Ve (kendi yanında beslediği) kuşları da toplu olarak (ona) musahhar kılmıştık (ona kuş mantığını, ses, hareket ve davranışlarından anlam çıkarma bilgisini de öğretmekle onlardan istifade etmeyi öğretmiştik). Hepsi (kendi yanında besleyip, kendine alıştırdığı kuşlar) ona (Davud’a) evvab (onun verdiği komut ve işaretlerine uyuyor) idiler. *
(*) Not: Buradaki ayet, (وَوَرِثَ سُلَيْمَانُ دَاوُودَ وَقَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنطِقَ الطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَيْءٍ) ‘’ Ve (bu bakımdan) Süleymân Dâvûd’a vâris oldu. Ve Süleyman: Ey insanlar! (Ailece) bize kuş mantığı [ses, hareket ve davranışlarından anlam çıkarma ve onlardan istifade etme bilgisi] öğretildi ve bize her şeyden verildi” dedi…’’şeklindeki Hz. Süleyman’dan söz eden bu (Neml -16) ayetle birlikte değerlendirildiğinde, Sâd -19. ayetin anlamı da bu şekilde olduğu anlaşılacaktır. Yani daha önce Hz. Davud da türlü türlü kuşları besliyor, onları kendine alıştırıyor ve böylece kuş mantığını ( yani ses, hareket ve davranışlarından anlam çıkarma ve onlardan istifade etme bilgisini) öğrenerek, onlardan istifade ediyordu. İşte Neml-27/16. ayette de Hz. Davud’un oğlu Hz. Süleyman böyle bir duruma vurgu yapmıştır. (الله اعلم)‘’Ama en doğrusunu yüce Allah bilir.’’ Yani “dağları musahhar kıldık, akşam ve sabah/sürekli onunla birlikte tesbih ediyorlardı. Toplu olarak kuşlar da”diyerek Hz. Davud’un dağlık sahalarda dağlardan çıkardığı madenlerden ve kuşlardan yararlandığını ifade etmiş oluyor. Zaten Hz. Davud’un demir ve maden işleriyle uğraştığını da başka ayetler de ifade etmektedir. Ayrıca dağlarda maden ve kereste de elde ettikleri anlaşılmaktadır. Yani canlı ve cansız varlıkların Allah’ı tesbih etmesi ve O’na yönelmesi demek, Allah’ın her cins varlık için koyduğu evrensel yasalara, hepsinin aksatmadan uyması demektir. Her şey kendisi için konan kanun ve kuralları aksatmadan kendi dünyalarında varlıklarını sürdürürler. Ayrıca ’’Nuzül Sırasına Göre Yaşayan Kur’an’’adlı tefsirin yazarı R. İhsan Eliaçık da bu 18-19. ayetleri şöyle değerlendiriyor: Bu ayetlerinin mesajını biri teolojik diğeri jeopolitik açıdan olmak üzere iki şekilde yorumlamak mümkündür: 1- Teolojik açıdan dağlar ve kuşlarla ifade edilen görünür doğanın fıtraten yaratıldıkları hal üzere Allah’ı tesbih ettikleri gibi Davud’un da aynısını yaptığı ifade ediliyor. Davud’un yeryüzünde kurduğu egemenlik, Allah ve onun davranışı demek olan tabiat ile uyum içindeydi, onunla savaşan değil onunla dost bir yönetimdi. Böylece evrendeki "bölünmez bütünlük" bölünüp parçalanmadan, birbirini tamamlayan bir tek organizma haline gelmişti,"egemenliğin makbul olanı işte böyle olandır" denmek isteniyor. 2- Jeopolitik açıdan dağlar ve kuşlarla ifade edilen Davud’un yaşadığı çağlarda yüksek dağların tepesinde yaşayan Tanrılar sebebiyle kimi dağları"Tanrıların mekânı" olarak gören (ör. Asurlularda Cudi, Yunanda olimpos, eski Türkler’de Tengri, Hind’de Himalayalar, Mısır’da Sina vb.) kimi devletlerin bu dağları kendi krallık ve imparatorluk sembolü olarak görmesinden ve birtakım kuşlara "Tanrıların hayvanları" diyerek (ör. Sümer mühürlerinde yürüyen kuş, Cudi dağında bulunan kaya dikme taşlarında Asur kralı Senacheripe ait uçan savaş Tanrısı Ninurtuyu sembolize eden tünemiş kuş motifi, eski Babil’e ait bir levhada devekuşu motifi, Akad dönemi silindir mühründe Tanrı Atena mitinin uçuş bölümünü tasvir eden iri kuş, Mısır’da atmaca (horus), Hititlerde uçan kartal vs.) bunları kendi devlet ve krallık arması olarak kabul ettiklerinden ve o günkü dünya kamuoyunda bunlarla anılmalarından dolayı bu devletlerin "Davud’un egemenliği altına girmeleri", dağların ve kuşların Davud’un emrine amade kılınması olarak ifade ediliyor. Böylece tüm Mezopotamya/ Akdeniz havzasında büyük bir adalet ve barış yurdu (Daru’s Selam) kurulduğu anlatılmak isteniyor. Durumu daha iyi anlamak için şöyle bir örnek belki bir fikir verebilir. Meselâ bundan üç bin yıl sonra Türkçe inen bir vahiyde "Sarı kanaryaların kara kartalları yendiği gün" diye bir tabir geçtiğini düşünün... Bu o günkü insanlar için bir mana ifade etmese de bugün için bir gerçekliğe tekabül ediyor. İşte burada da böyle bir durum olduğunu düşünmek Kuranda özellikle Davud ve Süleyman kıssalarını anlamada işe yarayabilir.