O hâlde (mirastaki paylarını vermek, sılâ yapmak, iyilik etmek, nafaka vermek ve her türlü akrabalık hukukunu gözetmek suretiyle) akrabaya hakkını ver; yoksula (toplumun yoksul, işsiz, muhtaç, evsiz barksız kesimine) ve yolda kalmışa (seyahat ve yolculukta iken parasız kalana) da (zekât ve sadakadan) hakkını ver (bunlara infak ve yardımda bulun). Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erecek olanlardır. *
(*) Bu hak; maddi yardım, manevi yardım ve her türlü iyilik, demektir. Hak dininin, doğruluğunun gereği; böyle uzak yakın demeyip hakkı yerine koymaktır. Kimsenin hakkını yememek, kim olursa olsun muhtaç olanlara mümkün olan yardımı yapmak, infak etmek ve bakmaktır. Muhtaç olan akrabanın insanda bir hakkı olacağı gibi geçimsiz kalmış bir bîçarenin, yolda kalmış bir seyyahın bütün toplumda bir hakkı vardır. Binaenaleyh İslam devlet yapılanmasında bunları gözetecek müesseseler yapılmalıdır. (M. Türk Meali 38. Ayet Açıklaması) Bu âyetteki buyrukla ilgili önemli bir husus, “hakkını ver” ifadesinin kullanılmış olmasıdır. Buna göre ister gönüllü yardım isterse malî vecîbe çerçevesinde olsun, imkânı olanların, akrabalarını görüp gözetmeyi, yoksullara veya yolda kalmışlara destek olmayı kendi lutuf ve bağışları olarak değil, onların “hakkı” olarak görmeleri gerekir. Zira rızkı veren Allah’tır, O’nun verdiği nimetlerin bir kısmından başkalarını yararlandırmak da O’nun buyruğu uyarınca bir görevdir ve diğerlerine tanınmış bir haktır. Birçok âyet ve hadiste ifade edildiği üzere Allah’ın hoşnutluğuna lâyık olan harcamalar, başa kakmadan, o anlama gelebilecek tavırlar sergilemeden, kendisi diğer tarafın yerinde olsaydı nasıl davranılmasını arzu eder ise o şekilde yapılanlardır. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 317-319) Not: Özellikle kızların ve kadınların mirastaki paylarını vermek, sılâ yapmak, iyilik etmek, nafaka vermek ve her türlü akrabalık hukukunu gözetmek suretiyle haklarını vermek, zekat ve sadakadan yoksullara, muhtaçlara, işsizlere, evsiz barkasız kalanlara ve yolda kalmış kimselere haklarını vermek ebedi kurtuluşa sebep olur. Yani ebedi kurtuluş bunların haklarını vermekten geçer. Ama buna rağmen maalesef özellikle mirastaki haklarından birçok kadın ve kız mahrum bırakılmaktadır..