SİZ EY imana ermiş olanlar! Sarhoş iken namaz kılmaya kalkışmayın, ⁵⁴ ne dediğinizi bilinceye kadar (bekleyin); ve boy abdestini gerektiren bir durumda [iken de] ⁵⁵ yıkanıncaya kadar -seyahatte olmanız [ve yıkanma imkanından yoksun bulunmanız] hali dışında- [namaza kalkışmayın]. Ama eğer hasta iseniz veya seyahatteyseniz yahut tabii ihtiyacınızı yeni gidermişseniz ⁵⁶ veya bir kadın ile birlikte olmuşsanız ve hiç su bulamıyorsanız, o zaman temiz toprağı alın, [onunla] yüzünüzü ve ellerinizi hafifçe ovun. ⁵⁷ Bilin ki Allah, gerçekten günahları temizleyendir, çok affedicidir.
54 Burada namaza işaret edilmesi, öteki ayetlerde, insanın bu dünya hayatı boyunca yaptıklarından Allah’a hesap vermek zorunda olacağı Hesap Günü’nün hatırlatılmasından dolayıdır. Çünkü insan, dünya hayatı boyunca namaz esnasında ruhsal olarak Allah ile karşı karşıya gelir ve Yaratıcısı’na karşı sorumluluğunu kendi kendisine hatırlatır. “Sarhoşluk halinde iken” namaz kılmaya kalkışmanın yasaklanması konusunda bazı müfessirler, bu buyruğun alkolün kesin yasaklanmasının ilk safhasını oluşturduğunu ve dolayısıyla, bütün alkollü içeceklerden kesin olarak uzak durulması kuralının (5:90) vaz‘edilmesiyle bu ayetin “neshedilmiş” olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak “nesh” doktrininin tamamiyle temelsiz olduğu gerçeği (bkz. sure 2, not 87) dışında, yukarıdaki ayeti, kesin yasaklamanın ilanından sonra geçersiz hale gelmiş olan bir “ilk adım” olarak görmenin hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Kur’an’ın alkol kullanımını sadece namaz sırasında değil, bütün zamanlarda yasakladığı elbette doğrudur; ancak “insan zayıf yaratılmış” olduğundan (4:28), doğru yoldan sapması her zaman ihtimal dahilindedir ve işte onu, sarhoş edicileri kullanma günahına ilaveten sarhoş iken namaza durma günahını işlemekten alıkoymak amacıyla yukarıdaki ayet indirilmiştir. Ayrıca, “sarhoş iken” (sukârâ) ifadesi, sadece alkol türü sarhoş edicileri kapsamaz; çünkü sukr terimi, geniş anlamıyla, insanı zihinsel melekelerini tam olarak kullanmaktan alıkoyan herhangi bir zihinsel uyuşukluk durumunu ifade eder. Yani, bu, aynı zamanda, uyuşturucu kullanma veya sersemleme yahut şehvet yoluyla aklın geçici olarak dumanlanması ve mecazî olarak “uyku sersemliği” şeklinde tanımlanan durumlar için de geçerlidir; kısaca, normal muhakemenin şaştığı veya ortadan kalktığı her türlü durum. Kur’an, bilinçli olmayı her ibadetin vazgeçilmez unsuru olarak sürekli vurguladığından, insan, namaza ancak zihinsel melekelerine tam hakim olduğu ve “ne dediğinin farkında bulunduğu” zaman durabilir.55 Yani, cinsel münasebetten sonra. Cunub terimi (“boy abdestini gerektiren durum” olarak çevirdim), cenebe, “[bir şeyi] uzaklaştırdı”, fiilinden türetilmiştir ve kişinin cinsel arzuya kapılmasından dolayı namazdan “uzaklığını” ifade eder.56 Lafzen, “eğer sizden biri ihtiyacını gidermekten gelirse”.57 Teyemmüm adı verilen bu sembolik abdest, kişinin ellerinin ayasıyla toprağa veya tozla kaplı herhangi bir şeye dokunup sonra da yüzüne ve ellerine hafifçe sürmesi şeklindeki fiilden meydana gelir. Suya ulaşmanın mümkün olmadığı -veya hastalık sebebiyle suyun kullanılamadığı- durumlarda teyemmüm, hem cinsel münasebetten sonraki boy abdestinin (gusul) ve hem de namazlardan önceki kısmî abdestin (vudû’) yerine geçer.