PEKİ, kimdir -elbette O!- yaşayan her varlığı, ⁵⁸ hak ettiği şeye ⁵⁹ bakarak görüp gözeten? Yine de Allah’a ortak koşuyorlar (öyle mi?). De ki: “Onlara [istediğiniz] ismi verin: ⁶⁰ sanki O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber verdiğinizi sanıyorsunuz? Yoksa sadece sözcüklerle mi oynuyorsunuz?” ⁶¹ Hayır, tersine, hakkı inkara şartlanmış olanların çarpık tasavvurları ⁶² kendilerine güzel gösteriliyor; ve böylece [doğru] yoldan döndürülüveriyorlar: ve zaten Allah’ın sapıklık içinde bıraktığı kimseye yol gösteren bulunmaz. ⁶³
58 Nefs teriminin burada “kişi/kimse” yahut hem insanları, hem de öteki canlıları işaret etmek üzere “yaşayan varlık” anlamına geldiği aşikardır.59 Lafzen, “kazandığı/elde ettiği şeye göre” -yani, hayatî ihtiyaçlarına göre; insan sözkonusu olduğu zaman da, ayrıca, hak ettiği şeye göre.60 Lafzen, “onları isimlendirin”. Müfessirlerin çoğu bu sözü, sahte ilahları keskin bir biçimde tezyîf eden, yani “onların hiç bir isimlendirmeye, nitelendirmeye ya da tanımlamaya değmeyecek kadar saçma ve anlamsız şeyler” olduğunu işaret eden küçültücü bir ifade olarak yorumlamışlardır. Ayrıca, burada, bu düzmece tapınma nesnelerinin müşriklerin “kendi hayal güçlerinin ürünü [boş] isimler”den ibaret olduğunu söyleyen 7:71, 12:40 ve 53:23. ayetlerin bir yankısıyla karşı karşıya olduğumuz da söylenebilir. Bununla birlikte, Allah’ın mutlak bilgi sahibi olduğuna işaret eden ve hayal mahsulü “şefaatçiler”in, “kayırıcılar”ın sözkonusu edildiği 10:18’i andıran sonraki cümle gözönünde bulundurularak yukarıdaki ibarenin, kasdedilen anlama biraz daha yakın bir biçimde, yani “isterseniz onları ilahî şefaatçiler olarak isimlendirin, fakat ...” şeklinde yorumlanması da mümkündür. (Zemahşerî’ye göre, çoğu zaman “yahut”, “ya da” anlamına gelen em takısı yukarıda bel, yani “tersine/fakat” anlamında kullanılmıştır.)61 Lafzen, “yoksa [bunu sadece] sözün zahiri olarak (bi-zâhir) mı [söylüyorsunuz]”. Karş. tanrılaştırılan “şefaatçiler”e değinilerek başlayan 10:18’in ikinci kısmı ve ilgili 27. not.62 Lafzen, “sinsi [ya da “ince”] oyunları/düzenleri” (mekr): Fakat, Taberî’nin de belirttiği gibi bu terim daha çok bilinçli şirkle (“Allah’tan başkalarına tanrı niteliğini ya da tanrısal nitelikleri yakıştırmak”) ve dolayısıyla genel anlamda sahte ve çarpık dinî görüş ve inanışlarla alakalı olduğuna göre, yukarıdaki gibi aktarılması daha yerinde olacaktır.63 Bkz. 7. sure, 152. not ve 14. sure 4. not.