Bunlar Allah'ın hudûdudur. Artık kim Allah'a ve Resûlüne itâat ederse, (Allah) onu altlarından nehirler akan Cennetlere koyar; orada ebedî olarak kalıcıdırlar. Ve işte büyük kurtuluş budur!(1)
(1)“Evet hiç mümkün müdür ki, insan umum mevcûdât (varlıklar) içinde ehemmiyetli bir vazîfesi, ehemmiyetli bir isti‘dâdı (kābiliyeti) olsun da, insanın Rabbi de insana bu kadar muntazam masnûâtıyla(eserleriyle) kendini tanıttırsa; mukābilinde (karşılığında) insan îmân ile onu tanımazsa, hem bu kadar rahmetin süslü meyveleriyle kendini sevdirse; mukābilinde insan ibâdetle kendini O’na sevdirmese, hem bu kadar bu türlü ni‘metleriyle muhabbet (sevgi) ve rahmetini ona gösterse; mukābilinde insan şükür ve hamdle O’na hürmet etmese, cezâsız kalsın, başıboş bırakılsın, o izzet, gayret sâhibi Zât-ı zü’l-Celâl bir dâr-ı mücâzât (cezâ yeri)hazırlamasın? Hem hiç mümkün müdür ki: O Rahmân-ı Rahîm’in kendini tanıttırmasına mukābil, îmân ile tanımakla ve sevdirmesine mukābil, ibâdetle sevmek ve sevdirmekle ve rahmetine mukābil, şükür ile hürmet etmekle mukābele eden (karşılık veren) mü’minlere bir dâr-ı mükâfâtı (mükâfât yeri), bir saâdet-i ebediyeyi (Cenneti)vermesin?” (Zülfikār, 10. Söz, 18)