Allah’ın (erkek olsun kadın olsun) bir kısmını, bir kısmından (yaratılışı itibariyle) farklı özelliklerle donatmış olması ve kendi mallarından (eşlerine) harcama yaptıkları (harcama yapmakla yükümlü bulundukları) sebebiyle erkekler, (kendileriyle evli bulunan) kadınlara karşı sorumludurlar (Kur’an’a uygun, hak ve adalet ölçüsünde maddi ve manevi ihtiyaçlarını gidermek ve bütün haklarını gözetip korumakla mükelleftirler). Dürüst ve erdemli kadınlar ise gerçekten Allah’ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti (iffet ve namusunu) koruyan, (eşlerine) sadık ve uyumlu olan kadınlardır. Nuşûzundan (evliliğin tehlikeye girmesine yol açacak ihanet, iffetsizlik, sadakatsizlik, edepsizlik ve serkeşlik gibi davranışlarından) endişe ettiğiniz (kendilerinde bu ihanetleri sezdiğiniz) kadınlara gelince (yuvanızın yıkılmaması için önce), onlara (güzel ve yumuşak bir üslupla) nasihat ediniz, (eğer size karşı bu ihanet, edepsizlik ve sadakatsizliğe son vermezlerse) onları yattıkları yerde yalnız bırakınız; yine de buna (bu çirkin davranışlara) son vermezlerse, (bu kez son tepkinizi ve ciddiyetinizi göstermek üzere sadece fiskeyle) onları (hafifçe) vurun. Eğer bundan sonra (bu ihanet, edepsizlik, iffetsizlik ve sadakatsizlikten vazgeçip) uyumlu olurlarsa (size sadakatle yönelirlerse), onlara yüklenmek (boşanmak) için bir yol (sebep ve mazeret) aramayın. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.*
(*) Ayetin başında geçen (قوَّامُون)’’kavvamun’’(مسئولون)’’mes’ulüne’’ demektir. Yani, erkekler, kadınların maddi ve manevi bütün haklarını korumak, haklarına riayet etmek, nafaka ve bütün ihtiyaçlarını temin etmekle mükelleftirler. Bu nedenle erkeğin kavvam olması, kadının/ eşinin bütün haklarını koruması, gözetmesi ve riayet etmesi demektir. Bu ifadenin idarecilik, yöneticilik veya üstünlükle hiçbir alakası yoktur. Çünkü ayet, (الرجال حاكمون علي النساء أو مسيطرون علي النساء أوأولياؤهن) şeklinde değildir. Eğer ayet bu şekilde olsaydı, o zaman anlamı, ’’Erkekler, kadınlara hâkimdirler, onları idare ederler, yönetirler’’ şeklinde olurdu. Zaten Tevbe sûresi 71. ayette de hem erkeğin hem kadının veli, yönetici ve idareci olma özelliklerine vurgu yapılmaktadır. Yani her iki cinse de aynı haklar verilmiştir. Tevbe-71. ayet şöyledir. (وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۢ) Tevbe: 71‘’Mü’min erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir (yönetici, idareci). Onlar (birbirlerine) iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar… ’’İşte burada da görüldüğü gibi kadınlar da tıpkı erkekler gibi veli (yönetici, idareci, vekil vs.) olma hakkına sahip olduğuna vurgu yapılmıştır. Ayrıca Kur’an’daki ‘’veli’ ifadesi dost anlamında değildir. Dost anlamındaki kelime (خليل) ‘’halil’’dir, dostluk ise (خلة) kelimesidir. Zira Furkan-28. ayette ﴿يَاوَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلانًا خَلِيلا﴾ Mealen: ‘’O gün zalim kimse, keşke (dünyada iken) felan kimseyi halil (dost) edinmeseydim!’’ diyecektir. İşte burada görüldüğü gibi dostun karşılığı halildir veli değil. Ama maalesef birçok mealde ‘’veli’’ kelimesinin çevirisi hep yanlış yapılmaktadır. Ayetin ilk cümlesi olan (الرِّجَالُ قَوَّامُونَ) ifadesiyle ilgili meallerin "Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler" şeklindeki tercümeleri ise tamamen yanlıştır. Hâlbuki "Kavvam" kelimesini Kur’an boyunca "gözetmek, dikkat etmek, ayakta tutmak, diğer tarafa karşı sorumlu olmak" diye çeviren bu meallerin (4: 135; 5: 8; 4: 127; 2: 229; 20: 14; 55: 9) sıra kadına gelince aynı kelimeye" hâkim, yönetici" diye anlam vermeleri, erkek egemenliğinin Kur’an çevirilerine yansıtılmasının örneğidir.) Ayrıca dikkat edilirse ayette kadının normal isyanından, söz dinlememesinden veya itaatsizlikten değil, (نشوز)’’nuşûzünden’’söz ediliyor. Nuşûz ise, kadının sadakatsizlik, ihanet ve iffetsizlik şeklinde eşine karşı başkaldırışı ifade eder. Bu nedenle Kadın nuşûz ederse, yani ihanet, iffetsizlik, sadakatsizlik, flört, başka erkelerle mesajlaşma vb. çirkin şeyleri yaparsa, sırasıyla şu yöntemlere başvurulabilir: 1) Eşine karşı ihanet, sadakatsizlik ve iffetsizlik yapmak, başka erkeklerle mesajlaşmak veya filört yapmak gibi ahlaksızlıkta bulunan kadına önce güzel ve yumuşak bir üslupla kendisine nasihat edilir. 2) Bu durumda uslanmaz ve bu ihanet, edepsizlik ve sadakatsizliğe son vermezse yattığı yerde yalnız bırakılır. 3) Bu iki yöntem de fayda vermezse, işte ancak o zaman sadece fiskeyle hafifçe vurulabilir. Böylece kadın eşinin ciddiyetini görünce belki o çirkin huyundan vazgeçer, eşine sadakatle bağlanır ve aile yuvası yıkılmaktan kurtulur. Yani Kur’an, kadın dediğinizi yapmazsa veya size başkaldırır veya itaatsizlik yaparsa dövün demiyor. Çünkü nuşûz, tamamen kadının ihaneti, iffetsizliği ve sadakatsizliği ile alakalıdır. Bu nedenle ihanetin ve iffetsizliğin dışında hiçbir zaman kadın fiske ile olsa bile vurulamaz. Ayrıca’’nuşûz’’ün anlamı bu şekilde olduğunu Veda Hutbesindeki Hz. Peygamberin kullandığı ifadesinden anlıyoruz. Peki, neden fiskeyle vurulabilir diyoruz? Çünkü ayette ne ile, nasıl ve ne şekilde vurulur? (Zina edenlere 100 kamçı vurulduğu gibi) şeklinde bir açıklama olmadığından kural olarak en hafif vurma şekli olan parmak uçlarıyla olur. Bu nedenle kadın itaatsizlik yapar, başkaldırır, erkeğin işlerine itiraz eder, dediğini yapmaz veya karşı çıkarsa da hiçbir surette hafifçe de olsa asla dövülemez. Ayrıca bu durum hem kadın (Nisa, 34), hem erkek (Nisa, 128) için de geçerli olduğuna göre, nuşûzü kadının erkeğine sadakatsizlik etmekle sınırlandırmak da çok yanlıştır. Çünkü ayetlere göre her ikisi de nuşûz edebilir. Bu nedenle erkek kadına karşı nuşûz ederse, yani onu aldatmaya, ihanet etmeye, sadakatsizlik veya iffetsizlik yapmaya yeltenirse, kadının da, bu terbiye yöntemlerini erkeğe uygulayamayacağından, devletin yetkili makamı bu ceza yöntemlerini erkeğe de aynen uygulayabilir. Eğer erkek de bu huyundan vazgeçer ve eşiyle uzlaşırsa sorun kalmaz, yoksa kadının boşanma talebi hâlinde yetkili makamın kararıyla birbirinden ayrılırlar. (الله اعلم) Yine nuşûzün anlamı böyle olduğunu (حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ) ‘’Dürüst ve erdemli kadınlar ise, gerçekten Allah’ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti (iffet ve namusunu) koruyan, (eşlerine) sadık ve uyumlu olan kadınlardır.’’ şeklindeki ayetten de kesin olarak anlaşılıyor. 3) Şayet erkek bu fiske vurma yöntemini aşar, şiddeti uygular veya bundan fazla dövmüşse, Kur’an’ın hükmünü uygulayan İslam devletinin yetkili makamı tarafından da söz konusu erkek misliyle cezalandırılacaktır. Çünkü Kur’an hukukunda (وَجَزَاءُ سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَا ) ‘’Bir kötülüğün cezası, onun dengi bir kötülük (bir ceza)dir. (Şura-40) Yani erkek nasıl ve ne kadar dövmüşse, Kur’an’a göre erkeğe de o kadar ceza verilir. Fakat İslam hukuku da, ancak Kur’an hükmünün egemen olduğu devlette uygulanabilir. Özetle, Nisa-34’te nuşûz ifadesiyle, yuvasının yıkılmasına sebep olabilecek çirkin davranışlar sergileyen, eşine ihanet eden, iffetsizlik yapan, sadakatli olmayan ve başkalarla flört yapmaya yeltenen kadınlardan söz ediliyor. Yine Araştırmacı Dr. Ali Mansur Keyali’nin de dediği gibi bu duruma düşen kadına vurmak da semboliktir. Ayrıca Araştırmacı Samir İslamboli de diyor ki, (واضربوهن)‘’Onları kendinizden uzaklaştırın ve ev içinde onlardan maddi ve manevi ilişiğinizi kesin’’anlamındadır. (الله اعلم)
أي قوامون على طلبات النساء, مؤَدين او موَفين على اكمل وجه لجميع الحقوق والواجبات وليس متسلطين و متجبرين َİ (الرِّجَالُ قَوَّامُون عَلَى النِّسَاءِ } هذه الآية تعنى أنهم مسئولون لأن المرأة كانت فى هذا العصر فى وضع ضعف فكان الهدف من هذه المسؤلية هوحماية المرأة والحفاظ على حقوقها، والمسئوليه عن المرأة لا تعنى كما يظن البعض خطأً "حق التأديب" بل هو مسئولية درء الظلم عنها وحماية حقوقها، وقد إستخدم القرآن تعبير "قوامون" أى مسئولون, ولم يستخدم تعبير "مسيطرون" والفارق شاسع بينهما فالأولى تعنى مسئولية عن حماية الشخص والحفاظ على حقوقه أما الثانية فتعنى الهيمنه وحرمان الشخص من حريته والتسلط عليه والتحكم فيه ( لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ) وعلينا مراعاة الفارق بين هذين التعبيرين. و قد ذكر الله تعالى أنه قائم علينا { أَفَمَنْ هُوَ قَائِمٌ عَلَىٰ كُلِّ نَفْسٍ } و قوامة الله علينا لم تحرمنا من حرية الفكر و الإيمان و الكفر و إتخاذ القرارات و السفر و العمل و لم تجبرنا على أخذ إذنه و موافقته قبل إتخاذ أياً من هذه القرارات. و ذلك يوضح لنا أن محاولة فهم البعض قوامة الرجل على المرأة فى هذه الآية على أنها حق الرجل للسيطرة على المرأة هو مفهوم خاطئ و يتناقض مع مفهوم القرآن لكلمة " قوامون " المصدر: (التحرير والتنوير ) بل إني أقرر أن قيام الرجل على شئون الزوجة ليس فيه رياسة، إنما فيه حماية ورعاية... (زهرة التفاسير – محمد أبوزهرة) سُئِل فضيلة الشيخ محمد متولي الشعراوي عن قوله تعالى : (الرجال قوامون على النساء) فما معنى القوامة عن الرجل على المرأة ؟؟ وهل تلك القوامة تفضيل من الله للرجل على المرأة ؟؟ فأجاب فضيلته : إذا قيل أن فلاناً قائماً على أمر فلان ، فما معنى ذلك ؟ هذا يوحي بأن هناك شخصاً جالس ، والآخر قائم فمعنى قوامون على النساء .. أنهم مكلفون رعايتهن والسعي من أجلهن وخدمتهن ، إلى كل ما تفرض القوامة من تكليفات . إذاً فالقوامة تكليف للرجل . ومعنى : (بما فضل الله بعضهم على بعض )، ليس تفضيلاً من الله عز وجل للرجل على المرأة كما يعتقد الناس ، ولو أراد الله هذا لقال : بما فضل الله الرجال على النساء) المعنى الصحيح للآية يجب أن يكون هكذا: {الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ (الرجال يحمون نساءهم ويحيطونهن بالعناية) بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنْفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ (حبل الله) دليلنا بان النشوز هنا بمعني عدم العفة وصداقة المرأة لزوجها وميلها لرجل اخر – 1 – قوله تعالي { حـَٰـفِظَـٰتٌ لّلْغَيْبِ } فإنه يعني: حافظات لأنفسهنّ عند غيبة أزواجهنّ عنهنّ في فروجهن وأموالهم، (جامع البيان في تفسير القرآن - الطبري) { حَـفِظَـٰتٌ لّلْغَيْبِ } واعلم أن الغيب خلاف الشهادة، والمعنى كونهن حافظات بمواجب الغيب، وذلك من وجوه: أحدها: أنها تحفظ نفسها عن الزنا لئلا يلحق الزوج العار بسبب زناها، ولئلا يلتحق به الولد المتكون من نطفة غيره (مفاتيح الغيب ، التفسير الكبير - الرازي) { حَـفِظَـٰتٌ لِّلْغَيْبِ } وقال السدي وغيره: أي: تحفظ زوجها في غيبته في نفسها وماله.( تفسير القرآن العظيم – ابن كثير) { حَٰفِظَٰتٌ لِّلْغَيْبِ } أي لفروجهن وغيرها في غيبة أزواجهن (تفسير الجلالين) – 2 - هو قول النبي ص في حجة الوداع.. أمَّا بعدُ أيُّها النَّاسُ، فإنَّ لَكم على نسائِكم حقًّا ولَهنَّ عليْكم حقًّا، لَكم عليْهنَّ أن لا يوطِئْنَ فُرُشَكم أحدًا تَكرَهونَه، وعليْهنَّ أن لا يأتينَ بفاحشةٍ مبيِّنةٍ، فإن فعلنَ فإنَّ اللَّهَ قد أذنَ لَكم أن تَهجُروهنَّ في المضاجِعِ، وتضرِبوهنَّ ضربًا غيرَ مبرِّحٍ) ،وبذلك نعلم أن النشوز المراد هو نشوز الزوجة عن منظومة العفة بمعنى تعلق المرأة بغير زوجها بما يخالف مفهوم حفظ النفس بالغيب وبما يعد من مقدمات الفاحشة دون الوقوع فيها (واضربوهن - ملتقى أهل التفسير - مركز تفسير للدراسات
القرآنية).ولو قيل: إِن مثل هذا الطغيان والعصيان والتمرد على الواجبات الزوجية والعائلية قد يقع من قبل الرجال أيضاً، فهل تشمل هذه المراحل الرجال أيضاً؟ أي أيمكن ممارسة هذه الأمور ضد الرجل كذلك، أم لا؟ نقول في الإِجابة على ذلك: نعم إِنّ
الرجال العصاة الناشذين يعاقبون حتى بالعقوبة الجسدية أيضاً - كما تعاقب لنساء العاصيات لناشزات - غاية ما هنالك أن هذه العقوبات حيث لا تتيسر للنساء، فإن الحاكم الشرعي مكلف بأن يذكر الرجال المتخلفين بواجباتهم وظائفهم بالطرق المختلفة وحتى بالتعزير (الذي هو نوع من العقوبة الجسدية) (تفسير الأمثل في كتاب االله المنزل) وقد تصرف القاضي شريح في مسألة نشوز المرأة بحسب الآية التالية: النشوز التي وضحته الآيات لا علاقة له بالعصيان أو التمرد:(حبل الله) الضــرْب : هـو نوعٌ منَ [ التنبيــه ] فقط ، دون الأذى و ال
الألـم لجسم المرأة ، و يكون [ الضــرْبُ ] بالطريقة التالية التي وصفهـا الله للنبيّ [ أيوب ] عليه السلام : ( و خُـذْ بيـدكَ - ضــغْثـاً - فاضْـرب بـه ) ص 44 ، و : [ الضِــغْثُ ] هو : مجموعة غير متجانسـة منَ العصيّ و [ تُدفعْ ] بهـا الزوجة دفعة [ واحدة [ فقط ، كنوع منَ [ التنبيـه ] ، لذلك لـم يذكر القـرآن [ عـدَد ] الضـربات ، لأنهـا ضـربة [ واحـدة ] بدون أيّ ألـم أو أذى للجسم ، (فهي ضـربة [ رمـزية ] و الدليل على أنّ كلمة [ الضرب ] هي رمزية ضرْبُ موسى للبحـر الذي هو مـاء( - اضْربْ - بعصاك البحْر ) الشعراء 63 ضرب موسى للحجـر :اضْربْ - بعصاك الحجـر ) البقرة 60 .ذلك فإنّ [ضـرْب ] المرأة يكون بشكلٍ [ رمـزيّ ] فقط (الباحث الاسلامي د. منصور كيالي) ويحتملل أن يكون المعني كما يقول الباحث الاسلامي سامر اسلامبولي- اضربوهن : و الضرب هنا يأتي بمعنى ((( أبعدوهن ))) اي ابعدوهن عنكم بعدم التعامل معهن و الاخذ و الردّ مع بقاء المرأة في بيت الزوجية و لا يجوز طردها لأنها لا تطرد أثناء الطلاق فما بالك بدون ذلك وهذا العقاب شيء قاس جدا على المراة.. وهو دواء ناجح يعيد المرأة الى صوابها في حال ميلها نحو النشوز او الترفع او غيرها. فان اطعنكم فلا تبغوا عليهن سبيلا. ولو كان الضرب يعني الاذى الجسماني فلماذا بعد ان قام المُشَرع بذكره لم يحدد ماهية الاذى وبأي اداة تكون ومتى يبدأ ومتى ينتهي والى اي حد)