7,8. (Ve devamla): “Biz böyle bir şeyi daha önceki hiç bir dinde¹ duymadık. Bu, tamamen uydurmadan başka bir şey değildir.² Hem bu zikir içimizden (başka kimse kalmadı da) ona mı indirildi?” dediler. Doğrusu, onlar esas benim zikrim (olan Kur’an’dan) şüphe ediyorlar ve onlar henüz Benim azabımı tatmadılar.
1 Burada son dinden kastedilen büyük ihtimâlle Hıristiyanlıktır. Ancak; diğer dinlerin de anlaşılma ihtimâli vardır. Yukarıdaki tercüme bu sebeble yapılmıştır. Bu âyet, “Biz, böyle bir şeyi son dinde bile duymadık.” şeklinde de tercüme edilebilir.2 Ebû Talib hastalandığı zaman Kureyş’ten içlerinde Ebû Cehil’in de bulunduğu bir heyet geldi. Onun yanına girdiler ve: “Kardeşinin oğlu bizim ilâhlarımıza hakaret ediyor, şöyle şöyle diyor, ona haber göndersen de onu böyle söylemekten men etsen” dediler. Ebû Tâlib, Efendimize haber gönderdi. Peygamber (s.a.v.) geldi ve odaya girdi, Ebû Talibin yanında bir kişilik yer vardı. Oraya oturmasın diye Ebû Cehil sıçradı ve oraya oturdu. Rasulullah (s.a.v.) amcasının yakınında oturacak yer bulamayınca kapının yanında oturdu, Ebû Talib: “Ey kardeşimin oğlu! Kavmin yine senden şikâyet ediyorlar, sen onların ilâhlarına hakaret ediyor ve şöyle şöyle diyormuşsun” dedi, Rasulullah (s.a.v.) de: “Ey amcam! Ben onlardan bir kelimeyi söylemelerini istiyorum. Bir kelime ki onunla Arap onlara bağlanacak, Acem onlara cizye verecek” dedi. Bunun üzerine müşrikler sevindiler ve: “Babanın aşkına ondan fazlasını veririz, ne o kelime?” dediler. Rasulullah (s.a.v.): “O bir tek kelime, (لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ)’dır der demez telâş ile kalktılar ve elbiselerini çırparak: “Bu pek çok ilâhı, bir tek ilâh mı yapıyor? Bu, kesinlikle tuhaflıktan da öte bir şey.” dediler. Bu olay üzerine sâd suresinin ilk yedi ayeti nazil oldu. (Tirmîzî)