Ve eğer (bakım ve himayeniz altında bulunan) yetimler (kimsesizler) hakkında (eşitlik ve sosyal) adaleti yerine getirmemekten (onların haklarını korumamak ve kendilerine gereken bakım ve hizmeti sunamamaktan) endişe ediyorsanız, bir şekilde (bu sorunun çözümü için) uygun olan (ekonomik ve biyolojik bakımdan muhtaç, kimsesiz ve korumasız o yetimler sahibi dul) kadınlardan da (istemeleri hâlinde) ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. (Böylece himayenize aldığınız o yetim ve kimsesiz çocukların tümü sizin çocuklarınız sayılacağından aralarında adil ve eşit davranmanız daha kolay olur.) Ve eğer (bu durumda çok çocuklu olacağınız için, evlatlık edindiğiniz o yetim çocuklar arasında da) adaleti (hakkaniyet ve eşitliği) sağlayamamaktan endişe ederseniz, o zaman (birden fazla yetim sahibi kadınlarla hiç evlenmeyin) sadece bir eşle (yetim sahibi bir kadınla) veya (varsa) sözleşmelerinizin sahip olduğu (sözlü olarak evlenme sözünü verdiğiniz) ile (evlenin). Bu (tek eşli kalmanız ve o yetim çocukların anneleriyle evlenmemeniz), adaletten ayrılmamanız (ve kalabalık bir aile yüzünden güç bir duruma düşmemeniz) için en uygun olanıdır. *
(*) Bu ayetin konusu çok eşlilik değildir. Ayetin konusu kimsesiz yetim çocukların ve bakıma muhtaç yetim sahibi dul kadınların himayesidir. Yani yetimden maksat, bakmak durumunda kaldığımız yetim çocuklar ve dul kadınlardır. Çünkü ayetteki yetimler sözcüğü, dul kadınları da kapsamaktadır. Bu ayet, yetimlerin ve dul kalan annelerinin hak ve hukukunu düzenleyen ve bir sorunu çözen bir ayettir. Bu nedenle geleneğin iddia ettiği gibi evliliği dört eşle sınırlamakla bir ilgisi yoktur, böyle bir evlilik meşru değildir. Zira İslam’da tek eşlilik esastır. Ayetin bağlamı, yetimler ve onların hak ve hukukları ile ilgilidir. Yani bu âyet, bunların mağduriyetini gidermek için, olağanüstü durumlarda/ savaşlarda çok erkeklerin ölmesi gibi/ himaye ve bakıma muhtaç yetimleri olan dul kadınlarla birden fazla evliliğe cevaz vermiştir. Ama dul ve yetimleri himaye edip koruyacak sosyal bir devlet varsa, o zaman birden fazla evlilik meşru olmaz. (الله اعلم) Nitekim bu pasajlar da savaşın açtığı yaraları sarmak için inmiştir. Çünkü normal durumlarda Kur’an’ın uygun gördüğü şey ise tek eşliliktir. Âyetin sonu buna delâlet eder. Yani bu ayette, savaş durumu gibi bir sebeple babalarını kaybederek ortada yetim olarak kalan ve kendilerine sahip çıkacak sosyal bir devletin güvencesi altında bulunmayan kimsesiz çocukların ve mallarının korunabilmesi için onları gözeten kadınların (dul annelerin) toplumun dul ve bekâr erkekleri tarafından nikâhlandırılarak yetimlerin evlatlık konumuna getirilmesinden bahsediliyor. Ayrıca buradaki hitap öncelikli olarak toplumun dul ve bekâr erkekleri ile daha önce sadece yetim sahibi dul bir kadınla evli olup bunun yetimleriyle birlikte başka yetimlere de bakıp himaye etmek isteyenleredir. Yani bu hitap/ruhsat/yetim sahibi dul kadınlar dışında eşi olan evli erkeklere değil, sadece toplumun bekâr ve dul erkeklerinedir. (الله اعلم) Çünkü burada evlilik ruhsatı (مثني)’’mesnâ’’dan, yani ‘’ikişer’’den başlıyor... Eğer bu hitap, daha önce normal evli erkeklere de olsa, o zaman ayette yetim sahibi kadınlarla ilgili (مثني)‘’ikişer, (ثلاث)‘’üçer,’’ve (رباع)’’dörder,’’ nikâhlayın’’ denildiği için daha önce evli olanlar bunlardan da dört tane aldiğı zaman önceki normal eşiyle birlikte onun tam beş tane eşi oluyor, yani sayı beşe çıkıyor, biri önceki eş, diğerleri de dört tane yetim sahibi dul kadınlardan. Hâlbuki beş tane eşle evlenmenin asla ruhsatı yoktur. Özetle, birden fazla evlilik bu amaçla (dul ve yetimleri korumak) veya zaruretten dolayı değilse, meşru değildir. Zaten buradaki ayetler sadece kimsesiz, bakıma muhtaç yetim sahibi dul kadınlar hakkındadır. Bu yüzden bunu genelleştirmek Nisa-2 ve 3. ayetleri amacından saptırmaktan başka bir şey değildir. Yani, tüm bu metinsel ve bağlamsal deliller açıkça gösteriyor ki ayet çok eşliliğe sadece yetim çocuklara ve dul annelerine bakmak amacıyla izin verir. Ki bu kadarı bile şartlı ve sınırlı bir ruhsattır, hak değildir. (الله اعلم) Şimdi soruyorum! Bugün yapılan ikinci evlilik bu amaçla mıdır? Yani yetim ve dul kadınları korumak amacıyla olup bu şartlar altında mı yapılıyor? Kesinlikle hayır! Öyleyse Nisa-3. ayetin verdiği mesaj suistimal edilmektedir. Bu nedenle bugün birden fazla yapılan bu evliliklere Kur’an’dan asla ruhsat yoktur… Eğer Nisa sûresi 3. ayette geçen, başka kadınlardan ikişer üçer alın mesajını, yetim sahibi kimsesiz dul kadınlardan değil de, diğer normal kadınlar olarak anlar ve Allah dört kadına evlenme izni vermiş dersek, Kur’an’ın birçok ayeti ile ters düşmüş oluruz. Yüce Allah adaleti sağlamak için, tek eşli olun dedikten sonra, sizce normal şartlarda ikişer üçer dörder evlenin der mi? Ayrıca Nisa-3 ayette geçen (ما ملكت ايمانكم)’’ma meleket eymanüküm’’ ifadesiyle cariyelerden de söz edilmiyor, bunun doğru anlamı şöyle olur. ‘’veya (varsa) sözleşmelerinizin sahip olduğu (sözlü olarak evlenme sözünü verdiğiniz) ile (evlenin.) Yani (ما ملكت ايمانكم) cümlesinin meallerdeki tercümesi hatalıdır. Çünkü kölelik ve cariyeliğin olduğu dönemlerde onlarla bir sözleşme yapılmıyordu, onlar sadece satın alınıyordu. Ama ayette karşılıklı yapılan bir sözleşmeden ‘’أيمانكم den, yani yeminli bir akitten söz ediliyor. Dolayısıyla bu ifadeyle ne burada ne de benzer ayetlerde cariyelerden söz edilmiyor. Yani Nisa-3. ayette geçen ‘’ma meleket eymanüküm’’den kasıt cariyeler değil, evlenme konusunda sözleştiğiniz kimselerdir. Çünkü 1-Kur’an’da cariye ifadesi (أمة)’’emet’’ diye geçiyor. Bkz: Nûr sûresi- 32. ayet. Bu nedenle Kur’an da geçen (ما ملكت أيمانكم – أو أيمانهم ) ‘’ma meleket eymanüküm’’ gibi ifadelerle cariyeler kast edilmiyor. 2- Bunun esirlerle de bir alakası yoktur. Çünkü bu ifadeler’’ma meleket eymanüküm’’ Mekki sûrelerde de geçiyor, peki Mekke döneminde Müslümanların ellerinde savaş esirleri mi vardı? Demek ki, bu ifadeyle ne cariyeler ne de esirler kast ediliyor. Bununla antlaşma yoluyla sahip olunanlar, sorumluluğu üstlenilenler, bakmakla yükümlü olunanlar, meşru şekilde sahip olunanlar, himayeniz altında olanlar, evlenme konusunda sözleştiğiniz kimseler, nikâh akdi ile sahip olduğunuz eşler, hasta bakıcılar ve hizmetçiler gibi kimseler kastedilmektedir. ((الله اعلم’’Ama en doğrusunu Allah bilir.’’ Özetle, himaye ve korunmaya muhtaç yetim sahibi dul kadınlarla birden fazla ancak evli olmayanlar için meşrudur. Çünkü amaç bakıma muhtaç kimsesiz yetim sahibi dul kadınları ve onların çocuklarını korumak ve geçimlerini sağlamaktır. Yani dul ve yetimleri koruyan, geçimlerini temin eden sosyal bir devletin olmadığı aç ve yoksul nice yetim sahibi dulların olduğu bir ortamda böyle bir evlilik meşru olur. Bunun dışında birden fazla bir evlilik meşru değildir. Neticede ayetin muhatap kitlesi evli olmayan erkeklerdir. Yani ikinci veya daha fazla evlilik ancak bakıma muhtaç, kimsesiz, yetimleri olan dul kadınlarla olur. Ama bunlarla bile olsa birden fazla evlilik yapanın eşi olmaması, bekâr veya dul olması gerekir. Çünkü eğer bu dul kadınlar dışında başka bir eşi varsa, bu yetim sahibi dul kadınlardan da dört tane getirirse, ilk eşiyle birlikte bu sayı beşe (5) çıkıyor. Hâlbuki beş tane caiz değildir. Demek ki yetim sahibi dul kadınlarla evlenecek olan kimse bunlardan başka biri ile evli olmaması gerekir. Zaten ayet (مثني) yani iki eşle başlıyor, çünkü sadece yetim sahibi bir dul kadınla evlenmişse adalet sorunu yok, ama birden fazla olursa o zaman adalet şartı da gerekecektir. İşte İlgili ayetler iyice ve dikkatlice incelendiğinde bunun böyle olduğu anlaşılacaktır. (الله اعلم) Peki durum böyle iken Hz. Peygamberin bakıma muhtaç dul kadınlardan neden dört tane değil de dokuz eşi vardı? diye sorulabilir. Cevap: 1- Hz. Peygamberin dokuz veya 11 tane eşi vardı diyen geleneksel rivayetler sağlıklı ve doğru değildir. Çünkü Hz. Peygamber döneminde onun sözleri/hadisleri yazılıp kayıt altına alınmadığı gibi, O’nun Siyeri de yazılmıyor ve kayıt altına alınmıyordu. Ama daha sonra Hz. peygamber ve onun dönemini hiç görmeyen ve vefatından yaklaşık bir asır sonra dünyaya gelen ve Yahudi tabaasına çok önem veren, Hz. peygambere kin besleyen Yahudileri kendine kaynak yapan, tarafsız davranmayan, bu nedenle çağdaşı olan Medineli Alim İmam Malik ve diğer alimler tarafından kezzap, yalancı, münafık ve deccal diye nitelenen, daha önce ehli kitap olduğundan da, onların öğretilerini, özelikle de İncil ve Tevrat’taki esasları, öğrenerek bu kitaplarda yer alan efsaneleri de nakletmekle suçlanan, hadisçiler tarafından da hadis rivayetleri makbul görülmeyen ve son olarak Hz. peygamberin şehri olan Medine’den de kovulan İbn İshāk (Ebû Abdullâh Muhammed ibn İshāk ibn Yesâr ibn Hıyar el-Muttalibî ) ( 85 -151/ 704 -768 ): Abbasiler döneminde kendi Siyer’ini Hz. Peygamber ve İslam’ın azılı düşmanları olan Yahudilerden aldığı bilgi ve rivayetlere göre yazdığı bilinmektedir. Bu nedenle siyer kitaplarında veya onlardan nakil yapan kaynaklarda geçen Hz. Peygamberin dokuz veya on bir tane eşi vardı diyen geleneksel siyer rivayetleri sağlam ve sahih olarak kabul etmek mümkün değildir. Ayrıca İmam Suyutı’nın (كتاب أسماء المدلسين - جلال الدين السيوطي), Hamamd bin Muhammed el-Ensarı’nın (كتاب التدليس والمدلسون - حماد بن محمد الأنصاري), İbn Hacer’in (التدليس والمدلسون ; ابن حجر العسقلاني) ve Sabt ibn el-Acemi, Eş-Şafii’nin eseri olan ( كتاب التبيين لأسماء المدلسين – لسبط ابن العجمي الشافعي) adlı bütün kaynaklarda İbn İshak’ın hadis ve rivayetlerde tedlis yapıp müdellis olmakla şöhret bulduğu ittifakla yazılmaktadır. Müdellisin kısa açıklaması ise şöyledir: Hadis ve rivayetlerde hilekârlık, sahtekârlık yapmak, görmediği ve duymadığı râvilerden duyduğunu söylemek, rivayetindeki ayıp ve kusurları gizlemek, örtmek, ravilerde atlama vs. yapmak gibi durumlara baş vurmaktır. İşte bu nedenle İbn İshak’ın Siyeri sağlam olmadığı, bilakis şaibe ve yanlışlarla dolu olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Siyer yazarı İbn İshak hakkında da geniş bilgi için araştırma yapabilirsiniz… 2- Kur’an’da (يانساء النبي) ’’Ey peygamber eşleri!’’ diye hitap ettiğine göre en az üç tane eşi vardı, ama dört tane de olabilir. Yoksa Kur’an’daki hitap çoğul şeklinde olmayacaktı. Bu nedenle Kur’an’da üç veya dörtten fazla Hz. Peygamberin eşi olduğuna dair bir malumat olmadığından ve ancak Hz. Peygamberin vefatından bir asır sonra dünyaya gelen, kendisi de daha önce Kitap Ehli’nden olan ve Siyer’ini yazarken de Hz. Peygamberin azılı düşmanları olan Yahudileri de hep kendine kaynak yapan, onlardan bilgi aktaran, tarafsız davranmayan ve muhaddislere göre de müdellis olan, hadisleri aktarırken sahtekârlık yapan İbn İshak’ın ve ondan nakiller yapanların Hz. peygamberin dokuz veya on bir eşinin olduğunu söyleyen geleneksel rivayetlerin doğru olmadığının kanaatindeyiz. Zira Suudi Arabistanlı bir alim, tarihçi ve araştırmacı olan İbn Kırnas’ın da bu kanaatte olduğunu görüyoruz... 3. Şayet geleneksel rivayetler doğru olsalar bile, Müfessir Merhum Seyid Kutub’un da dediği gibi eğer Hz. Peygamber bu kadar evlilik yapmışsa, o da Nisa sûresinin inişinden önce idi, yoksa dörtten fazla bir evlilik yapamazdı. Çünkü Kur’an, yetimleri ve dulları korumak amacıyla bile olsa yetim sahibi dul kadınlarla dörtten fazla evliliğe ruhsat vermiyor. Yine Merhum Seyid Kutub’un, (ان صح هذا الخ)’’ eğer bu kadar evlilikleri doğru ise’’ şeklindeki ifadesinden de anlaşılıyor ki kendisi de Hz. Peygamberin dörtten fazla evlilik yaptığına dair rivayetlere inanmıyor. Peki Kur’an’ın neresinde Hz. Peygambere dörtten fazla evlilik ruhsatı vardır? Haşa Hz. Peygamber Kur’an’a aykırı bir şey yapar mı? Yüce Allah ona müsaade eder mi? Müslümanlar bile buna itiraz etmeyecekler miydi? Ve hatta müşrikler bile bunu Hz. Peygamberin aleyhine bir propagandaya dönüştürmeyecekler miydi? Müşrikler, bakınız, Muhammed’e inen Kur’an da sadece dörde kadar ruhsat veriliyor, ama o Kur’an’ın tersini yapıp dokuz eş getiriyor, demek ki kendisi bile getirdiği Kur’an’a inanmıyor ve onun hükmüne de uymuyor diyerek aleyhinde bir propaganda yapmayacaklar mıydı? Elbette bu fırsatı değerlendireceklerdi, ama böyle bir şey yapmamışlar. Demek ki Hz. Peygamberin dörtten fazla eşleri yoktu. Ayrıca Kur’an’da Hz. Peygambere dörtten fazla ruhsat verildiğine veya ona ayrıcalık tanındığına dair en ufak bir işaret de yoktur. Demek ki, Siyeri yazan İbn İshak büyük bir hata yapmıştır, onun Siyeri yalan ve şaibelerle doludur. Zira başta İmam Malik olmak üzere Medine alimleri de Siyeri yazan İbn İshak’ın yalancı, kezzap, münafık ve deccal olduğunu söylüyorlar. (الله اعلم) İşte bize göre de yukarıdaki gerekçelerden dolayı Hz. Peygamberin vefatından yaklaşık 1.5 asır sonra yazılan siyer kaynaklarında Hz. Peygamberin bu kadar eşleri olduğunu gösteren rivayetler dâhil birçoklarının doğru olması mümkün değildir. (الله اعلم)