Ve onlar ki, (insanların din, inanç, renk, milliyet ve dillerine bakılmaksızın herkesin hak ve hukuku konusunda) Allah’ın birleştirilmesini (kurulmasını) emrettiği şeyleri (bütün sosyal bağları) birleştirirler (gözetip korurlar). Ayrıca, (her konuda) Rabbileri karşısında saygıyla ürperir ve pek kötü bir hesaptan korkarlar. *
(*) Vahyin inşâ etmek istediği İslâm aklının koordinatlarından biri olan bu ilke, hakikatle ve kendi fıtratıyla tanışık ve barışık bir mü’minin özelliği olarak verilmektedir. Bunun tam tersine, mutlak hakikate ve kendi fıtratına karşı yabancılaşmış bir aklın tavrı hem 25. âyette hem de Medenî bir sûre olan Bakara 27’de şöyle dile getirilir: “Allah’ın kurulmasını emrettiği bağları kesip koparırlar ve yeryüzünde ahlâkî çürümeye neden olurlar”. İslâm aklının koordinatlarından biri olan bu ölçünün hem Mekke’de hem de Medine’de dile getirilmiş olması, zaman, zemin ve ortamın değişmesiyle değişmeyen insana dair temel bir meseleye parmak basıldığının işaretidir. Bu uyarıyı sadece akrabalık bağlarıyla sınırlamak doğru olmasa gerek. (M. İslamoğlu Meal Açıklaması) Yani onlar Allah’ın hakkına, kulların hak ve hukukuna riayet ederler. Akrabalarla ilgiyi kesmezler, akrabanın, komşunun, arkadaşının, mü’minlerin, müslüman olmayanların, bütün insanların, hayvanların ve bütün canlıların haklarına riayet ederler. Çevrenin, bitkilerin, ormanların ve cansızların hukukuna riayet ederler. Kısaca herkesin hak ve hukukuna riayet ederler ve hçbir varlığa zarar vermezler.