Ve kendilerinden söz alırken (bulundukları yere göre) Tur’u üzerlerinde yüksek tutmuştuk (yani onlar dağın eteğinde iken onlardan misak almıştık) ve onlara (Beyt-i Makdis’e girerken)’’ kapıdan tevazu içinde giriniz’’ demiş ve Cumartesi (yasakları) konusunda haddi aşmayın diye uyarmış ve (pek çok hususta) kendilerinden de sağlam bir söz almıştık.*
(*) Yani Tur dağı yerinden sökülüp üzerlerine kaldırılmamıştır. Zaten yüce Allah tehdit ederek, korkutarak onlardan misak alacak durumda da değildir. Eğer korkularından dolayı misaki kabul etseler bunun ne anlamı kalır? Firavun da suda boğulacağını anlayınca iman etti de neden onun imanı da kabul edilmedi? Peki, yüce Allah tehdit, korku ve zorlama ile mi misakı onlardan alacak? Her şeye gücü yeten yüce Allah hakkında böyle bir şey düşünmek mümkün mü? Ayrıca Tur dağı yerinden sökülmemiş, belki dağın yamacında onlardan bu misak alınmıştır.(الله اعلم) Ayette geçen (فوق )‘’favk‘’kelimesi, zeminin yukarı, yani yüksek tarafı anlamına da gelir. Zira Ahzap 10. ayet buna bir örnektir: İşte Ahzap-10. ayet şöyledir: جَاؤُوكُم مِّن فَوْقِكُمْ وَمِنْ أَسْفَلَ مِنكُمْ وَإِذْ زَاغَتْ الْأَبْصَارُ ) ﴿١٠) ‘’Hani onlar size hem üst tarafınızdan (مِّن فَوْقِكُمْ) hem alt tarafınızdan (وَمِنْ أَسْفَلَ) gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.’’ İşte nasıl ki Ahzab-10. ayette geçen ( فوق )‘’favk‘’kelimesi, aşağının zıddi olan yere bitişik yukarı ise, Nisa-154. ayette de geçen (فَوْقَهُمُ ) kelimesini de bu anlamda değerlendirmek daha uygundur. Yani misak sırasında onlar Tur’un yamacında ve aşağısında bulunup, Tur’un yerinden sökülüp üzerlerine kaldırılması söz konusu değildir. Bu nedenle Tur, onların yukarı tarafında bulnuyordu şeklinde algılamak daha uygyundur… (الله اعلم) Ayrıca metni aşağıya alınan ‘’Menâr Tefsirinde de‘’Dağın yerinden sökülüp üzerlerinden havaya kaldırıldığına dair bir bilgi ne İsrailoğullarının kitaplarında bulunur ne de sahih hadislerde. Bu durum ancak zayıf haberlerde geçer, bu nedenle ayetin tefsirinde buna itimat etmedik ve ayette geçen (رفعنا)’’refe’ana’’yerden kaldırıp yükselttik anlamında değildir. Örneğin Ğâşiye sûresi 13. ayette فيها سرر مرفوعة) }‘’ Orada (cennetlerde) yükseltilmiş tahtlar da vardır…’’ ve Vakiâ-34. ayette de { وفرش مرفوعة)’’ Yükseltilmiş (yani yüksek) döşekler üstündedirler’’ deniliyor. Peki, cennetlerdeki tahtlar ve döşekler havada mı tutuluyor? Yoksa cennettin zemini üzerinde olup yani yere bitişik olup alçak değil, yüksek anlamında mıdırlar? Elbette ki ayetlerden o tahtların ve döşeklerin yere bitişik olup alçak olmadığını anlıyoruz. İşte Nisa-154. ayette geçen Tur ile ilgili (رفع) kelimesi de bu anlamdadır.
وليس في كتب بني إسرائيل ولا في الأحاديث الصحيحة ما يدل على أن الله قلع الطور من موضعه ورفعه فوقهم وإنما ورد ذلك في أخبار ضعاف فلذلك لم نعتمده في التفسير.. إذ الرفع والارتفاع هو جعل الشيء - أو أن يكون الشيء - رفيعا عاليا كما قال - تعالى -: { فيها سرر مرفوعة } [الغاشية: 13] وقال: { وفرش مرفوعة } [الواقعة: 34] فكل من السرر والفرش تكون مرفوعة وهي على الأرض. وقوله - تعالى - في آية الأعراف: { وإذ نتقنا الجبل فوقهم كأنه ظلة } [الأعراف: 171] ليس نصا أيضا في كون الجبل رفع في الهواء. فأصل النتق في اللغة: الزعزعة (تفسير المنار) هـ. والظلة: كل ما أظلك سواء كان فوق رأسك أو في جانبك، وهو مرتفع له ظل، فيحتمل أنهم لما كانوا بجانب الطور رأوه منتوقا، أي مرتفعا مزعزعا، فظنوا أن سيقع بهم، وينقض عليهم، ويجوز أن ذلك كان في أثر زلزال تزعزع له الجبل، وقد سبق القول ببطلان كون ذلك إرهابا للإكراه على قبول التوراة، وإذا صح هذا التأويل، لا يكون منكر ارتفاع الجبل في الهواء مكذبا للقرآن. ((تفسير المنار) سورة البقرة – الاية - 63)