(Ey müşrikler! Allah’ın, mülkünde ortağı olmadığını iyice anlamanız için), O, (zatım olan Allah) size kendinizden (o kendi çarpık düzeninizden) bir misal vermektedir: (Bakın!) Size rızık olarak verdiklerimizde (ki, o rızıkların hem paylaşımında hem de insani ve hukukî statüde hepiniz eşitsiniz); sizin sözleşmelerinizin sahip olduğu kimselerden (yönetiminiz altında bulunanlardan) sizinle eşit derecede (yönetim hakkına sahip) olan, birbirinizden (birbirinizin hakkına dokunmaktan) çekindiğiniz gibi onlardan da çekindiğiniz ortaklar var mıdır (ki, tutup kendi yaratıklarımızı, bazı kullarımızı, bize denk yapıp ortak koşuyorsunuz)? İşte biz, aklını kullanan bir toplum için âyetleri böyle açıklıyoruz. *
(*) Yani ‘Size kendinizden/düzeninizden örnek verdi.’ ifadesiyle bu sistemi Allah’ın onayladığı manasına gelmemelidir. Amaç, âyetin sonunda hem insani hem de hukuki açıdan ifade edildiği gibi mahza anlaşılmaktır. İşte olması gereken kulların bu çarpık düzeni değil, efendi ve kölenin olmadığı, (yani herkesin hür olduğu, kulluğun kullara değil, sadece yüce Allah’a ait olduğu) takvaya dayalı bir sistemdir. Ayrıca (ما ملكت أيمانهم) ‘’ma meleket…’’iki veya daha fazla kişi arasında yapılan sağlam sözleşme, akitleşme demektir. Hizmet karşılığı yapılan ve karşılıklı taahhütlere dayalı bu akitleşme üzerinden Allah bir darbımesel yani ayırt edici bir örnek vermektedir. Buradaki kıyas akitleşilen ile olan ilişki ve hiçbir akdin, sözleşmenin, taahhüdün olmadığı kişiler arasındaki ilişkilerdeki fark üzerinden verilmiştir. İnsanlar kendilerini yaratan, kendilerine rızık veren ve imkânlar sağlayan Allah’a ontolojik bir borçla varlık âleminde yer alabilir. Buna rağmen hiçbir borcu, taahhüdü yokmuş gibi Allah’a ortaklar uydurur. İnsanın bunları uydurmasının sebebi, hiçbir borç ve mükellefiyetinin olmadığı hâlde, şahıslara/ nesnelere kendisini borçlu hissetmesidir. Bu zan insanı köleleştirir. İşte şirk bu nedenle büyük bir zulüm doğurur. (Bkz. Lokman:13) Allah’ın tevhit üzere yarattığı sistem ve üstün örnekler izzet ve hikmetli iken, kulların uydurduğu şirk ve kölelik sistemi insanları zillete düşüren büyük bir zulümdür. (Kurandan Hayata) Yani" size verdiğimiz rızıkta, insani ve hukuki statüde size eşit ve ortak oldukları hâlde yönetiminizde bulunan kimseleri kendinize eşit ve ortak kabul etmiyorken, nasıl oluyor da Allah’ın mülkünde tutup onun bölünmez bütünlüğünü parçalayarak kimi insanları, atalarınızı, putları, güneşi, ayı, yıldızları vs. Allah’a denk yapıp, ona ortak koşuyorsunuz? Siz daha kendi mülkünüzü, yönetiminizde bulunanlarla paylaşmaya yanaşmazken kalkıp Allah’ın mülkünü düzmece tanrılara pay ediyorsunuz olacak iş mi bu?"denmek isteniyor. Demek ki bir "tarihsel" örnek çekirdek olarak kullanılıyor ve onun üzerinden"evrensel"mesajlar veriliyor … Bu konun detayı için R. İ. Eliaçık’ın YAŞAYAN KUR’AN adlı eserine bakılabilir… Not: Başta bu ayetin hedef kitlesi Müslümanlar değil, köle ve efendi sistemini meşru sayan ve yüce Allah’tan başkasına tanrısal nitelikler yakıştıran putperestlerdir. O eşitliğe dayanmayan, insanlık dışı çarpık düzenleri, yüce Allah’ın onay vermediği bir düzendir. Böyle bir örnek verilmekle hem onlar hem de onların çarpık düzenleri eleştirilmektedir. Ayrıca kimi mealcilerce bazı ayetlerde bu kalıba (ما ملكت أيمانهم) “köle” şeklinde de anlam verilmekte. Fakat bu yanlış bir tanımlama, çünkü “köle” Kur’an’da ayrı kelime “abd” olarak zaten geçiyor. Ayrıca kölelikte kişinin rızası alınarak, çift taraflı yapılmış yeminli bir anlaşma bulunmadığından “ma meleket” kavramı ile de örtüşmeyecektir. Aşağıdaki metinlerde köle, (عبد) ile ilgili örnekler verilmiştir.
عَبْد : مخلوق ، مُطيع ، خاضع - العَبْدُ : الرَّقيق مملوك غير حُرّ ، إنسان يُباع ويُشترى (تعريف و معنى عبد في معجم المعاني الجامع - معجم عربي عربي عَبْدٌ ( ج ) عِبَادٌ و عَبِيدٌ و عُبَادٌ, köle, kul, bende ترجمة و معنى عبد في قاموس عربي تركي )