Biz (çevresinde bulunan) dağları (ona) musahhar kılmıştık (dağları ve dolayısıyla dağlarda bulunan bütün madenleri onun istifadesine sunmuştuk). Onlar (o dağlar kevni kanunlarımıza boyun eğmek suretiyle) akşam sabah (gece gündüz kendi varlık yapıları ve yaratılış amaçları ile kudretimizi ve yüceliğimizi yansıtmakta, böylece,) onunla beraber (lisân-ı halleriyle sürekli bizi) tesbih (tenzih) ederlerdi. *
(*) Dağların Allah’ı tesbih etmesi demek, Allah’ın yaradılışlarına koyduğu yasalara bağlılk içinde, varlık amaçlarına uygun bir hâl içinde bulunmaları demektir. Bu bağlamda evrende olan tüm canlı ve cansız varlıklar Allah’ı tesbih etmektedirler. Hâl diliyle ortaya konan bu gerçeklik, aslında Allah’ın tüm nitelikleri ile tanınması ve tanıtılmasını ifade etmektedir… Daha da açık ifade etmek gerekirse, insan bilinci dışındaki tüm varlıklar Allah’ı kendi yaratılış özelliklerini yerine getirmekle ve O’nun koyduğu düzenin içindeki rolleri ile tesbîh etmiş olmaktadırlar. İnsanın değil, “insan bilinci”nin istisnâ edilmesinin nedeni, insan bedenindeki biyolojik mekanizmaların da aynı yasaya tâbi olarak Allah’ı tesbîh etmekte oluşundan dolayıdır. Kalbin durmaksızın çalışması, mitokondri organellerinin biteviye vücuda enerji üretmesi veya kardiyo-vasküler sistemin vücudun beslenme sürecindeki işlevini eksiksiz yerine getirmesi, bu biyolojik organ ve sistemlerin Yaratıcı’yı tesbîh etme şekilleridir. Zira varlık âlemi, Yaratıcının koyduğu yasalara uygun hareket etmektedir. Bunlardan yalnızca insan bilinci, Rabbini ancak bilinçli bir istem ve çaba ile tesbîh edebilir. Zaten bu da onu diğer varlıklardan ayıran temel özelliklerinden biridir… Meselâ, atom ele alınacak olursa, her atomun, içinde pozitif elektrik yüklü proton ve elektrik yükü olmayan nötronlar bulunan bir çekirdekten ve bu çekirdek etrafında büyük hızlarla dönen negatif elektrik yüklü elektronlardan oluştuğu görülür. Yani, cansız olarak kabul edilen nesnelerde bile, duyularımızla algılayamadığımız bir hareket söz konusudur: Bu parçacıkların birbirlerine uyguladığı ve atom çekirdeğini bir arada tutan kuvvetler öylesine güçlü ki, bu parçacıkların çekirdek içindeki ve dışındaki hızları yaklaşık 300.000 km./saniye olan ışık hızına yaklaşır. Kaynak ( Maddenin Son Yapıtaşları, Gerard’t Hooft, Tübitak Popüler Bilim Kitapları,1. basım, Eylül 2000, s. 28…) İşte bütün bunların, yüce Yaratıcının kendileri için koymuş olduğu yasalara boyun eğip hareket etmeleri, adeta hâl diliyle Yaratıcı’yı tesbih etmektedirler. Yani dağların da, Allah’ı tesbih etmeleri demek; Allah’ın yaradılışlarına koyduğu yasalara bağlılık içinde, varlık amaçlarına uygun bir hal içinde bulunmaları demektir. Bu bağlamda, evrende olan tüm canlı ve cansız varlıklar Allah’ı tesbih etmektedirler. Buna göre, Hz. Dâvûd Zebur okuyarak Allah’ı tesbih ettiği gibi, kuşlar ve dağlar da kendi varlık yapılarıyla Allah’ın kudretini ve yüceliğini yansıtmakta, böylece lisan-ı hâl ile tesbih etmektedirler.
« العشي والإشراق » كنايتين عن مداومة التسبيح طول الليل والنهار - ثم قوله - عز وجل -: {يُسَبِّحْنَ بِٱلْعَشِيِّ وَٱلإِشْرَاقِ} جائز أن يكون لا على إرادة حقيقة العشي والإشراق، ولكن على إرادة التسبيح معه في كل وقت؛ فيكون العشي كناية عن الليل والإشراق كناية عن النهار، يخبر أنهن يسبحن في كل وقت من الليل والنهار، والله أعلم. (تأويلات أهل السنة) . فذهب قوم إلى أن ما جاء في القرآن من تسبيح ما في السماوات والأرض لله تعالى، ومن تسبيح كل شيء لله تعالى، محمول على التسبيح المجازي، أي: على التسبيح بلسان الحال، لا بلسان المقال.. يعني أن التسبيح بلسان التكوين -,,وقال بهذا كثير من المفسرين : المصدر : (تفسير الامثل - دراسات فنية في قصص القران)