaktadır. Mezmurlar’dan: “Dağlar balmumu gibi eridi” (97:5); “Ey dağlar, ey tepeler! Neden koçlar, kuzular gibi sıçrıyorsunuz?”; “Ey dünya, titre!” (114:6 ve 8). Buradaki “dağlar” ile, Hz. Dâvud’un iktidarına boyun eğen “dağlı kavimler”, ya da “dağ gibi babayiğit adamlar” kastedilmiş olabilir. [3816] Zımnen: Ey insanlar! Dağlar ve kuşlar gibi siz de varlık korosuna katılıp o varoluş ilâhîsini terennüm edin! [3817] Lafzen: “onun için demiri yumuşattık”. Tercihimiz hadid kelimesinin mecazî anlamına dayanmaktadır. Kâf 22. âyette “bakışın bugün daha keskin” derken hadîd bu mecazî anlamıyla kullanılır (Bu anlama ulaşmamda Esed’in katkısını yad etmek zorundayım). Geleneksel tefsirin lafzî anlamda aldığı hadid (demir) kelimesi, Arap dilinde mecazen “sert mizaç, keskin tavır” için kullanılır. Türkçe’ye de geçmiş olan hiddet aynı anlama gelir (Lisân; Tâc ve hassaten Esâs).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Andolsun ki Davud'a, katımızdan bir lütufta bulunduk; "Ey dağlar, onunla beraber tesbihte bulunun" dedik. Kuşlara da böyle emrettik. Ona demiri yumuşak kıldık.
Osman Fırat
swap_vert close
Ve Dâvûd’a tarafımızdan bir fazlalık verdik: "Ey dağlar ve kuşlar ona dönüşünüz olsun (siz de onun tesbihine katılın)!" (dedik) ve ona demiri yumuşattık:
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Şanım hakkı için Biz Dâvud'a tarafımızdan bir fazilet vermiştik. «Ey dağlar! O'nunla beraber tesbihte bulunun» (dedik). Kuşlara da (böyle emrettik). Ve onun için demiri yumuşattık.
Suat Yıldırım
swap_vert close
10, 11. Biz Davud'a tarafımızdan bir imtiyaz verdik: “Ey dağlar! Ey kuşlar! Onunla beraber tesbih edin, şevke gelip Allah'ın yüceliğini terennüm edin. ” dedik. Ayrıca demiri ona yumuşattık (demiri şekillendirme kudreti verdik) “Bütün bedeni örtecek uzun zırhlar yap, onları dokumada intizama dikkat et ve siz de ey Davud ailesi! Hepiniz faydalı ve makbul işler yapınız, çünkü Ben yaptıklarınızı görüyorum. ” buyurduk. [21, 80] {KM, Mezmurlar 96, 11-12; 97, 5; 114, 4}
Demir madenini işletmeyi eskiden yalnız Hititliler ve Filistinliler biliyor ve bunun sırrını saklıyorlardı. Davud (a.s.) zamanında İsrailoğulları da işletmeye başlayıp, büyük bir kuvvet elde ettiler.Bu âyetten itibaren, Cenab-ı Allah, bazı peygamberlere lütfettiği birtakım mûcizelerden bahsetmektedir. Kur’ân’ı Kerim’in âyetlerinin, birden fazla irşad vecihleri ihtiva ettiği, müfessirlerin ittifakiyle sabittir. Dolayısıyla bu âyetlerin bildirdikleri çeşitli mânalar arasında bir de, bilimsel ve teknolojik gelişmelere teşvik işareti sezilmektedir.Peygamberler hidâyet rehberi olarak gönderildikleri gibi, onları yaptıkları her işte örnek almaya çalışıp, rehberliklerinden yararlanmak da müminlere düşen bir görevdir. Allah Teâlâ Peygamberlere mûcize olarak verdiği nimetlerle onların nübüvvetlerini ispat etmenin yanısıra, kâinata koyduğu bilimsel kanunlardan istifade işinde de onların örnek alınmalarını, işaret yoluyla teşvik etmektedir. Hatta denebilir ki manevî kemalat gibi maddî kemalatı da, beşeriyete ilkin mûcize eli hediye etmiştir. Bu gerçeğe bir işaret olarak geleneksel san’atlar, peygamberlerden birini san’atlarının piri ve önderi saymışlardır: (gemiciler Hz. Nuh’u: saatçılar Hz. Yusuf’u: terziler Hz. İdris’i gibi (aleyhimü’s-selâm).Davud (a.s.)’ın dağları konuşturmasında gramafon, plak, teyp tekniğine; demirin yumuşatılması ve erimiş bakırın sel gibi akıtılmasında, madenleri işletip sanayii geliştirmeye; Süleyman (a.s.)’ın bir günde iki aylık mesafeyi havaya binerek kat etmesinde uçak teknolojisine, Mûsa (a.s.)’ın değneği ile taştan, topraktan su çıkarmasında artezyene, İbrâhim (a.s.)’i, ateşin yakmamasında ateşe dayanıklı maddelerden elbise yapmaya, Îsâ (a.s.)’ın felçlileri hatta ölmüşleri tedavi edip diriltmesinde tıbbî tedavinin en ileri noktalarına; Süleyman (a.s.)’ın ilimde ileri gitmiş vezirinin, takrîben iki bin km. uzaklıktan Belkıs’ın tahtını getirmesinde televizyona hatta daha ileri seviyelere teşvik sezilmektedir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik: "Ey dağlar, onunla beraber tesbih edin. Ve ey kuşlar (siz de onun tesbihine katılın)!" (dedik) ve ona demiri yumuşattık:
Süleyman Tevfik
swap_vert close
10,11. Biz taraf-ı ilâhiyemizden Dâvûd'a fazl ve rüchân virdik. Ve: "Ey dağlar! Ey kuşlar! Onunla berâber tesbîh idin" didik ve ona demiri balmumı gibi yumuşak itdik. "Geniş ve uzun etekli zırhlar i'mâl it, işler iken takdîr iyle (halkaları kıt'ada, kalınlık ve incelikde müsâvî ve münâsib olsun)" buyurduk. Ey Dâvûd ve hânedanı! A'mâl-i sâliha işleyin, ben sizin işlediğiniz şeyleri göririm diye emr itdik.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Davut’a katımızdan bir üstünlük verdik. "Ey dağlar onunla birlikte Allah’a yönelin. Ey kuşlar, siz de yönelin.” dedik. Demiri Davut için yumuşattık.
Şaban Piriş
swap_vert close
Davud'a katımızdan bir lütuf vermiştik.-Ey dağlar ve kuşlar Davud'la birlikte yönelin. Ona demiri de yumuşatmıştık.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Biz Davud'a tarafımızdan bir lütufta bulunmuştuk. “Ey dağlar ve ey kuşlar, onunla beraber tekrarlayın”(2) dedik. Demiri de onun için yumuşattık.
(2) 21:79 ve 38:18-19’da geçtiği gibi, Hz. Davud sabah akşam tesbih ettikçe, dağlar ve etrafında toplanmış kuşlar da onunla beraber tesbih ederdi.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Yemin olsun, biz, Dâvûd'a katımızdan bir lütufta bulunduk. "Ey dağlar, onunla birlikte tespih edin ve ey kuşlar siz de." dedik. Ve onun için demiri yumuşattık.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
10-11. daħı bayıķ virdük dāvud’a bizden fażl “iy ŧaġlar dönüñ anuñ-ile” “daħı iy ķuşlar!” daħı yumşaķ eyledük aña demüri kim “eyle giñ zırıḥlar daħı endāze eyle zırıḥ ulandurmaķda.” “daħı işleñ eyü iş bayıķ ben anı kim işlersiz göriciven.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Taḥḳīḳ biz virdük Dāvūda bizüm faṣlumuzdan mülk‐ile nübüvvet. Yāṭaġlar, didük, tesbīḥ idüñ anuñla bile. Ḳuşları daḫı aña musaḫḫar itdük.Demüri daḫı aña yumuşatduḳ
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Həqiqətən, Biz Davuda Öz dərgahımızdan bir lütf bəxş edib: “Siz ey dağlar, siz ey quşlar! Onunla (Davudla) birlikdə Allahı təqdis edib şə’ninə tə’riflə deyin!” – deyə buyurduq və dəmiri onun (onun əlindən) yumşaltdıq. (Davud dəmiri əritmədən əlində mum kimi yumşaldıb istədiyi şeyi ondan düzəldərdi).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And assuredly We gave David grace from Us, (saying): O ye hills and birds, echo his psalms of praise! And We made the iron supple unto him,
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
We bestowed Grace aforetime on David from Ourselves:(3799) "O ye Mountains! Sing ye back the Praises of Allah with him! and ye birds (also)! And We made the iron soft for him;-(3800)
3799 Cf. 21:79-80, and notes 2733-34. David had the gift of song and sacred music, and this is shown in his Psalms. All nature —hills and birds—sing and echo back the Praise of Allah. 3800 Iron or steel is hard stuff: but in the hands of a craftsman it becomes soft and pliable, and with it can be made instruments for the defence of righteousness. These, in the literal sense, are coats of mail, and defensive armour, and the manufacture of them is traditionally attributed to David. (R).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَلَقَدْ
andol- sun ki
اٰتَيْنَا
verdik
دَاوُ۫دَ
Dâvûd'a
مِنَّا
katı- mızdan
فَضْلاًۜ
bir fazilet
يَا
ey
جِبَالُ
dağlar
اَوِّب۪ي
evvâb olun
مَعَهُ
onunla beraber
وَالطَّيْرَۚ
ve kuşlar
وَاَلَنَّا
ve yumu- şattık
لَهُ
ondaki
الْحَد۪يدَۙ
sertliği
Andolsun ki Biz Dâvûd'a katımızdan bir fazilet (üstünlük ve şeref) verdik. "Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber evvâb olun (Allah'a yönelerek O'nu tesbih edin)" (dedik) ve on(un mizacın)daki (bütün) sertliği (ve katılığı) yumuşattık.
قَد
Edat
قَد
Katiyen, muhakkak, doğrusu, hakikaten, kesin olarak, andolsun
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
دَاوُد
İsim
دَاوُد
Hz. Dâvut (a.s.)
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
فَضْل
İsim
ف ض ل
Lütuf, fazilet, kerem, üstünlük
يَا
Nida edatı
يَا
Ey!
جَبَل
İsim
ج ب ل
Dağ
اَوَّبَ
Fiil-II
ا و ب
Evvâb oldu
مَع
Edat
مَع
Beraberlik ifade eden edat, ile
طَيْر
İsim
ط ي ر
Kuş
اَلَانَ
Fiil-IV
ل ي ن
Yumuşattı
لَهُ
Zamir
لَهُ
Onun, ona
حَدِيد
İsim
ح د د
Demir, sertlik, keskin