Yine inkârda direnenler, “Ona Rabbinden ilâhî kudret delîli indirilmesi gerekmez miydi?” derler. De ki: “Allah tercih eden/tercih ettiği kimseyi saptırır, kendisine yönelmeyi tercih eden kimseyi ise doğru yola yöneltir”;[¹⁹⁶⁶]
[1966] Men ile birlikte gelen yeşâ’ fiili cümle içerisinde iki özneyi de görmektedir: Allah (huve) ve insan (men). Bu durumda, “Allah’ın tercihi” (hidayet için bkz: 9:80, not 99) “insanın tercihinin” bir sonucudur. Özellikle burada “hidayet”, zıddı olan “dalalet” ile birlikte anılmaktadır. Fakat anlamamızı kolaylaştıran asıl unsur ibaredeki ileyhi men enâbdır (Krş: 40:13). Çünkü bu kısımda hemen önceki yudillu men yeşâ’ ibaresinde gizli ikinci özne olan ‘insan’ açıkça ortaya çıkmıştır: “kendisine yönelen kimse”. Yani “Allah kendisine yönelen kimseyi doğru yola yöneltir”. Allah’ın hidayete erdirmesi ya da dalalete düşürmesi ile ilgili tüm âyetler, buradaki ilâhî iradenin nasıl tecelli ettiğini açıklayan şu âyet ışığında anlaşılmalıdır: “Allah, yoldan çıkmışlardan başkasını saptırmıyor.” (2:26; ay. bkz: 2:258, 264; 5: 51, 67, 108; 9:19, 37, 109; 16:107 vd.)
Kur’an “Allah esenlik yurduna davet eder” dedikten sonra, bu davete icâbet edenleri kastederek “İsteyeni/istediğini dosdoğru bir yola yöneltmektedir” buyurmaktadır (10:25). Biri hariç, hidayet-dalalet çiftiyle ilgili 19 âyetin hepsinde de, hem öznelerin hem de tümlecin yüklemi üçüncü şahıs kipiyle gelir. (Buna 6:39 gibi kavram çiftinden bir tekinin kullanıldığı yerler dahil değildir.) Adı geçen tek istisna olan Şûrâ 42 ise birinci çoğul şahıs kipi olan “biz” formuyla gelir. Onda da, mücerret olarak “biz doğru yola yöneltiriz” şeklinde değil, bir mef’ulü bih ile “Onun için bir ışık yaratırız, istediğimizi o ışık sayesinde doğru yola iletiriz” formunda gelir. Bu da, hedâ ve dalâl ile kullanılan yeşâ’ fiilinin iki özneyi de gördüğüne delâlet eder. Aynı sonuca istikraî bir okumayla da varılır (Ayrıca bkz: Âyet 31; 14:4; 24:21; 47:17, ilgili notlar).