(Gerçekleri) görmek istemeyenleri de (düşünce körlüğü içinde olanları), sapkınlıklarından (kurtarıp) doğru yola iletemezsin! Sen ancak (gönülden) teslimiyet göstererek ayetlerimizi (düşünen, araştıran ve) inanan kişilere duyurabilirsin.*
(*) Ayetlerde geçen ölü, sağır ve kör kelimeleri mecaz olup manen beyinleri ölmüş olanlar demektir. Yani hakikati kavrayıp bulmak için beyinlerini çalıştırmayan, hakka kulak tıkamış, aklını kullanmayan ve hakikati görmeye çalışmayan manasında tefsir edilmektedir. Ayrıca bu Bağlamda Kur’an’ın temel düsturlarından biri örnekleri ile izah edilmektedir. Bu düstûr da, ‘din ve inançta zorlama ve dayatmanın her türünün kesinlikle olmayacağı’ hakîkatidir. Resûllerin görevi; insanlar iman etsin diye manevî körlere mucizeler göstermek, sağırlara kehanetler söylemek değildir. Resûllerin ve izinden giden gerçek müminlerin aslî görevi, nefsanî arzu ve ilkel duygularla vicdan ve merhametinin üstünü örtmeyenlere kılavuzluk etmektir. Bu rehberlik, ancak fıtratlarına nakşedilen insanlığın ortak doğrularına ulaşıp teslim olmak isteyenlere fayda verecektir. (Bkz. Bakara:2) İşte peygamber bile olsa hakiketlere karşı sağır kesilenlere hakikati duyurabilir mi? Duymamaya, dinlememeye, iman etmemeye şartlanmış olup tüm kapılarını, pencerelerini kapatanlara bir şey yapabilir mi? Manen kör olanlara hidâyet rehberliği yapabilir mi? Yâni bu insanlar şimdiden kendilerini ölmüş olanlar gibi kabirlere mahkûm etmişlerse, işitmek istemiyorlarsa, ölüler haline gelmişlerse, uyarılara göre, söylenenlere göre hiçbir değişim, hiçbir devinim göstermiyorlarsa, tepki vermez hâle gelmişlerse bunlara yapabilecek bir şey kalmamıştır. Bu duruma gelmiş insanlar için ne peygamberlerin ne de başka birilerinin yapabilecekleri bir şey yoktur. Yüce Allah’a gönülden iman eden, Allah’ın âyetlerine teslim olanlardan başka.