Şüphe yok ki Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adâletle hüküm vermenizi emrediyor.[⁷⁹⁴] Allah size ne de güzel öğüt veriyor; zira Allah akıl sır ermez bir biçimde her şeyi işiten, her şeyi görendir.
[794] Emaneh, “bir şeyin sorumluluğunu geçici olarak birine tevdi etmek” anlamına gelir. Bu âyetin üç tür muhatabı vardır. Biri doğrudan muhataptır, diğer ikisi dolaylı muhataplardır. Bunlar:
1) Seçme ve tayin etme makamında olan kimseler.
2) Ehliyet ve liyakate sahip olmadığı hâlde emanete talip olan kimseler.
3) Ehliyet ve liyakat sahibi olduğu hâlde emaneti üstlenmekten kaçınan kimseler.
İbn Ömer, üreme organlarına varana dek, tüm organları “emanetler” arasında saymıştır. Âyette, en geniş anlamıyla kullanılmıştır. Maddî, mânevi, siyasal, sosyal ve ekonomik tüm sorumluluklar buna dahildir. İkinci cümleden, âyette özellikle kastedilen emanetin yönetim ve otoriteyle ilgili tüm makam ve mevkiler olduğu anlaşılmaktadır. Ehliyet ve liyakatin olmazsa olmaz şartı dörttür:
1) Kişinin Allah’a nisbetle liyakat ve ehliyet şartı: Allah’a karşı sorumluluk bilincidir.
2) Kişinin kendisine nisbetle liyakat ve ehliyet şartı: Yetenek ve yeterliliktir.
3) Kişinin emanete nisbetle liyakat ve ehliyet şartı: Meşruluktur.
4) Kişinin insanlara nisbetle liyakat ve ehliyet şartı: İnsanlara yararlı olmaktır.
Emaneti ehline vermemek üç kat zulümdür:
1) Emanetin kendisine.
2) Emanetin verildiği liyakatsiz kişiye.
3) Emanet kendisine verilmesi gerekirken verilmeyen liyakatli kişiye. Kur’an’ın inşâ ettiği akıl kendisine bahşedilen tüm nimetlere birer emanet gözüyle bakar. Emanet eden emanet edilene ya güvenmiştir, veya güvenilir olup olmadığını sınamaktadır. Emanet edilen kimse emanete ya sadâkat gösterir ya da ihanet eder. Allah’ın insana emanet ettiği her değer için her iki kategorideki her iki şık da ihtimal dahilindedir. Emanetin Allah-insan ilişkisine ve insan-insan ilişkisine taalluk eden boyutları vardır. İnsan her günahı Allah’ın kendisine emanet ettiği bir imkân, organ ve güçle işler. Bu yüzden her günah ilâhî emanete ihanet anlamı taşır. Günahtan dolayı, hiç bir günahın kendisine hiçbir zarar veremediği Allah’a tevbe etme şartının gerekçesi budur. Âyette kastedilenler Hz. Muhammed’in elçiliğini sindiremeyen Yahudiler, emanet ise “Tevrat vahyini taşıma sorumluluğu”dur. Önceki vahye mensup olduğunu iddia edenlerin son vahyi inkâr etmeleri, ilâhi emanete ihanet olarak değerlendirilmektedir.