125 , 126. (Ve devamla:) “Siz yaratıcıların en güzeli (en mükemmeli) olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da ‘’Ba’l’e (Ba’l isimli puta) mi dua ediyor (ondan dilekte-istekte ve yardım talabinde bulunuyor) sunuz?’’ demişti. *
(*) Yüce Allah insana verdiği kabiliyetle kendisi de bir nevi yaratma/yapma, ölçüp biçme, şekil verme, yapma ve inşa etme özelliklere sahiptir. Ama İnsanın bu nevi yaratma yüce Allah’ınkine benzemez. Çünkü yüce Allah yoktan yaratır ve var eder, insan ise, yüce Allah’ın kendisine verdiği bir güç ve kabiliyetle Allah’ın yarattığı bir şeyi işleyip ona başka bir şekil, biçim ve mahiyet verebilir, ama yoktan bir şeyi var edemez…(Ba’l; sahip, efendi, reis, koca anlamlarında kullanılır. Sami toplumları kadim dönemlerde de bu kelimeyi “ilâh” anlamında kullanmışlar ve bir tanrıya özel isim olarak vermişlerdir. Bilhassa “Ba’l” Lübnan’daki Fenikeliler’in en büyük erkek tanrısı olarak şöhret bulmuştur. Karısı “İştir” ise büyük tanrıça idi. Araştırmacılar arasında “Ba’l” ile Güneş’in mi, Mars gezegeninin mi, “İştir” ile de Ay’ın mı, Zühre yıldızının mı kastedildiği ihtilaf konusudur. Ancak her halükârda Babil’den Mısır’a kadar tüm Ortadoğu’da özellikle Lübnan, Şam ve Filistin’de Ba’l’e tapmanın yaygın olduğu tarihten sabittir. İsrail oğulları Mısır’dan çıktıktan sonra Filistin’e ve Doğu Ürdün’e geldikleri dönemde, Tevrat’ın şiddetle şirki reddeden bölümlerine ve“müşriklerle evlenmeyiniz” şeklindeki apaçık hükmüne rağmen, onlar müşriklerle evlenmiş, onlarla sosyal ilişkiler kurmuş ve dolayısıyla şirk hastalığı kendilerine de bulaşmıştır. Kitab-ı Mukaddes’in açıklamasına göre, İsrail oğullarındaki bu ahlâkî ve dini çöküş, Hz. Musa’nın halifesi, Hz. Yeşu b. Nun’un vefatını müteakip başlamıştır.) (K. Çelik Meal Açıklaması)