36, 37, 38. Biz de (duasını kabul ettik ve) rüzgârı onun istifadesine verdik; onun emriyle (denizde rüzgâr gücü ve enerjisiyle çalışan yelkenli yolcu ve ticari gemileri) istediği yöne doğru (rahatlıkla yüzdürebilmesi için emrimiz gereği) tatlı tatlı eserdi. Ve her (türlü) yapı ustası ve dalgıç olan şeytanları (insanları saptırmaya çalışan, hakka ve akla aykırı hareket eden, azgın, asi, kötü ve kibirli kişileri) de ve (zarar vermemeleri için) zincirlere vurulmuş (kontrol altına alınmış) diğerlerini de. *
(*) Hz. Süleyman’a rüzgârın musahhar kılınmasının anlamı hakkında doğru açıklama aşağıdaki ‘’ et-tahrir vet-tenvir ile Kitabul müteşabih minel kur’an’’ adlı tefsir metinlerinde yapılmıştır. Buna göre rüzgâr onun emriyle esmiyordu, bilakis Allah’ın emriyle Süleyman’ın gideceği yöne doğru esiyordu. Ayrıca rüzgâr Hz. Süleyman’ı havada da taşımıyordu, Allah’ın emriyle esen rüzgârlar Hz. Süleyman’a ait gemilerin denizde istediği yöne rahatlıkla gidebilmesini sağlardı. Ayrıca rüzgârın Süleyman peygamberin emrinde olması, o’nun rüzgârı binit olarak kullanması veya ordusunu bir yerden bir yere rüzgârla sevk etmesi demek değildir. Rüzgârın o’nun emrinde olması, rüzgâr marifetiyle hızla hareket edebilen yelkenli gemilere sahip olması ve bu gemilerle deniz aşırı ülkelere gidebiliyor olmasıdır. Nitekim Ana Britannica ansiklopedisi de, Süleyman peygamberin denizcilikte ulaştığı noktayı şu cümlelerle anlatmaktadır: Hiram ile Hz. Süleymân’ın ortak deniz ticaret filosu, o çağda bilinen denizlerin neredeyse en uç noktasına ulaştı. Düzenli seferlerin bazıları gidiş dönüş üç yıl sürüyordu. Kaynak: (Ana Britannica; c. 28, s. 435.) Not: Maalesef mevcut meallere göre Hz. Süleyman bir doğa kanunu olan/ sünnetullah’a rüzgâra haşa emir veriyordu. Yani rüzgâra es dediği zaman hemen esiyordu ve istediği yöne rüzgârı yönlendiriyordu. Oysa doğa olaylarını oluşturan ve doğa kanunlarının tasarrufunu elinde bulunduran sadece yüce Allah’tır. Yani yüce Allah’tan başka hiçbir güç veya kimse bir doğa kanununa/ rüzgâra emir veremez, onu kendi buyruğu altına alamaz. Zira Kur’an’ı Kerim’in ilgili bütün ayetlerinden de konu böyle anlaşılıyor. Yani Hz. Süleyman’ın deniz üzerindeki gemilerinin gidecekleri yöne doğru rahatlıkla yüzdürülebilmeleri için Allah tarafından rüzgâr eserdi. Bu nedenle haşa ne Hz. Süleyman rüzgârlara emir verebilir, ne de onun böyle bir gücü ve yetkisi vardı. Ayrıca ayette ‘’şeyatin’’ ise: Hakk’a aykırı hareket eden, her türlü güç, kurum ve kişinin ortak karakteristik adıdır. Yani bizim bildiğimiz cinni şeytanlar değildi. Yine âyette geçen (مُقَرَّنِينَ فِي الْأَصْفَادِ) zincire vurulmuş ifadesi, onların bildiğimiz zincirlere bağlandığı anlamına gelmez. Bu ifade, onların kontrol altında tutulduklarından kinâyedir. Aşağıdaki tefsir metinlerinde de belirtildiği gibi ayetteki (شياطين - الاصفاد)’’şeyatin ve asfâd’’kelimeleri mecaz ve kinaye anlamında da olabilir. Bu nedenle buradaki şeyatin gözle görülmeyen ve cin türünden olan şeytanlar değil, belki şeytan karakterli, azgın, asi, kibirli kimseler olabilir, yani bu tip şeytan karakterli insanlar da Hz. Süleyman’a musahhar kılınmışlardı. Asfâd ifadesi de onların kontrol altında tutulduklarından kinâye olabilir. Buradaki şeyatin den maksat cinni şeytanlar olmadığına dair benzer bir örnek de Bakara sûresi 14. aytte geçiyor. Zira orada da (واذا خلوا الي شياطينهم)’’ve iza halev ila şeyatinihim’’ O ikiyüzlüler, (kendilerini saptıran) liderleriyle başbaşa kaldıklarında ise, biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler.’’ İşte burada da ‘’şeyatin’’onları saptıran münafık liderlerdir. Yani cinni şeytanlar değil. Çünkü Kur’an’a göre cinni şeytanlar olduğu gibi şeytan karakterli insi şeytanlar da var. Yani Hz. Süleyman’a musahhar olanlar da şeytan karakterli kimselerdir.
تسخير الرياح لتجري بأمره -1- أما الرياح فقد سخره الله للانسان عامة وهو سبحانه لم يجعل تسخير الرياح وفقا علي سليمان وحده لافي زمنه ولا من بعده ! انطروا الي سورة ابراهيم الاية – 32 – والي سورة لقمان الاية – 20 ... فيقولون التراثيون : ان تسخير الرياح لسليمان كان يختلف عن تسخير الرياح للا نسان فقد كانت الرياح تجري بأمره حيث يشاء .. أي أنه كان يأمر الرياح أن تهب في هذا التجاه أوفي ذاك ونحن نسأل .. من أين أتو بهذا التفسير الا سطوري وكأنه قد تحول فصار كأحد الهة اليونان القديمة التي كانت في زعم القدامي من أهل اليونان تسيطر علي الريهح وعلي قوي الطبيعة الاخري.؟ ان الله تعالي يقول ان الريح كانت ( تجري بأمره ولم يقل انها كانت تجري طاعة لامره ) والفرق بين التعبرين كبير . التعبير الثاني يدل علي أن الريح كانت تأتمر بأوامره, وأما تعبير الاول , وهو التعبير القراني فيعني أن الريح كانت تجري بما يعمل علي تحقق أموره وتحصل أغراضه . انك حين تقول ان الام تقوم بأمر طفلها لا تعني أن الام كانت تتلقي الاوامر من طفلها أو أنها كانت تطيع أوامره وانما تقصد أن الام كانت تعمل علي تحقيق ما يلزم طفلها من أمور وتأدية ما فيه مصلحة ... كما يقول يعص الفسرين كل مافي الامر أن الريح كانت تسير من قبل الله وفق مصلحة سفنه وتجارته وأسفاره تسيرها بأشرعتها وفق قوانين الله ومصلحة نبيه وليس في الامر بساط ريح : المصدر (سليمان عليه السلام - 1- تسخير الرياح لتجري بأمره ... -) ورواحها شهر في سورة النمل - والأمر في قوله بأمره مستعار للرغبة أو للدعاء بأن يدعو الله أن تكون الريح متجهة إلى صوب كذا حسب خطة أسفار سفائنه ، أو يرغب ذلك في نفسه ، فيصرف الله الريح إلى ما يلائم رغبته وهو العليم بالخفيات (التحرير والتنوير ) (فَسَخَّرْنَا لَهُ الرِّيحَ تَجْرِي بِأَمْرِهِ) لتسوق السفن الشراعية في البحر (رُخَاءً) أي ريحاً ليّنة ليست بعاصفة (حَيْثُ أَصَابَ) من المواد الإنشائية لبناء بيت المقدس، يعني كانت الرياح تسوق السفن الشراعية إلى حيث وجد شيئاً من الأخشاب أو الأحجار أو غير ذلك فيحملونه في السفن لبناء بيت المقدس .( كتاب المتشابه من القران) وتسخير الريح : تسخيرها لما تصلح له ، وهو سير المراكب في البحر ، والمراد أنها تجري إلى الشام راجعة عن الأقطار التي خرجت إليها لمصالح ملك سليمان من غزو أو تجارة بقرينة أنها مسخرة لسليمان فلا بد أن تكون سائرة لفائدة الأمة التي هو ملكها - وأمر سليمان دعاؤه الله أن يجري الريح كما يريد سليمان (سورة الأنبياء - قوله تعالى ولسليمان الريح عاصفة تجري بأمره) والتسخير الإلجاء إلى عمل بدون اختيار ، وهو مستعار هنا لتكوين أسباب تصرف الريح إلى الجهات التي يريد سليمان توجيه سفنه إليها لتكون معينة سفنه على سرعة سيرها ، ولئلا تعاكس وجهة سفنه ، وتقدم في قوله تعالىولسليمان الريح غدوها شهر -- الشياطين المذكورون، إما مردة الإنس وأشداؤهم، وإما مردة الجن لظاهر اللفظ (تفسير القاسمي ) فيجوز أن يكون {الشياطين} مستعملاً في حقيقته ومجازه.- فيجوز أن يكون معنى: {مُقَرَّنينَ في الأصفَادِ} حقيقة، ويجوز أن يكون تمثيلاً لمنع الشياطين من التفلت. (التحرير والتنوير) وقال فى بحر العلوم والاقرب ان المراد تمثيل كفهم عن الشرور بالتقرين فى الصفد يعنى ان قولهم لا يمكن تقييده بالاصفاد والاغلال حقيقة مسلم ولكن ليس الكلام محمولا على حقيقته لانهم لما كانوا مسخرين مذللين لطاعته عليه السلام بتسخير الله اياهم له كان قادرا على كفهم عن الاضرار بالخلق فشبه كفهم عن ذلك بالتقرين فى الاصفاد فاطلق على الكف المذكور لفظ التقرين استعارة اصلية ثم اشتق من التقرين يعنى المعنى المجازى لفظ مقرنين فهو استعارة تبعية بمعنى ممنوعين عن الشرور (روح البيان في تفسير القرآن).وقد جُوِّز أن يكون الإقرانُ في الأصفادِ عبارة عن كفِّهم عن الشُّرورِ بطريق التَّمثيل (إرشاد العقل السليم إلى مزايا الكتاب الكريم – أبو سعود) ويحتمل أنه لم يقيدهم فى الاصفاد بل كفهم عن الشر وزجرهم عنه فعبر عن ذلك بالتقرين في الاصفاد (تفسير هميان الزاد إلى دار المعاد / اطفيش) وقيل: الأقرب أن المراد تمثيل كفهم عن الشرور بالإقران في الصفد وليس هناك قيد ولا تقييد حقيقة.( روح المعاني – تفسير الالوسي) و{الشياطين} جمع شيطان، وحقيقته الجنّي، ويستعمل مجازاً للبالغ غاية المقدرة والحذق في العمل الذي يعمله. ومنه قوله تعالى: { وكذلك جعلنا لكل نبي عدواً شياطين الإنس والجن } [الأنعام: 112]، فسخر الله النوع الأول (أي الجن) لسليمان تسخيراً خارقاً للعادة على وجه المعجزة فهو مسخر له في الأمور الروحانية والتصرفات الخفية وليس من شأن جنسهم إيجاد الصناعات المتقنة كالبناء، وسخر النوع الثاني (أي شياطين الانس) له تسخير إذلال ومغلوبية لعظم سلطانه وإلقاء مهابته في قلوب الأمم فكانوا يأتون طوعاً للانضواء تحت سلطانه كما فعلت بلقيس وقد تقدم في سورة سبأ. فيجوز أن يكون {الشياطين} مستعملاً في حقيقته ومجازه (التحرير والتنوير) الأَمْر : الحال والشأْن : القيامة (تعريف و معنى الامر في معجم المعاني الجامع) اذا قوله (تجري بأمره) أي تجري بأمر من الله حسب حال سليمان وشأنه أو حسب رغبته بسبب دعائه - قال السعدي رحمه الله في قوله تعالى :( وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ) :"باردة وحارة، وجنوباً وشمالاً وشرقا ودبوراً وبين ذلك، وتارة تثير السحاب، وتارة تؤلف بينه، وتارة تلقحه، وتارة تدره، وتارة تمزقه وتزيل ضرره، وتارة تكون رحمة، وتارة ترسل بالعذاب" . فتصريفها تقلُّبها بين هذه الأمور (الله اعلم)