Ve işte böylece biz onu (Kur’an’ı, tebliğ eden elçi ve ilk muhatabı olan toplum Arapça konuştuğu için) Arapça bir hüküm (kanun) olarak indirdik. Artık sana gelen (bunca) ilimden sonra onların (ayetlerin bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr edenlerin) heveslerine (tutku ve kuruntularına) uyacak olursan (işte o zaman), Allah’tan (onun azabından) seni koruyacak ne bir veli (sahip ve yardımcı), ne de bir koruyucu vardır. *
(*) Not: Kur’an, evrensel ilahi bir kitap olduğundan, doğal olarak dünya dillerinden sadece bir dil ile gelmiştir, o da Arapçadır. Yoksa dünyada kaç dil ve lehçe varsa, her biriyle bir Kur’an gelseydi, artık siz düşünün her ırk ve her millet sadece kendi diliyle gelen Kur’an’a daha çok değer ve önem verir, diğer dillerde gelen Kur’an’a o kadar önem vermez ve belki kabul de etmezdi. Çünkü o zaman doğal olarak birçok farklı dil ve lehçelerle farklı medeniyet ve kültürlere hitap eden Kur’an’ın birçok mrsajı da birbirlerinden farklı algılanacaktı. İşte bu durmda inanaları/müslümanları bir arada toplamak, birlik, beraberlik ve İslam kardeşliğini oluşturmak pek de mümkün olmayacaktı. Ve bunun sonucu olarak da herkes benim kitabım ve benim peygamberim daha haktır diyecekti. İşte nasıl ki İngilizce dili uluslararası ortak bir dil olarak kabul edilmiş olup hiçbir kimse karşı çıkmıyor ve niye benim konuştuğum ana dilim ortak dil olarak kabul edilmiyor diyemiyorsa, Arapça dili ile gelen Kur’an için de bu durum aynen geçerli olması gerekir.