(Ey insanlar!) Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır. Hatta (gökteki) yüksek burçlarda (uzayda veya gezegenlerde) olsanız bile. Ve eğer onlara (o münafık kimselere) bir iyilik (merhametimizin sonucu olan bir nimet vs.) dokunsa bu Allah’tandır derler, ama onlara (yaptıkları günahlardan dolayı) bir seyyie (bir kötülük) dokunsa, bu senin (uğursuzluğun) yüzündendir derler. (Resulüm! Onlara) de ki, (yaratılış, icat ve varlık bakımından) hepsi Allah katındandır (Allah’ın koyduğu kural ve yasaların bir sonucudur). Ama o topluma ne oluyor ki neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar.*
(*) Not: Ayetin başında bulunan (بروج)’’ Buruc’’, semadaki ‘’burclar’’ olduğunu söylemek hem ayetin siyak ve sibakına hem de Buruc sûresinde vurgusu yapaılan (والسماء ذات البروج)’’ ves- semai zatil buruci’’ yani ‘’burçlar sahibi semaya/uzaya’’ şeklindeki ayetiyle de tam uyumludur. Çünkü ayette geçen (بُرُوجٍ) gökteki burçlara’’denir, bu nedenle ayetin anlamı: ‘’Uzaya veya gezegenlere çıksanız bile, ölüm size ulaşır.’’ şeklinde olur. Çünkü herkes biliyor ki, yeryüzünde yaşayan hiçbir kimsenin ister sağlam kalalarda olsun ister yeryüzünün başka yerinde olsun ölümden kurtuluşu yoktur. Ama insanlar uzaya çıkmadan önce orada belki ölüm olmadığını veya ölümden kurtuluş olabileceğini düşünebilirdi. Bu nedenle buradaki burçlar yeryüzündeki kalalar değil, gökteki burçlardır. (الله اعلم) İşte insanın uzaya gidebileceğinin hayal bile edilemediği bir dönemde, yani 1400 sene önce Kur’an, insanın uzaya gidebileceğine ve orada da ölümden kurtuluş olamayacağına vurgu yapmıştır. Konuyla ilgili aşağıdaki tefsir metinlerine bakılabilir. Ayrıca ayetin son cümlesinde münafıkların iddialarına şöyle bir karşılık veriliyor. (Resulüm!) De ki, (yaratılış, icat ve varlık bakımından) hepsi Allah katındandır. Ama özgür iradenizle yaptığınız kötü işler nedeniyle söz konusu kötülüğün meydana gelmesine siz sebep oluyorsunuz, Allah değil. Ama onlar, başlarına gelen kötülüklerin kendi eylemlerinin veya önlerindeki çeşitli yollar arasında yanlış bir seçim yapmalarının bir sonucu olabileceğini anlamazlar; tersine, onu diğer insalarının hatalarına atfetmeye çalışırlar. Ayrıca ‘’hepsi Allah’ın katındandır.’’ifadesinin anlamı da, her şey Allah’ın koyduğu kuralların, yasaların sonucudur. Ama bundan yola çıkarak, ‘İyilik ve kötülük Allah’tandır yani onlara Allah sebep olmuştur’ denilemez. Zira o, kötülük yapılmasına razı değildir ve o kötülüğü yapan da kendisi değildir, dolayısıyla razı olmadığı şeyin müsebbibi de olamaz. Bu nedenle şerre sebebiyet veren, yanlış tutum davaranışlarıyla dâvet eden insan olması itibariyle şer insana izafe edilir. Ayrıca tabiat yasaları yüce Allah’ın koyduğu yasalardır. Allah, biz insanlara bu yasaları anlama kabiliyeti vermiş, bizden bu yasalara uygun hareket etmemizi emretmiştir. Onun emrine ve rızasına uygun olan ise, fiziki olarak herhangi bir facianın/şerrin oluşmasına neden olan sebepler karşısında gerekli tedbirlerin alınmasıdır. Bu nedenle şerre karşı tedbirini almayan veya kötülük yapan bir insanın başına bir şer gelirse, ona sebep olan insanın kendisidir. Bu yüzden 79. ayette‘’ve sana gelen her fenalık da kendi nefsinden, yani kendi yaptığın kötülüklerin yüzündendir.’’ denilmiştir. وقد يطلق البروج على منازل كواكب السماء كقوله تعالى تبارك الذي جعل في السماء بروجا وقوله والسماء ذات البروج أنه قال : البروج هنا بروج الكواكب ، أي ولو بلغتم
السماء . وعليه يكون وصف " مشيدة " مجازا في الارتفاع ...نقلا (من تفسير التحرير والتنوير - و تفسير الطبري)