(Ey inananlar!) Mesele, ne sizin (vahye dayanmayan) kuruntularınız, ne de Ehli Kitabın kuruntuları gibidir. (Hiçbir kimse veya toplumun Allah katında bir ayrıcalığı yoktur. Gerçek, sadece şudur:) Her kim bir fenalık (kötülük) işlerse (Kur’an’ın ve kâinatın yasalarına aykırı davranırsa) onun karşılığını görür ve kendisi için Allah’ tan başka, (onu kurtaracak) ne bir veli (koruyucu, sahiplenici), ne de bir yardımcı bulabilir.*
(*) Bazı Ehl-i kitap gruplarıyla bir kısım müslümanlar veya müşrik Araplar, boş kuruntulara, delilsiz, dayanaksız kanaatlere kapılarak Allah’ın kendilerine farklı muamele edeceğini, günah işleseler bile âhirette cezalandırmayacağını iddia etmişlerdir. Âyetler bu gibi boş sözleri ve kuruntuları reddettikten sonra şu evrensel kanunu ilân etmektedir: Dünya hayatında sa‘y (emek, çaba, eser) kanunu geçerlidir. Kötülük eden cezasını görür, hakça bir düzende kimse onu koruyamaz. Mümin olup iyi işler yapan, güzel davranışlarda bulunanlar da, cinsiyetleri ne olursa olsun cennete girerler, kendi seçimleri ve eserleri olmayan farklılıklardan dolayı zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar. (Kur’an Yoluأي ليس ما وعد الله من الثواب ينال بأمانيكم أيها المسلمون، ولا بأماني أهل الكتاب، وإنما ينال بالإِيمان والعمل الصالح. وقيل: ليس الإِيمان بالتمني ولكن ما وقر في القلب وصدقه العمل (انوار التنزيل واسرار التأويل – البيضاوي) واختلف الناس فيمن المخاطب بهذه الآية؟ فقال ابن عباس والضحاك وأبو صالح ومسروق وقتادة والسدي وغيرهم: الخطاب لأمة محمد صلى الله عليه وسلم (المحرر الوجيز في تفسير الكتاب العزيز) الخطاب للمؤمنين (روح المعاني)