(Ey Resulüm! Düşman saldırısı veya tehlike ve korku anında) sen de onların (inananların) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, önce onlardan bir grup seninle birlikte namaza dursun ve namaz esnasında silahlarını da üzerlerinde bulundursunlar. (Bu esnada diğer grup düşmanı gözetlesin.) Namaz kılan grup secdeyi yapıp da (kısaltmış olarak namazı tamamlayınca, düşmanı gözetlemek üzere) arka tarafa geçsin. Bu arada, namazını kılmamış olan diğer grup gelsin ve seninle birlikte (kısaltmış olarak) namazı kılsınlar; (bu şekilde yer değiştirme esnasında) tam ihtiyat ve teyakkuz durumunda olsun (ve hem yer değiştirme, hem de namaz esnasında) silahlarını da üzerlerinde bulundursunlar. (Çünkü saldırgan) inkârcılar, sizi silahsız ve teçhizatsız hâlde yakalayıp birden baskın yapmak (işinizi bitirmek) isterler. (Ama) bununla birlikte, eğer yağmur sebebiyle eziyet (sıkıntı) çekecekseniz veya hasta olursanız, bu takdirde (namaz esnasında) silahlarınızı yere bırakmanızda üzerinize bir vebal yoktur. Fakat hiçbir zaman tedbiri elden bırakmayın. Şüphesiz Allah, (o saldırgan) inkârcılar için alçaltıcı bir azap hazırlamış (olacak)tır.*
(*) 1- Burada doğrudan bir çarpışma anından değil, bir savaş ortamından, savaş hazırlığı sürecinden, savaş alanına doğru seferde olma durumundan söz edilmektedir. Ki bu süreç günler, haftalar almaktaydı. 2- Ayetin ana mesajı, namazın önemidir. Ayetten de anlaşılacağı üzere, savaş koşulları da dâhil, namaz hiçbir koşulda terk edilmeyecek kadar önemli bir ibadettir. (E. Aktaş Meal Açıklaması) Peki korku namazı nasıl kılınır? Fakihler Resulullah’ın sahih rivayetlerle aktarılan farklı şekillerdeki salâtü’l-havf uygulamalarından herhangi birine uyulabileceğini birlikte farklı ölçütleri esas alarak bunlardan bir veya birkaçını tercih etmişlerdir. İbn Ömer yoluyla gelen rivayeti esas alan Hanefîler’in tercihine göre salâtü’l-havfın kılınış şekli şöyledir: İmam cemaati iki gruba ayırır; birinci grup imamla beraber namaza başlar, diğer grup düşman karşısında nöbet tutar. İlk grup birinci rek‘atı kıldıktan sonra selâm vermeden nöbet mahalline yürüyerek gider ve ikinci grup gelir. Namazın ikinci rek‘atında imama uyan bu grup secdelerden sonra tahiyyata oturmadan kalkıp nöbet mahalline döner ve imam tek başına tahiyyata oturup selâm verir. Bu arada ilk grup gelip ikinci rek‘atı kendi başına ve kıraatsiz şekilde tamamlar, çünkü lâhiḳ hükmündedir. Ardından ikinci grup gelerek ikinci rek‘atı kendi başına ve kıraatli olarak tamamlar; çünkü mesbûk hükmündedir’’şeklindedir. Eğer dört rek‘atlı bir namaz kılınıyorsa ilk grubun ayrılıp ikinci grubun gelmesi ikinci rek‘atın tamamlanmasından sonra olur. Bu şekil Evzâî’nin yanı sıra bazı Mâlikî ve Şâfiî âlimleri tarafından da benimsenmiştir… (SALÂTÜ’l-HAVF- TDV İslâm Ansiklopedisi) Yani Hz. peygamber korku namazı birkaç şekilde kıldırmıştır. Ama bize göre de en kolay, Kur’an’ın zahirine, namazın mu’tad olan düzenine en uygun ve düşmandan korunmaya en müsait olması sebebiyle İmam Evzâî’nin yanı sıra bazı Mâlikî ve Şâfiî âlimleri tarafından benimsenen bu namaz şeklidir: Bizim tercihimiz de bu görüştür. Buna göre imam askerleri iki gruba ayırır, bir grup, düşmana karşı durur ve imam diğer gruba bir rek’atı kıldırır. İkinci rek’at için kıyama kalktıklarında cemaat niyet ederek imamdan ayrılır, namazı yalnız başına tamamlarlar ve düşmana karşı nöbet tutmaya giderler. Nöbettekiler de gelip ikinci rek’atta imama tâbi olurlar. (Bu arada imam kırat ve teşehhüdünü uzun yapmaya çalışır, böylece kendisine ikinci grubun da yetişmesini sağlar.) İmam teşehhüde oturunca kendileri kalkar, ikinci rek’atı kendi başlarına kılarak teşehhüdde imama yetişir ve imamla birlikte selâm verirler. İşte Hz. Peygamber Zâtürrika’ mıntıkasında namazı bu şekilde kıldırmıştır. Bu şekilde kılınan namaz, Batn-ı Nahle’de kılınan namazdan hem daha faziletlidir hem de kolay ve uygundur…İmam akşam namazını kıldırdığında ise, önce birinci gruba iki rek’atı kıldırır, sonra da ikinci gruba bir rek’atı kıldırır. Kuvvetli görüşe göre namazı bu şekilde kıldırmak, birinci gruba bir rek’at, ikinci gruba iki rek’at kıldırmaktan faziletlidir. İmam namazı kıldırırken ikinci grup için teşehhüdde veya üçüncü rek’atın kıyamında bekler. En doğru görüşe göre kıyamda beklemesi daha faziletlidir. İşte Şafiî ulemâsı düşmanın kıble cihetinde bulunmaması halinde en uygun korku namazı şeklinin Salih b. Huvât’in rivayet ettiği şu hadis olduğu görüşündedirler: "Bir taife Peygamber (s.a.v.) ile birlikte saf olmuş, bir taife de düşmanın karşısında durmuş, Resûlullah (s.a.v.) yanındakilere bir rekât namaz kıldırmış, sonra ayakta durarak cemaat kendi kendilerine namazı tamamlamışlar. Sonra namazdan çıkarak düşmanın karşısında saf olmuşlar (bu sefer) öteki taife gelmiş, Resûlullah onlara da namazın kalan kısmını kıldırmıştır. Sonra oturarak beklemiş cemaat kendi kendilerine namazı tamamlamışlar, sonra Resûlullah onlara selâm verdirmiş. Yani Şafiî ulemâsına göre bu hadis-i şerifte tarif edilen korku namazı şekli, Kur’an’ın zahirine, namazın mu’tad olan düzenine uygun ve düşmandan korunmaya müsait oluşu sebebiyle diğer şekillere tercihtir.