close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Rûm Sûresi 39. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vemâ âteytum min riben liyerbuve fî emvâli-nnâsi felâ yerbû ‘inda(A)llâh(i)(s) vemâ âteytum min zekâtin turîdûne vecha(A)llâhi feulâ-ike humu-lmud’ifûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Halkın malı artsın diye faize ait verdiğiniz şeyler, Allah katında artmaz; Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekat artar ve sevaplarını katkat arttıranlar, onlardır.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
İnsanların mallarında artış olsun diye (banka şubelerinden ve tefecilerden kredi alıp) verdiğiniz faiz Allah katında artmaz (ve hiçbir hayrı ve bereketi olmaz). Ama Allah’ın rızasını dileyerek (ve toplumun-devletin çıkarını gözeterek, faizsiz düzenle helâlinden kazanılan maldan) verdiğiniz zekâta gelince, (işte bunu yapanlar gelirlerini) kat kat artıranlardır. (Böylece; zekât vergi sisteminde mal ve üretim artacak ve ülke kalkınacaktır. Faizci düzende ise, kısa vadeli bir rahatlama sanılsa da, sonunda ekonomik ve sosyal hayat tıkanacaktır.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
İnsanların malı çoğalsın diye, faize ait verdiğiniz şeyler, Allah katında bir artış sağlamaz. Oysa Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için karşılıksız verdikleriniz, O'nun tarafından bereketlendirilir. İşte bu şekilde Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler, ödüllerini kat kat artıranlardır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Alınan borç karşılıksız alınmış olmasın, insanların servetlerinde artış sağlansın diye faiz kabilinden verdiğiniz şeyler (hediye v.s.), Allah katında herhangi bir artışa vesile olmaz. Allah'ın rızasını kazanmak için verdiğiniz, vicdanınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar sevaplarını, mallarını kat kat artıranlardır.
Ahmet Varol
swap_vert close
İnsanların malları içinde artması için verdiğiniz faiz Allah katında artmaz. Ama Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekat(a gelince) işte (zekatı verenler ecirlerini) kat kat artıranlardır.
Ali Bulaç
swap_vert close
İnsanların mallarından artsın diye, verdiğiniz faiz Allah katında artmaz. Ama Allah'ın yüzünü (rızasını) isteyerek verdiğiniz zekat ise, işte (sevablarını ve gelirlerini) kat kat arttıranlar onlardır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekât ise; işte bunu yapanlar, (dünyada mallarının bereketini, ahirette sevablarını) kat kat artıranlardır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
İnsanların malları içinde, artsın diye faiz için verdiğiniz mallar, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekât ise, işte gerçekten mallarını kat kat arttıranlar onlardır.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını umarak verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet işte onlar sevaplarını ve mallarını kat kat arttıranlardır.
Besim Atalay
swap_vert close
Başkasının malı içersinde, üretilmek üzere verdiğimiz bir mal, Allahın katında artmıyacaktır, Allahın hoşnutluğun dileyerek, vermiş olduğunuz zekât, böyle değildir, işte sevapları kat kat olanlar
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekât böyle değildir. Zekât veren kimseler, (dünyada mallarının bereketini, ahirette ise sevaplarını) kat kat artıranlardır.
Cemil Said
swap_vert close
Murâbahacılıkla çoğaltmak içün nâsa virdiğiniz emvâl Allâh’ın ’indinde çoğalmaz lâkin Allâh’ın tevcîhine mazhar olmak içün virdiğiniz zekât ve sadaka ez’âfıyla artar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz her hangi bir faiz Allah katında artmaz; fakat, Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka (zekat) böyle değildir. İşte onlar sevablarını kat kat artıranlardır.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
İnsanların malları içinde artsın diye faizle her ne verirseniz, Allah katında artmaz. Ama Allah’ın hoşnutluğunu isteyerek her ne zekât verirseniz; işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat arttıranlardır.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
İnsanların mallarında artış olsun diye faizli ödünç verdikleriniz Allah katında artmaz. Allah’ın hoşnutluğunu isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte (mânevî kârlarını) kat kat arttıranlar onu verenlerdir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.  
 Âyetin ilk cümlesindeki «ribâ», başlıca şu şekillerde tefsir edilmiştir: Verilen faizin kendisi, karşılığında maddi menfaat umulan herhangi bir bağış, faize verilen mal veya para. Son mana esas alındığında, âyetin, “insanların malları arasında nemalansın, artsın diye verdiğiniz...” şeklinde tercümesi uygun olur. Âyette, müslümanları, ileride kesin olarak hükme bağlanacak olan ribâ yasağına hazırlayıcı bir ifade kullanılmıştır.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Halkın malları içinde artması için verdiğiniz tefecilik parası ALLAH'ın yanında artmaz. Ancak, ALLAH'ın rızasını dileyerek verdiğiniz bir zekata gelince, onu verenler yatırımlarını katlarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah yanında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onlar, malları kat kat artmış olanlardır.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Nâsın mallarında nemalansın diye verdiğiniz ribâ (fâız) Allah yanında nemalanmaz, Allah yüzünü murad ederek verdiğiniz zekât ise katlayanlar işte onlardır
Emrah Demiryent
swap_vert close
İnsanların malları içinde, artacağını düşünerek (onlardan daha fazla mal almak için), verdiğiniz faiz (dünyada, rakamsal olarak artmış gibi görünse de) Allah nezdinde asla artmaz. (Allah’ın razı olmadığı bir işte, hayır da bereket de olmaz). Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince... İşte o zekâtı verenler, (dünyada mallarının hayrını, bereketini, âhirette de sevaplarını) kat kat artıranlardır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
İnsanların mallarında artsın diye ribadan verdiğiniz, Allah'ın katında artmaz. Allah'ın yüzünü¹ dileyerek zekattan² verenler, işte bunu yapanlar kat kat arttıranlardır.
1- Allah'ın yüzü, Allah'ın yönü demektir. Diğer bir deyimle “tamamıyla Allah'a yönelme” anlamına gelmektedir. 2- Hiçbir karşılık beklemeden, yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla yardımda bulunanlar.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
İnsanların mallarında artış olması için faiz (cinsin) den verdiğiniz şey (nakd, mal, sadaka ve sâire) Allah katında artmaz. Allahın rızâsını dileyerek verdiğiniz zekât ise, sevâblarını kat kat artıranlar onlar (onu verenler) dir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir fâiz, Allah katında artmaz. Hâlbuki Allah'ın rızâsını isteyerek verdiğiniz herhangi bir zekâta gelince, işte onlar,(sevablarını ve mallarını) gerçekten kat kat artıranlardır.(1)
(1)“Bütün ihtilâlât-ı beşeriyenin ma‘deni (insanlık âlemindeki ihtilâllerin kaynağı) bir kelime olduğu gibi, bütün ahlâk-ı seyyienin menbaı (kötü ahlâkın kaynağı) dahi bir kelimedir. Birinci kelime: ‘Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse bana ne!’ İkinci kelime: ‘Sen çalış, ben yiyeyim!’ Evet, hayât-ı ictimâiye-i beşeriyede (insanların cem‘iyet hayâtında) havâs (üst tabaka) ve avâm (alt tabaka), yâni zenginler ve fakirlerin, müvâzeneleriyle (dengeleriyle) rahatla yaşarlar. O müvâzenenin esâsı ise, havâs tabakasında merhamet ve şefkat; aşağısında hürmet ve itâattir. Şimdi birinci kelime; havâs tabakasını zulme, ahlâksızlığa, merhametsizliğe sevk etmiştir. İkinci kelime; avâmı kine, hasede, mübârezeye (çekişmeye) sevk edip, rahat-ı beşeriyeyi (insanlığın rahatını) birkaç asırdır selb ettiği (çekip aldığı) gibi; şu asırda sa‘y (emek), sermâye ile mübâreze netîcesi -herkesçe ma‘lûm olan- Avrupa hâdisât-ı azîmesi (büyük hâdiseleri) meydana geldi. İşte medeniyet, bütün cem‘iyât-ı hayriye (hayır cem‘iyetleri) ile ve ahlâkî mektebleriyle ve şedid inzibat ve nizâmâtıyla (şiddetli âsayiş ve düzenleriyle), beşerin o iki tabakasını musâlaha edemediği (barıştıramadığı)gibi, hayât-ı beşerin iki müdhiş yarasını tedâvi edememiştir. Kur’ân, birinci kelimeyi esâsından ‘vücûb-ı zekât’(zekâtın farz olması) ile kal‘ eder (kaldırır), tedâvi eder. İkinci kelimenin esâsını ‘hurmet-i ribâ’ ile (fâizin haram olmasıyla) kal‘ edip tedâvi eder. Evet, âyet-i Kur’âniye âlem kapısında durup, ribâya (fâize): ‘Yasaktır!’ der. ‘Kavga kapısını kapamak için, banka kapısını kapayınız!’ diyerek insanlara fermân eder. Şâkirdlerine(talebelerine): ‘Girmeyiniz!’ emreder.” (Zülfikār, 25. Söz, 38)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
İnsanların malları içinde (malınız) artsın diye faize verdiğiniz Allah katında artmaz (bereketli olmaz). Fakat Allah’ın yüzünü (onun rızasını) isteyerek verdiğiniz zekât(a gelince); işte onlar (hem dünya kazancını, hem de âhirette alacakları ödüllerini) kat kat artıranlardır.*
(*) Bu âyette ise, iktisadî adaleti temelden sarsan ve toplumda büyük tahribat yapan ribâ uygulamalarına karşı Allah’ın Kur’an’da çok sert bir tavır takınacağının ilk işareti verilmiş, bu yapılırken insanların ribâdaki amacına atıfta bulunularak zekâtla bir mukayese yapılmıştır: Mevcut varlığını daha da arttırmayı amaçlayan ve bunun için ribâya başvuranlar – şayet iman ediyorlarsa– bilmelidirler ki başkalarının sömürülmesi esasına dayalı bir işlemle elde edilecek kazanç zâhirî bir artıştır, mânevî yönden bir artış değildir, bereketi de yoktur. Gerçek yatırım Allah’ın hoşnutluğuna uygun malî tasarruflarda bulunmaktır ki bunların başında geniş anlamıyla zekât gelmektedir. (Kur’an Yolu Tefsiri)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
İnsanların mallarında artış olsun diye fazlalıklardan (ihtiyacı olmayanlara) verdikleriniz, Allah’ın yanında artmaz. Allah’ın rızasını kazanmak için mallarınızdan, temizlemek için karşılıksız fakirlere verdikleriniz artar. İşte onlar (fakirlere vermelerinden dolayı) verdiklerini kat kat artıranlardır.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Başkalarının malıyla artsın diye faize yatırdığınız para Allah’ın yanında artmış olmaz. Ancak Allah’ın dilediğini elde etmek için verdiğiniz zekat böyle değildir. Mallarını kat kat artıranlar işte bunlardır.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Artmak üzere insanlara verdiğiniz malların [²] Allah yanında bereketi yoktur, fakat Allah/ın veçh ve rızasını isteyerek verdiğiniz zekât böyle değildir. Mükâfatlarını kat kat yapanlar bunlardır.
[2] Yani verdiğiniz para onların ellerinde artmakla çoğalan paranız.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
İnsanların mallarında artış olsun diye ribâ türünden verdiğiniz şeyler⁹, gerçekte, Allah katında artmaz ama Allah’ın rızasını/hoşnutluğunu [veche] isteyerek verdiğiniz sadakalar [zekât] ise, işte onları yapanlar kat be kat kazananların tâ kendileridir.
9 Krş. Bakara, 2/275-276  
Kadri Çelik
swap_vert close
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Ama Allah'ın yüzünü (rızasını) isteyerek vermekte olduğunuz zekâta gelince, işte (bu amel sahipleri, sevaplarını ve gelirlerini) kat kat arttıranlardır.
Mahmut Kısa
swap_vert close
İnsanların ticâret malları içinde artacağını düşünerek verdiğiniz fâizli borç para, —rakamsal olarak artmış gibi görünse de—Allah katındaki ilâhî ölçülere göre hiçbir şekilde artmaz; Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ekonomik ve sosyal bir kulluk görevi olarak verdiğiniz zekât malları ise, hem toplumsal barış, huzur ve dayanışmayı temin ederek, hem de size Allah’ın hoşnutluğunu ve cennet nîmetlerini kazandırarak tam bir hayır ve bereket kaynağı olur. Evet, fâizden kaçınan ve zekâtlarını güzelce verenler var ya, işte, gerek dünya kazancını, gerekse âhirette alacakları ödüllerini kat kat arttıranlar, bunlardır.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
İnsanlar’ın mallarında artsın diye ribâ’dan verdiğiniz şeyler Allah katında artmaz. Allah’ın vechesini / rızasını isteyerek zekât’tan verdiğiniz şeyler, işte Katlayarak Artanlar onlardır.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Milletin malını çoğaltmak için ne kadar faiz artışı verirseniz verin bunun Allah katında bir artışı olmaz. Fakat, zekatı / aklama vergisini, sadece Allah rızası için verenler, mallarında yüzde yüz artış sağlayabilirler.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Malımız artsın diye faizle her ne verirseniz verin! Faiz aldığınız müddetçe Allah katında mallarınız artmaz. Ama Allah’ın hoşnutluğunu esas alıp zekât-ı ikame eder, varlıklarınızı ihtiyaç sahipleriyle paylaşırsanız sevaplarınız kat kat artar.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kişiler -evet onlar- (sevaplarını) katlayanlardır. [*]
Bu ayette gerçek artışın faizde olan değil, Allah rızası için verilen zekat olduğu belirtilmektedir. Benzer mesaj: Bakara 2:276.  
Mehmet Türk
swap_vert close
İnsanların malları içerisinde artması için verdiğiniz fâiz,¹ Allah katında artmaz.² Ama Allah’ın rızasını kazanmak isteyerek verdiğiniz zekât(a gelince); işte (onu verenler sevaplarını ve mallarını) kat kat artıranlardır.³
1 Faiz hakkında inen ilk âyet bu âyettir. İlk defa bu âyette faizin iyi olmadığı vurgulanmış ve daha sonra da haram kılınmıştır. Riba (faiz) ile ilgili olarak Bk. (Bakara: 275, 276, 278, Nisâ: 161, Âlu İmrân: 130)2 Buradaki Riba ile ilgili olarak iki görüş vardır. Bazıları bundan maksadın bilinen riba, yani fâiz olduğunu söylemişlerdir ki zâhir olan da budur. Bazı müfessirler de buradaki riba tabirinin mecaz olup karşılığı gözetilerek verilen hediyeler ve rüşvetler olduğu kanaatine varmışlardır. (İbnu Abbas) Buna göre fazlasıyla karşılığı gözetilerek verilen hediyeler bir nevi fâizciliğe benzetilerek kötülenmiştir. Nitekim bilinen faiz hakkında “yemek” tabiri kullanılırken burada “vermek” ifadesi kullanılmıştır. Buna göre bu ayet : “Halkın mallarında nemalanarak fazlasıyla karşılığını almak için verdiğiniz hediyeler Allah katında artmaz” şeklinde de anlaşılabilir. 3 Bk. (Bakara: 261)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve [unutmayın: Başka] insanların malvarlığı sayesinde, artsın diye faizle verdikleriniz [size] Allah katında bir artış sağlamaz. ³⁵ Oysa, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için karşılıksız verdikleriniz [O’nun tarafından bereketlendirilir: ³⁶] işte onlar, [bu şekilde Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler,] ödüllerini kat kat artıranlardır!
35 Bu, Kur’an’ın nüzul kronolojisinde ribâ terimi ve kavramının geçtiği ilk ayettir. Terim lafzen, bir şeyin ilk hacminin veya miktarının üstündeki “artış”ı veya “ilave”yi anlatır. Kur’an terminolojisinde ise, bir kimsenin veya kurumun başka birine ödünç olarak verdiği belli bir mal veya para miktarının, faiz yoluyla meşru olmayan bir artış sağlamasını ifade eder. İlk dönem Müslüman hukukçuların büyük kısmı, problemi kendi zamanlarında veya daha önceki dönemlerde geçerli ekonomik şartlar çerçevesinde mütalaa ederek bu “gayrimeşru ilave”yi, “oranına ve temelindeki ekonomik güdüye bakmadan” faiz karşılığı verilen bir borçtan sağlanan kazanç ile eş tutmuşlardı. Bununla birlikte -ve konu üzerindeki muazzam fıkıh külliyatının da gösterdiği gibi- Müslüman alimler, ribâ’nın tanımı üzerinde, yani bütün muhtemel hukukî durumları kapsayacak ve değişik ekonomik şartların bütün zorlamalarına cevap verebilecek bir tanım üzerinde henüz kesin bir anlaşmaya varabilmiş değillerdir. İbni Kesîr’in (2:275 üzerindeki yorumunda geçen) sözleriyle ifade edersek, “Ribâ, alimlerin (ehlu’l-‘ilm) en zor gördüğü konulardan biridir”. Ribâ’yı hukukî olarak yasaklayan ve mahkum eden ayetlerin (2:275-281) Hz. Peygamber’in vefatından birkaç gün önce gelen (karş. 2:281, not 268) son vahiy olduğu unutulmamalıdır: Bu sebeple Sahâbe, sözkonusu hükümlerin şer‘î sonuçları hakkında Hz. Peygamber’e soru sorma fırsatı bulamamışlardı -öyle ki, Ömer b. Hattâb’ın bile şöyle söylediği rivayet edilir: “En son vahyedilen ayetler ribâ konusundaydı, fakat Allah’ın Rasûlü, bu ayetlerin anlamını bize açıklayamadan [lafzen, “açıklamadan önce”] bu dünyadan göçtü.” (Sa‘îd b. Müseyyeb’den naklen İbni Hanbel.) Yine de Kur’an’ın ribâ’yı ve onu uygulayanları mahkum ederken kullandığı sert ifadeler, ribâ’nın niteliği ve sosyal ve ahlakî sınırları konusunda -özellikle de insanoğlunun geçen yüzyıllarda yaşadığı ekonomik tecrübeler gözönüne alındığında- yeterli bir fikir vermektedir. Genel olarak, ribâ’nın negatif muhtevası (terimin Kur’an’da ve Hz. Peygamber’in birçok Hadisi’nde kullanıldığı anlamda), fâiz karşılığı borç vermek suretiyle sağlanan ve ekonomik olarak zayıf durumda bulunan kesimlerin güçlü ve servet sahibi kesimlerce sömürülmesinden doğan kazançlarla ilgilidir: borç veren, kullandırdığı sermaye mülkiyetinin tam sahibi olurken ve bu fonun kullanım amacı yahut tarzı ile ilgili hiçbir yasal endişe taşımazken, sağladığı kazanç da, borç kullananın bu işlemden dolayı uğradığı kayıplara bakılmaksızın, sözleşme gereği garanti altına alınır. Bu tanımlamayı gözönüne alınca, hangi tür malî işlemin ribâ çerçevesi içinde kalacağı sorununun, son tahlilde, “manevî/ahlakî” bir sorun olduğunu ve borç veren ile alan arasındaki ilişkilerin temelinde yatan sosyo-ekonomik motivasyon ile yakından bağlantılı bulunduğunu görürüz; ve saf ekonomik terimlerle ifade edersek bu sorunun, “kazanç ve kayıpların borç işlemine katılan her iki tarafça nasıl adil olarak paylaşılabileceği” sorunu olduğunu görürüz. Tabii ki bu ikili sorunu katı ve kapsamlı çözümlere bağlamak mümkün değildir: bizim cevaplarımız, zorunlu olarak, insanın sosyal ve teknolojik gelişmesinin -ve dolayısıyla ekonomik ortamın- tâbi olduğu değişikliklere paralel olarak değişmelidir. O halde, Kur’an’ın ribâ kavramını ve uygulamasını mahkum ettiği açık ve kesin olmasına rağmen, her Müslüman kuşak, bu terime -ki daha iyi bir karşılık olması için “fâiz” olarak adlandırabiliriz- yeni bir boyut ve taze bir ekonomik anlam yükleme sorumluluğu ile yüzyüze bulunmaktadır. Bu örnekte (ki, vurguladığım gibi, Kur’an’ın tarihinde bu konudaki ilk ayettir) henüz kesin bir yasaklama görülmemektedir, fakat bir kimsenin kendi refahını “[başka] insanların malvarlığı” sayesinde, yani başkalarını sömürerek arttırması şeklindeki gayriahlakî beklentiye atıfta bulunmak suretiyle, 2:275 ve devamında konulan yasağın ilk işaretlerini vermiş bulunmaktadır.36 Karş. 2:276.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Bilin ki Riba/faiz ismi altında insanların mallarından daha fazlasını alırım diye mallarınızı veriyor ve haksız kazanç elde ediyorsunuz ama Allah katında asla artmaz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için zekât verenler var ya işte onlar Allah katında ödüllerini kat be kat artıranlardır. 2/275...280, 3/130, 4/161
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Yine (iyi bilin ki), başka insanların mal varlığı sayesinde artsın diye faiz karşılığı verdikleriniz asla Allah katında size artış sağlamaz.[³⁶⁰²] Bir de Allah’ın rızasını dileyerek verdiğiniz arındırıcı malî yükümlülük var.[³⁶⁰³] Ödüllerini kat kat artıranlar da işte bunlardır.[³⁶⁰⁴]
[3602] Kur’an’da “faiz” anlamına gelen ribâdan (Bkz: 2:275, not 513) ilk söz eden âyet budur. Bu âyet, sonu kesin yasakla biten bir sürecin ilk halkasını teşkil eder. Burada açık bir yasak yer almamakta, fakat faiz yerilmektedir. İkinci halka olan Nisâ 160-161’de tefeci Yahudiler şiddetle yerilir. Üçüncü halka olan Âl-i İmran 130’da Uhud savaşı bağlamında ilk yasak gelir: “Kat kat faiz yemeyin!” En son halka olan Bakara 275-279 ile faiz kategorik olarak yasaklanır. Başta Mücahid olmak üzere bazı ilk müfessirler buradaki ribâyı “faiz” değil fazlasıyla karşılığını bulan ve rüşveti andıran hediyeleşmeler şeklinde yorumlamışlardır (Taberî). [3603] Lafzen: “zekât”. Tercihimizin gerekçesi için bkz: 2:43, not 79. [3604] Faiz ile zekâtın aynı âyette gelmiş olması tesadüf değildir: Birincisi karşılıksız almak, ikincisi karşılıksız vermektir. Birincisi haram, ikincisi farz kılınacaktır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Halkın mallarında, -faiz gibi- fazlasıyla karşılığını almak için verdiğiniz bağışlar ise, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekat elbette böyle değildir. İşte onlardır sevaplarını kat kat artıranlar!
Osman Fırat
swap_vert close
İnsanların malları içinde, artması için faize verdiğiniz, Allâh katında artmaz. Ama Allâh’ın yüzünü (O’nun rızâsını) isteyerek verdiğiniz zekât işte o kat kat (malını) artıranlardır.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Nâsın mallarında nemalansın diye ribâ kabilinden verdiğiniz şey Allah indinde nemalanıp artmaz ve Allah'ın rızasını dilediğiniz halde verdiğiniz zekât ise böyle değildir. İşte (mallarını) kat kat arttıranlar ancak onlardır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Şunu unutmayın: Başkalarının mallarıyla artış sağlasın diye faize verdiğiniz para, zahiren fazlalaşsa da Allah'ın nezdinde artmaz. Ama Allah'ın rızasını arzulayarak verdiğiniz zekâtlar, O'nun nezdinde bereketlenir. İşte böyle yapanlar ödüllerini kat kat artırırlar.
Süleyman Ateş
swap_vert close
İnsanların malları içinde, artması için verdiğiniz riba, Allah katında artmaz. Ama Allah'ın yüzünü (O'nun rızasını) isteyerek verdiğiniz zekat(a gelince); işte (onu verenler sevaplarını ve mallarını) kat kat artıranlardır.
Gerçek faiz, tefe.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Nâsın emvâlinde ziyâde olması içün virdiğiniz fazla bedel veyâ 'atiye gibi şeyler Allâh 'indinde kazanmaz ve Allâh'ın rızâsını murâd iderek virdiğiniz zekâtdır ki kat kat artar.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faizli borç[1] Allah’ın yanında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince; mallarını kat kat artıranlar zekât verenlerdir.
[1] "Faizli borç" diye meal verdiğimiz "min ribe = مِن رِبًا" ifadesi "li riben = لِربا"taktirindedir. Devamındaki liyerbuve = 'لِّيَرْبُوَ'nin başında da lam = لِ harf-i cerri olduğu için birincisinde aynı anlamda min = مِن kullanılmıştır. Buradaki riba, faizli borç anlamında mecazdır. yete genellikle şöyle bir meâl verilir: "İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz her hangi bir faiz" Böyle bir faiz olmayacağından kelimeye faizli borç dışında bir anlam verilemez.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Başkalarının malı ile artsın diye faize verdiğinizin Allah katında bereketi yoktur. Fakat, Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekat böyle değildir. Kat kat artıranlar işte bunlardır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Halkın malından size artış sağlasın diye faizle verdiğiniz şeyler Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını gözeterek verdiğiniz zekât cinsinden şeylere gelince: İşte bunu yapanlar, kat kat arttıranların tâ kendileridir.(12)
(12) Faizle ilgili olarak inen ilk âyet budur. Aradan yıllar geçecek, İslâm toplumu bağımsız bir toplum halini alacak, gelişip güçlenecek, din kemale erecek ve en son olarak inen âyetler, yine ilk olarak inen âyetlerin irşadını tamamlayarak bir muhteşem medeniyet örneğini insanların önüne bir ideal olarak koyacaktır. Farklı zamanlarda, birbirine tamamen zıt şartlar altında, uzun zaman aralıkları ile inen âyetlerin böyle bir bütünlük ortaya çıkarması, Kur’ân’ın terbiyesindeki mucizeliği açıkça göstermektedir. 2:260-281’e ve açıklamalarına bakınız.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
İnsanların malları içinde artsın diye riba olarak verdiğiniz, Allah katında artmaz. Allah'ın yüzünü isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte onu verenler kat kat artıranların ta kendileridir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı kim virdüñüz artuklıķ ya'nį hedye baħşiş tā artuķ ola ādemįler malları içinde artuķ olmaz Tañrı ķatında. daħı ol kim virdüñüz zekāt dilersiz Tañrı ŝevābın anlar [217b] anlardur artuķlıķlar isleri.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı her nesneye ki ribāya virseñüz artmaġ‐ıçun ḫalḳ mālında, pes ol Tañrı ḳatında artmaz. Daḫı her nesne kim zekātdan virseñüz Tañrı rıżāsınistemeg‐içün, pes anlaruñ ecrleri daḫı, mālları daḫı artar.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Sərvətinizin) xalqın mal-dövləti hesabına artması üçün sələmlə (faizlə) verdiyiniz malın Allah yanında heç bir bərəkəti (artımı) olmaz. Allah rizasını diləyərək verdiyiniz sədəqə (zəkat) isə belə deyildir. Bunu edənlər (dünyada mallarının bərəkətini, axirətdə isə öz mükafatlarını) qat-qat artıranlardır!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
That which ye give in usury in order that it may increase on (other) people's property hath no increase with Allah ; but that which ye give in charity, seeking Allah's countenance, hath increase manifold.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
That which ye lay out for increase through the property of (other) people, will have(3552) no increase with Allah. but that which ye lay out for charity, seeking the Countenance of Allah,(3553) (will increase): it is these who will get a recompense multiplied.
3552 Riba (literally 'usury' or 'interest') is prohibited, for the principle is that any profit which we should seek should be through our own exertions and at our own expense, not through exploiting other people or at their expense, however we may wrap up the process in the spacious phraseology of high finance or City jargon. But we are asked to go beyond this negative precept of avoiding what is wrong. We should show our active love for our neighbourhood by spending our own substance or resources or the utilisation of our own talents and opportunities in the service of those who need them. Then our reward or recompense will not be merely what we deserve. It will be multiplied to many times more than our strict account. According to Commentators this verse specially applies to those who give to others, whether gifts or services, in order to receive from them greater benefits in return. Such seemingly good acts are void of any merit and deserve no reward from Allah since He knows the real intention behind such ostensibly good deeds. (R). 3553 Seeking the "Face" or "Countenance" of Allah, i.e., out of our pure love for the true vision of Allah's own Self. See also n. 3550 above.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَمَٓا
ve o şeyler ki
اٰتَيْتُمْ
verdiniz
مِنْ رِباً
bir faizden
لِيَرْبُوَ۬ا
artması için
ف۪ٓي اَمْوَالِ
mallarında
النَّاسِ
insanların
فَلَا يَرْبُوا
bu durumda artmaz
عِنْدَ
katında
اللّٰهِۚ
Allah
وَمَٓا
ve o şeyler ki
اٰتَيْتُمْ
verdiniz
مِنْ زَكٰوةٍ
bir zekâttan
تُر۪يدُونَ
istiyorsunuz
وَجْهَ
vechini
اللّٰهِ
Allah'ın
فَاُو۬لٰٓئِكَ
işte onlar
هُمُ
onlardır
الْمُضْعِفُونَ
kat be kat arttıranlar
(Unutmayın!) İnsanların mallarında artış olsun diye (zorunlu olarak) verdiğiniz (herhangi) bir faiz, Allah katında artmaz. Fakat Allah'ın vechini (cemâlini müşahede etmeyi ve rızasını) isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte o (zekâtlarını bu şekilde veren)ler, (Allah katında faziletlerini) kat be kat arttıranlardır.
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
رِبَا
İsim
ر ب و
Faiz
رَبَا
Fiil-I
ر ب و
Kabardı, arttı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
مَال
İsim
م و ل
Mal, sermaye
نَاس
İsim
ن و س
İnsanlar
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
رَبَا
Fiil-I
ر ب و
Kabardı, arttı
عِنْدَ
İsim
ع ن د
Katında, yanında, huzurunda, tarafında
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
زَكٰوةَ
İsim
ز ك و
Zekât, temiz olmak, temizlik
اَرَادَ
Fiil-IV
ر و د
Murâd etti, istedi, diledi
وَجْه
İsim
و ج ه
Yüz, vech, teveccüh
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
اُولٰٓئِك
İşaret zamiri
اُولٰٓئِك
İşte onlar, işte, böylece
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
مُضْعِفُون
Etken fiil-IV
ض ع ف
Kat be kat arttıranlar