O hâlde Allah’ın size bahşettiği sizi birbirinize üstün kılan farklı değerleri temenni etmeyin. Erkeklerin kendi kazançlarından bir payı vardır; kadınların da kendi kazançlarından bir pay vardır.[⁷⁶⁴] İhsanından bahşetmesi için Allah’tan isteyin; kuşkusuz Allah her bir şeyi hakkıyla bilmektedir.[⁷⁶⁵]
[764] Bu cümleler, 11. âyetteki oranın illeti olarak okunabilir (Bkz: 7 ve 11’in ilgili notları).
[765] Bu âyet, bir sonraki âyetin de delâlet ettiği gibi mirasın illeti ve ruhuyla ilgili bir biçimde anlaşılmalıdır. İstisnalar dışında kadının mülkiyet edinemediği, mirastan hiç pay alamadığı bir toplumda kadının ilk kez mülkiyet ve miras hakkını teslim eden bu devrim çapındaki sosyal uygulama, elbette erkek egemen bir toplum içerisinde şaşkınlığa neden olmuştu. Yukarıdaki âyeti, modernitenin formatladığı bir kafa ile değil de, indirildiği çağın kendi şartlarıyla anlamaya çalışmak gerekir. Bu takdirde âyetin, “savaşa gitmediği, ata binmediği, kılıç kullanmadığı, yani servet edinme yöntemlerinden hiç birisi içerisinde aktif rol almadığı hâlde, salt erkeklerin elde ettiği servetin paylaşımında bir aktör olarak kadın nasıl yer alabilir?” (Taberî) şaşkınlığı içindeki erkeklere bir uyarı olduğu görülür. Râzî’nin naklettiği dört nüzûl sebebi rivayetinden, âyetin, kendilerine erkeklerden daha az pay verilmesini sorgulayan kadınları da muhatap aldığını anlıyoruz. İşte bunlardan biri: “Kadınlardan biri Rasulullah’a geldi ve şunları söyledi: “Erkeklerin de, kadınların da Rabbi birdir; sen yalnız onlara değil bize de elçi olarak gönderildin; Allah niçin erkekleri düşünüyor da bizi düşünmüyor?” İşte bunun üzerine bu âyet indi. Ve kadın dedi ki: “Erkekler, cihad sayesinde bizi geçiyorlar; ya bize ne var?” Allah Rasûlü cevap verdi: “Sizden hamile olanın ecri, oruç tutanla, namaz kılanla aynıdır. Onu doğurduğunda, kadının ecirden aldığı payı kimse takdir edemez. Çocuğunu emzirdiğinde ise, onun her yudumundan, bir canı diriltmiş gibi ecir alır” (Râzî).