Bakmaz mısın? Kendilerine (ne zaman savunma savaşına izin verileceğini sorup durdukları bir zamanda) “Ellerinizi (savaştan ve benzeri davranışlardan) çekin, (maddi ve manevi bir arınma ibadeti olan) namazı kılın, (yoksul, fakir, muhtaç, işsiz, hasta, sakat, özürlü, yaşlı, dul vs. gibilerin maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamak ve sosyal güvencelerini sağlamak için) zekâtı verin (ve gerektiğinde onlar için oluşturulan zekât fonuna ek yardımı da yapın) ’’denilmiş olanlara! Nihayet (o size saldıran güçlere karşı) savaşmak üzerlerine farz kılınınca onlardan bir grup, Allah karşısında duyulması gereken bir ürperme gibi, hattâ daha şiddetli bir ürpermeyle insanlardan korkup titriyor ve “Ey Rabbimiz, şu savaşı üzerimize neden farz kıldın; onu az bir süre daha ertelesen olmaz mıydı?” diyorlar. (Resulüm, onlara) de ki: “ Bu dünyanın geçimliği pek azdır (pek kısa bir süre içindir). Âhiret ise, (fenalıklardan) sakınmış olanlara daha hayırlıdır ve bir kıl kadar dahi haksızlığa uğratılmazsınız.*
(*) Âyette, mağdur olan, zulüm, haksızlık, şiddet ve baskıya maruz kalıp hicrete zorlanan ve arkasından malları yağmalanan bazı mü’minlerin savunma savaşıyla ilgili istekleri anlatılıyor. Ancak savunma savaşı farz kılınınca bu defa da korkuya kapılıyorlar ve “Neden bize savaş farz kılındı?” diyerek çekimser davranıyorlar. Burada insanların garâbeti hayret verici bir şekilde ortaya konuyor. Mekke döneminde putperestlerden her türlü işkence ve baskı gören Müslümanlar savaş izni için Allah’tan ruhsat bekliyordu. Yıllar geçtikten ve şartlar savaşı kaçınılmaz hâle geldikten sonra Allah savunma savaşına izin verince, bu defa da Müslümanların bir grubu paniğe ve korkuya kapılarak, sanki savunma savaşı isteyen kendileri değilmiş gibi, “Ey Rabbimiz! Neden üzerimize savaşı farz kıldın?” diyerek dertleniyorlar. Arkasından da “Bize biraz daha zaman tanıyamaz mıydın?” diye soruyorlar. Oysa gerçek mü’minlerin bu şekilde imanlarıyla çelişen davranışta bulunması doğru değildir. Çünkü zulme ve saldırıya uğradıkları için savaş iznini dört gözle bekleyen, kendilerini savunmak, onurlarını korumak ve özgürce yaşamak için Hz. Muhammed’e “Neden savaşmıyoruz?” diye çıkışan kendileriydi. Bu insanlar Hz. Muhammed’in terbiyesinde ve gelen vahyin etkisinde olsa da imanları henüz zayıf olduğu için böyle bir talepte bulunabiliyorlar. Bu davranışların insanî bir davranış olduğunu bilmek ve onları da Hz. Muhammed’in arkadaşlarıdır diye günahsız, kusursuz düşünmek yanlıştır. (C. Külünkoğlu Meal Açıklaması)