O Allah ki, gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükseltti,(1) sonra da Arş üzerine kuruldu,(2) Güneşi ve Ayı emrine boyun eğdirdi. Onların hepsi de belirlenmiş bir vakte kadar akıp gitmektedir.(3) O herşeyi yerli yerince tedbir ve idare eder; Rabbinize kavuşacağınızı kesin olarak bilmeniz için de âyetleri iyice açıklar.
(1) “Direksiz yükseltilen gök” kavramı, Kur’ân’ın indiği dönemde yaygın olan inanışlara ters düşen bir kavramdı. Hattâ Kur’ân’ın inişinden sonra bile insanlar daha yüzyıllarca Kaf Dağı efsaneleriyle oyalanmışlar, dağlardan direkler üzerine kurulu bir gökyüzü hayal etmişlerdir. “Gökler” sözcüğünden ister atmosfer, isterse uzay anlaşılsın, her iki halde de Dünyanın kütlesi ve hareketleri, Güneş ve Ay ile karşılıklı konumları ve etkileşimleri gibi iç içe geçmiş son derece hassas dengeler sayesinde kurulmuş olan ve devam eden bir düzene dikkat çekilmekte olduğu bellidir. Kur’ân, bu hesapların, direkler üzerine tavan çatmaktan çok daha farklı bir iş olduğunu bildirirken, “İşte, gördüğünüz gibi, gökleri direksiz yükseltti; gördüğünüz yerde direk olmadığı gibi, görmediğiniz yerlerde de böyle birşey yoktur” diyerek, o günkü insan nazarının ulaşamadığı yerlerden haber vermektedir. Diğer yandan, âyetteki ibarenin “Gördüğünüz cinsten bir direk olmaksızın gökleri yükseltti” anlamını verecek şekilde okunması da mümkündür. Bu takdirde, çekim kuvveti, merkezkaç kuvveti, uzayın genişlemesi gibi etkileşmeler akla gelmektedir ki, gerçekten de, bugün yüksekliği çok iyi dengelenmiş ve hayata elverişli hale getirilmiş bir atmosfer altında ve yeteri kadar genişlemiş, hâlâ da genişlemeye devam eden bir uzay içinde yaşayışımızda, Dünyayı ve evreni ayakta tutan bu “görünmez direkler” görevlendirilmiştir.(2) 7:54’ün açıklamasına bakınız.(3) Bir taraftan göklerin direksiz yükseltildiğinden söz edilirken, hemen arkasından da göklerdekilerin hepsinin akıp gittiği anlatılıyor. Bu tasvir, bütün kâinatı aynı fotoğraf karesi içinde toplayan ezelî bir bakış açısını yansıtmaktadır.