close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Neml Sûresi 40. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kâle-lleżî ‘indehu ‘ilmun mine-lkitâbi enâ âtîke bihi kable en yertedde ileyke tarfuk(e)(s) felemmâ raâhu mustekirran ‘indehu kâle hâżâ min fadli rabbî liyebluvenî eeşkuru em ekfur(u)(s) vemen şekera fe-innemâ yeşkuru linefsih(i)(s) vemen kefera fe-inne rabbî ġaniyyun kerîm(un)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Kitaba ait bir bilgiye sahib olansa ben dedi, gözünü yumup açmadan onu getiririm sana. Derken baktı ki taht yanında durmada, onu görünce bu dedi, Rabbimin lutfundan, ihsanından, şükür mü edeceğim, nankör mü olacağım, beni sınamak istiyor. Fakat şükreden, mutlaka kendisini faydalandırmış olur ve nankörlük edene gelince hiç şüphe yok ki Rabbim, kullarından müstağnidir, onlara karşı lütuf ve kerem sahibidir.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Ama) Kendi yanında kitaptan (mucizevi yüksek teknoloji) ilmi (ve ışınlama yeteneği) olan (İlahi ikrama=keramet lütfuna mazhar şahsiyetlerden) biri: "Ben, gözünü açıp (henüz) kapamadan (önce) onu sana getirebilirim" demişti. Derken (Süleyman) onu (tahtı) birden kendi yanında durur vaziyette görünce: "Bu Rabbimin fazlındandır, O’na şükredecek miyim, yoksa nankörlük mü edeceğim? diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim de nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Ğaniy (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır" diyerek (Allah’a teşekkür etmişti).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Buna karşılık vahiyle bilgilendirilmiş olan kişi: “Bana kalırsa,” dedi. “Ben onu, göz açıp kapayıncaya kadar sana getireceğim.” Süleyman, onu gerçekten önünde görünce: “Benim, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü göstereceğim konusunda, beni denemek üzere, Rabbimin bahşettiği bir lütuf bu. Bununla birlikte Allah'a şükreden kişi, yalnızca kendi iyiliği için şükretmiş olur, nankörlük yapan kişi ise, bilsin ki Rabbim, hem sınırsız cömertlik sahibi, hem de mutlak manada kendi kendine yeterlidir.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
Kitaptaki-Levh-i Mahfuzdaki ilmin bir kısmına sahip olan biri ise: “- Bakışının üzerinde olduğu eşyanın görüntüsü daha sana ulaşmadan, ben onu sana getiririm” dedi. Süleyman kraliçenin tahtını yanıbaşına yerleştirilmiş görünce: “- Bu Rabbimin lütuf ve ihsanındandır. Şükür mü edeceğimi, nankörlük mü edeceğimi denemek istiyor. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki, benim Rabbim zengindir, muhtaç değildir, af, merhamet ve kerem sahibidir.” dedi.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 14/8; 30/44; 41/46; el-Lübâb fî Ulûmi’l-kitab, 15/166-167.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Kendinde kitaptan bir ilim bulunan kişi: "Sen gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu yanına yerleşmiş halde görünce dedi ki: "Bu Rabbimin lütfundandır. Şükredecek miyim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni imtihan etmek için. Kim şükrederse kendi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şüphesiz Rabbim bir şeye ihtiyacı olmayan, kerem sahibidir.
Ali Bulaç
swap_vert close
Yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: 'Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim.' Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: 'Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiç bir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Kendinde ilâhî kitabdan bir ilim bulunan bir (melek) dedi ki; “-Ben gözünü kırpmadan önce onu sana getiririm.” Derken Süleyman, tahtı yanında duruyor görünce dedi ki; “- Bu, rabbimin fazlındandır; beni imtihan etmek içindir: Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü yapacağım? Kim şükrederse, ancak kendi menfaatine şükreder; kim de nankörlük ederse, muhakkak ki rabbim onun şükrüne muhtaç değildir, ona yine de nimet verir.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Kitaptan yanında bir bilgi olan adam da: “Gözünü açıp kapamadan onu sana getiririm.” dedi. Süleyman, tahtın kendi yanında durduğunu görünce “Bu, Rabbimin bana olan fazl ve ihsanıdır. Şükredip etmeyeceğim diye, beni deniyor. Ve kim şükrederse, o kendi faydasına şükreder. Kim de nankörlük ederse, muhakkak Rabbim olan Allah, hiç kimsenin şükrüne muhtaç değildir. Ve ikramı boldur.” dedi.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Kitaptan bir ilmi bulunan kimse, “Sen gözünü açıp kapamadan ben onu sana getirebilirim” dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşmiş görünce şöyle dedi: “Bu, Rabbimin lütfundandır. Kendisine şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim, diye beni denemek istiyor. Şükreden, kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, Rabbim hiçbir şeye muhtaç değildir, çok ikram sahibidir.”
Besim Atalay
swap_vert close
Kitaptan bilgisi bulunan biri, dedi ki ona: «Sen gözünü açıp kapatmadan, ben onu sana alır getiririm», Süleyman görünce onu yanında: «Beni sınamakçin bu, Tanrımın erdemidir, şükür mü edeyim? Yoksa küfür mü? Şükreden kendine, küfreden de kendine eder, imdi benim Tanrım zengindir, kerimdir»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Kendisine vahiy ile bilgi verilen kimse (Süleyman, demek sen o tahtı ben yerimden kalkmadan bana getirebilirsin öyle mi?): “Gözünü açıp kapamadan o tahtı sana getireyim” dedi. (Süleyman daha sözünü bitirmeden) tahtı önünde kurulu bir biçimde görünce: “Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörce mi davranacağım diye beni sınavdan geçirmek isteyen Rabbimin bana yönelik bir lütfudur. Kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, yüce Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve bağışı karşılıksızdır” dedi.
Hz. Süleyman’ın yaşadığı Filistin ile Sebe/Yemen arasındaki mesafe yaklaşık iki bin kilometredir. Allah bir mucize olarak kraliçenin tahtını o uzak mesafeden getirme imkânını ona lütfetmiştir. Kim olduğu konusunda kesin bir bilgi bulunmayan vahiy ile bilgilendirilen bir zat, bugünün ses ve görüntü naklinin çok ötesinde bir hızla göz açıp kapayıncaya kadar tahtı getirmiştir.Vahiy ile bilgilendirilen kişinin, kim olduğu hakkında farklı yorumlar yapılmıştır. Hz. Cebrail, Hz. Süleyman’ın Veziri olan Asaf b. Berhiya, ya da Hz. Süleyman’ın emrine verilmiş herhangi bir cin ya da melek olabileceği söylenmektedir.  
Cemil Said
swap_vert close
40, 41. Kitâba âşinâ diğer biri "Ben ânı sen gözini açub kapayıncaya kadar getüreceğim" didi. Süleymân gözini açub kapayıncaya kadar tahtının önüne geldiğini görince "Bu Allâh’ın bir lütfıdır benim şükür mi yoksa küfür mi ideceğimi tecrübe idiyor, kim şükür ider ise kendi nefsine iyilik ider küfrân-ı ni’met iden yine kendine ider zîrâ Allâh ganî ve kerîmdir. Bu tahtı tanınmaz bir hâle getüriniz bakalım tarîk-i hidâyete geleceklerden midir yoksa bir dürlü yola gelmeyenlerden midir?" didi.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Kitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm” dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
(Bu konuya dair) kitaptan bir bilgisi olan ise, “Ben onu sen göz açıp kapayıncaya kadar getiririm” diye cevap verdi. Süleyman, tahtı yanı başına yerleşmiş olarak görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan rabbimin bir lutfudur. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, kerem sahibidir.”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.  
 İlim sahibi zâtın, Süleyman (a.s.)ın veziri Âsâf bin Berhiyâ, yahut da Hızır olduğu rivayet edilmektedir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Kitap bilgisine sahip olan birisi de, "Ben onu, gözünü kırpman için geçen süreden daha çabuk getirebilirim," dedi. Onu yanında duruyor görünce, "Bu Rabbimin bir lütfudur. Şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğimi sınıyor. Şükreden kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de, bilsin ki benim Rabbim Zengindir, Şereflidir," dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Kitaptan ilmi olan kimse ise, "Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu (Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, "Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Nezdinde kitabdan bir ılim bulunan zat ise: ben dedi: onu sana gözünü kırpmadan evvel getiririm, derken onu yanında duruyor görünce: bu rabbımın fazlından, dedi: beni imtihan için ki şükür mü edeceğim? Yoksa küfran mı? Her kim şükr ederse sırf kendi lehine eder, her kim de küfranda bulunursa şübhe yok ki rabbım ganiydir kerîmdir
Emrah Demiryent
swap_vert close
Yanında kitaptan bir ilim bulunan kimse ise (Süleymân’a), “Sen gözünü kırpmadan (göz açıp kapayacak kadar bir zamanda) ben onu sana getiririm” dedi (ve iznimizle, getirdi). Onu, (tahtı) yanı başında duruyor görünce dedi ki: “Bu Rabbimin lütfundandır, (ezelî ve ebedî ilmi ile her şeyi hakkıyla bilen Rabbimin) şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim (i, bana göstermek üzere) beni sınamasıdır. (Her) kim şükrederse, (yalnızca) kendi (iyiliği) için şükretmiş olur, kim de (Allah’ın kendisine vermiş olduğu nimetlere) nankörlük ederse, (şunu iyi bilsin ki Allah, onun şükründen müstağnidir,) şüphesiz, Rabbim hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir, (O) sonsuz lütuf ve kerem sahibidir.”
Erhan Aktaş
swap_vert close
Kitaptan yanında bir bilgi bulunan kimse: “Onu bakışın sana dömeden¹ getiririm.” dedi. Süleyman, onun yanı başında durduğunu görünce: “Bu Rabb'imin lütfundandır; şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak içindir.” dedi. Ve kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur, kim de nankörlük ederse, bilsin ki Rabb'im Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan'dır, Cömert'tir.
1- Göz açıp kapayıncaya kadar.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Nezdinde kitabdan bir ilim olan (zât). «Ben, dedi, gözün sana dönmeden (gözünü yumub açmadan) evvel onu sana getiririm». Vaktaki (Süleyman) onu yanında durur bir halde gördü, «Bu, dedi, Rabbimin fazl (-u lutf) ündendir. Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim, beni imtihan etdiği içindir (bu). Kim şükrederse kendi fâidesinedir. Kim de nankörlük ederse şübhe yok ki Rabbim (onun şükründen) tamamen müstağnidir, (hem O) hakkıyle kerem saahibidir».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Yanında kitabdan bir ilim bulunan zât (Âsaf bin Berhıya): “(Senin) göz açıp kapaman (esnâsında, henüz nazarın) sana dönmeden önce, ben onu sana getiririm” dedi.(1)(Süleymân) birden onu (o tahtı) yanına yerleşivermiş olarak görünce: “Bu, Rabbimin bir lütfudur! Tâ ki şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni imtihân ediyor! Hâlbuki kim şükrederse, o takdirde ancak kendisi için şükreder; kim de nankörlük ederse, artık şübhesiz ki Rabbim, Ganî (hiçbir şeye muhtaç olmayan)dır, Kerîm (çok cömert olan)dır” dedi.
(1)“(Âyet) işâret ediyor ki: Uzak mesâfelerden eşyâyı aynen ve sûreten (maddesiyle veya sûretiyle) ihzâr etmek (getirmek) mümkündür. (...) Taht-ı Belkıs (Sebe’ melîkesi Belkıs’ın tahtı) Yemen’de iken, Şam’da aynıyla veyâhut sûretiyle hâzır olmuştur, görülmüştür. (...)Cenâb-ı Hakk, şu âyetin lisân-ı remziyle (işâret diliyle) ma‘nen diyor ki: Ey benî-Âdem (Âdemoğulları)! Bir abdime (kuluma) geniş bir mülk ve o geniş mülkünde adâlet-i tâmme (tam bir adâlet) yapmak için, ahvâl ve vukūât-ı zemîne (dünyadaki hâllere ve hâdiselere) bizzât ıttılâ‘ veriyorum (haberdâr ediyorum) ve mâdem her bir insana fıtraten (yaratılıştan), zemîne bir halîfe olmak kābiliyetini vermişim. Elbette o kābiliyete göre rûy-i zemîni (yeryüzünü) görecek ve bakacak, anlayacak isti‘dâdını (kābiliyetini) dahi vermesini, hikmetim iktizâ ettiğinden (gerektirdiğinden) vermişim. (...) Öyle ise, şu azîm (büyük)ni‘metten istifâde edebilirsiniz. Haydi göreyim sizi, vazîfe-i ubûdiyetinizi (kulluk vazîfenizi) unutmamak şartıyla öyle çalışınız ki, rûy-i zemîni, her tarafı her birinize görülen ve her köşesindeki sesleri size işittiren bir bahçeye çeviriniz.” (Zülfikār, 25. Söz, 81-82)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Yanında kitaptan (hikmet ve teknikten) ilim bulunan (daha mahir ve yetenekli) kişi, dedi ki: “Bakışın (yani Sebe ülkesine göndereceğin elçin) sana dönmeden (ve bunu gündeminden düşürmeden) önce (en kısa zamanda) ben onu sana getirebilirim. Ne zaman ki (Süleyman) onu yanında durur bir hâlde gördü, dedi ki: “Bu, benim ne yapacağımı denemek için, Rabbimin bir bağışıdır. Şükür mü edeceğim yoksa (şükür etmemekle) nankörlük mü edeceğim? Bununla birlikte (Allah’a) şükreden kişi, yalnızca kendi iyiliği için şükretmiş olur; nankörlük eden kişi ise, (bilsin ki,) Rabbim hem sınırsız cömert hem de mutlak manada kendine yeterlidir.*
(*) Bu ayet: Kitaptan bilgisi olan kişinin ayetteki ifadesi (kable enyertedde ileyke tarfük), klâsik meal ve tefsirlerde görüldüğü gibi “gözünü açıp kapamadan”demek olmayıp, “bakışın /göndereceğin elçin sana dönmeden önce, yani en kısa bir zamanda getiririm.” demektir. İşte burada temsili bir mecaz sanatı işlenmiştir… Ayrıca buradaki söz yüce Allah’a değil, kitaptan bilgi sahibi olan kişiye aittir. Yani bilgili ve maharetlii olan kişi temsili bir mecaz sanatını işleyerek ‘’قبلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ ‘’en kısa zamanda sana getiririm’’ demiştir. Onun bu sözü Hz. Süleyman’ı tatmin etmiştir. Yüce Allah da vahyettiği Kur’an vasıtasıyla onun kullandığı bu sözü aynen bize aktarmaktadır. Zaten ayette ‘’ hemen onu yanıda durur bir hâlde gördü’’ denilmiyor, yani ayette HEMEN ifadesi bulunmuyor. Bu nedenle muhtemeldir ki, tahtın getirilişi veya aynısının yapılışı bir anda olmamış, uzun bir süreçte gerçekleşmiştir. (الله اعلم) Ayrıca tahtı getiren Hz. Süleyman’ın kendisi olmadığına göre, buna Hz. Süleyman mucizesi de denilemez, buna ancak yüce Allah’ın Hz. Süleyman’a bir fazlu keremi denilir. Zaten hiçbir ayette yüce Allah Hz. Süleyman’a ayeteleri/mucizeleri verdik demiyor. Yüce Allah فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمَانَ ۚ وَكُلًّا آتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًا ۚ) الأنبياء﴾ ) ‘’Biz çözüm getirecek hükmü Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümdarlık ve ilim vermiştik..‘’(Enbiya-79) şeklindeki ayetle hem kendisine, hem de Davud’a ‘’Hükümdarlık, ilim ve iktıdar’’verilmişti. Bunlar ise mucize değil, yüce Allah’ın fazlu keremidir. Yani hükümdar olmak, iktıdar sahibi olmak, zengin olmak, birçok imkânlara vs. sahip olmak mucize değildir? Ayrıca bu ayetlerde temsili bir mecaz sanatı işlendiğine/ yani kullanılan ifadelerle en kısa zaman kast edildiğine dair aşağıdaki tafsir metinlerine bakılabilir. Yine R. İ. Eliaçık da YAŞAYAN KUR’AN adlı eserinde şöyle diyor: ""Göz açıp kapayıncaya kadar veya""sen oradan kalkmadan önce""ifadeleri""hızlı ve çabucak yaparım, o gelmeden önce yetiştiririm"" manasında birer deyimdir. Aşağıdaki tefsir metinlerinde de (قبل ان تقوم من مقامك) cümlesinden maksat’’kısa bir zamanda, (’قبلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُك) dan maksat ise, ‘’en kısa zamanda sana getiririm’’ anlamındadır, deniliyor. والظاهر أن قوله: {قبل أن تقوم من مقامك} وقوله: {قبل أن يرتد إليك طرفك} مثلان في السرعة والأسرعية ،(قاله ابن عاشور ) بل المعنى آتيك به سريعاً وقيل ارتدالطرف مجاز هنا، وهو من باب مجاز التمثيل، والمراد استقصار مدة الإتيان به، كما تقول لصاحبك: افعل كذا في لحظة، وفي ردة طرف، وفي طرفة عين، تريد به السرعة، أي آتيك به في مدة أسرع من مدة العفريت (البحر المحيط - ابوحيان). والمراد هو السرعة الفائقة.( تيسير التفسير - القطان) (يرتد إليك طرفك): طرفك هو عينك، والعين تطلق على الجاسوس، وهنا أطلقت على الرسول وهو الهدهد، الذي بعثه سليمان إلى ملكة سبأ. فالجملة تعني قبل أن يعود رسولك إليك.أو هو كناية عن السرعة.. فيقال: قمت بالشيء في لمح ا البصر، أي بسرعة فائقة.لقد بعث سليمان الـهدهد إلى اليمن، وكانت عودتـه متوقعة في فترة معروفة، فكان مِن الذي عنده علم بالكتاب أن وعد بتجهيز عرش الملكة قبل عودة هذا الرسول.وبـهذا سُرّ سليمان لـهذا؛ وشكر اللـه تعالى على أن رأى العرش جاهزًا خلال المدة المحددة، وقبل وصول الملكة، مع أن المدة كانت قصيرة. الرابع: قبل الوقت الذي تنظر وروده فيه من قولهم: أنا ممد الطرف إليك أي منتظر لك، قاله ابن بحر الخامس: قبل أن يرجع طرف رجائك خائباً لأن الرجاء يمد الطرف والإياس يقصر الطرف (النكت والعيون – تفسير الماوردي) فنهض شخص آخر عنده عِلمُ من الكتاب أي الحكمة وقال لسليمان: سآتيك بعرشها (قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ). أي السرعة، تفسير الماوردي) فنهض شخص آخر عنده عِلمُ من الكتاب أي الحكمة وقال لسليمان: سآتيك بعرشها (قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ). أي السرعة، (حقيقة هدهد سليمان، هو هو طائر أم رجل من حاشيته)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Danışmanları için de kitaptan bilgisi olan birisi “Sen gözünü açıp kapayıncaya kadar ben o tahtı sana getiririm” dedi. Sonra tahtı yanında konulmuş olarak görünce “Bu Rabbimin bana, şükredecek miyim yoksa inkâr mı edeceğim? Diye, beni denemek için verdiği lütuflarından bağışlarından birisi. Kim Rabbine şükrederse, kendisi için şükretmiş olur. Kimde inkâr ederse bilsin ki Rabbim çok cömert ihtiyaçsız olandır.“
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Kendinde Kitap bilgisi olan bir de dedi: "Sen gözünü açıp kapamadan onu ben sana getiririm." Süleyman o tahtı yanı başında duruyor görünce dedi: bu çalabımın bir vergisidir. Bununla beni kesenkes sınıyor. Bakalım Ona şükür mü edeceğim, yoksa Onu tanımazlık mı edeceğim diye. İşte herkim Allah’a şükredecek olursa o kendi özrü için şükretmiş olur. Herkim de Allah’ı tanımazlık edecek olursa o da kendi özü için tanımazlık etmiş olur. Çünkü benim çalabım kendine yeticidir, açık ellidir."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Kitabı bilen [²] biriyse «—Sen yüzünü yumup açıncaya kadar ben sana onu getiririm» dedi. Süleyman, tahtı yanında hazır durur görünce şükür makamında dedi ki: «— Bu, Rabbimin inayetindendir, Rabbim beni deniyor: Şükür mü edeceğim? Yoksa nankörlükte mi bulunacağım? Her kim şükrederse ancak kendisi için şükreder ve her kim nankörlük ederse Rabbim onun şükründen müstağnidir. Ona nimet vermekle de kerîmdir» dedi.
[2] Kitabullah veya Levh-i Mahfuz hakkında ilmi bulunan zat. Bu zat Süleyman Aleyhisselâmın kendisidir. Kavl-i meşhur'a göre veziri veya kâtibi Asaf'tır.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Kitap’tan bir bilgiye sahip biri¹¹; “Ben onu, senin göz kapağın yerine gelmeden önce sana getiririm” dedi. (Süleyman) tahtı yanına yerleşivermiş görünce,¹² “Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak için Rabbimin lütfudur. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki Rabbim, Ganîy’dir, Kerîm’dir.”
11 Kitab’tan bir bilgiye sahip veya kitabın bilgisine sahip biri ise evrendeki hız konusunda yeterli bilgiye sahip biri demektir. Burada bütün varlığın bilgisi bir kitap olarak sembolize ediliyor deriz. Kitap’tan kasıt Hak katında olan ve “Ümmü’l-kitap” tabir edilen ve aslında Allah’ın ilmi diye de tabir edilen Levh-i Mahfuz’dur. İşte oranın bilgisine sahip biri, her nasılsa “Kitab’ın bilgisine sahip biri de: “göz kapağın yerine gelmeden önce” diyerek en kısa zaman dilimini, göz kırpmadan da önceki an’ı kastederek getiririm demiştir. Bu ise zamanın yokluğu veya zamansızlık dediğimiz bir andır. Aynı anda tahtın gelmiş olmasından şu anlaşılıyor ki, burada kişinin iradesiyle Tanrı iradesinin ayniyetleşmesi var demektir. “Sen atmadın Allah attı”ayeti ile “Daha hayırlı ve daha merhametli bir evlat vermesini istedik” (Kehf, 18/81’in dipnotuna bakılabilir). 12 Peki, taht nasıl geldi? Bunu İslam felsefesi açısından bir Kur’an ontolojisi yaparak ele alabiliriz. Kur’an’a göre Allah’ın birtakım sıfatları vardır. Bunlardan yaratma ve yok etme sıfatlarını ele alalım. Allah’ın yaratmasında bir sınır olmadığı gibi yok etmesinde de bir sınır yoktur. Aslında Kur’an’a göre oluş, bir süreç içinde gerçekleşir. Ancak varlığa gelmiş varlıkların yeniden yaratılması ve yok edilmesi ilahi irade doğrultusunda her an olabilir. Çünkü Kur’an’a göre Allah her an iş başındadır (Rahmân, 55/29). Her an evren ve içindekiler yaratılıyor ve yok ediliyor. Bunu algılamak ve takip etmek imkânsızdır. Nasıl ki saniyede elli kez yanıp sönen şehir elektriğini algılayamadığımız gibi. Çünkü gözümüz ancak yirmiye kadar yanıp sönen akımı takip edebiliyor. Yirmiden fazlasını devamlı görüyor. Saniyede elli defa yanıp sönen şehir akımını bunun için devamlı yanıyor görüyor. Tıpkı bunun gibi biz de diyelim ki, yüz binlerce kez devam eden algımız ötesindeki bu varolma ve yok olmayı devamlıymış gibi görüyoruz. Bu, modern bilim felsefesi açısından da incelenebilecek bir fenomendir. Şu hâlde algılarımızın ötesinde devam eden yaratmalarla/var oluşlarla evrene hâkim olan irade ile A noktasında var ettiğini, aynı anda yok edip, onu B noktasında tekrar var etmesi şeklinde anlayabiliyoruz. Yani Yemen’deki tahtı aynı anda ilahi irade yok edip Filistin’de Hz. Süleyman’ın yanında yeniden var etmiştir. Bu husus aynı anda vuku bulduğu için, ayette: “Süleyman tahtı yanına yerleşivermiş görünce” diyor. Bu ne Süleyman’ın ne de yanındaki Kitab’ın bilgisine sahip olanın fiilidir. Allah’ın bir fiili olduğunu Süleyman’ın “Bu Rabbimin bir lütfudur” demesinden anlıyoruz. O kişi Kitab’ın bilgisine sahip ama fail Cenab-ı Hakk’tır. Biz olay kesin kez böyle olmuştur, tahtın gelmesinin izahı budur demiyoruz. Kur’an’dan bu ayetleri okuduğumuz zaman bunları düşünüyoruz. Doğrusunu Allah bilir. Bu konuda geniş bilgi için Kur’an’ı Anlamak isimli kitabımıza bakılabilir. (s. 185-196)  
Kadri Çelik
swap_vert close
Kendi yanında kitaptan bir ilim olan biri de dedi ki: “Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim.” Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: “Bu Rabbimin fazlındandır; O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük mü edeceyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir; kim de nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim hiç bir şeye karşı ihtiyacı olmayandır, yücedir.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Orada, Peygamber olarak “kitap ilmine sahip tek kişi olan Süleyman İfrit’e: Demek sen o tahtı daha ben yerimden kalkmadan getirebilirsin öyle mi? “Ben ise onu sen gözünü açıp kapatıncaya kadar sana getirebilirim!” dedi. Süleyman daha sözünü bitirmeden, taht yanlarında beliriverdi. Süleyman, onu yanı başında duruyor görünce, “Bu, verdiği nimetlere karşışükredip etmeyeceğimi sınamak için Rabb’imin bahşetmiş olduğu lütuflardandır. Her kim şükrederse, yalnızca kendi iyiliği için şükretmiş olur; kim de nankörlük ederse, doğrusu Rabb’im Ğanî’dir, hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir, Kerim’dir, sonsuz lütuf ve kerem sahibidir.”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Yanında Kitap’tan bir bilgi olan kimse: -“Sen gözünü açıp kapayıncaya kadar onu sana ben getiririm” dedi. Onu kendi yanında yerleşmiş gördüğünde dedi ki: “Bu rabbimin lütfundandır. Beni deniyor; ‘Şükür mü ederim, yoksa nankörlük mü yaparım?’. Kim şükrederse, kendi nefsi için şükreder. Kim de nankörlük yaparsa, benim rabbim, cömert zengindir”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
İlahî bir kitap bilgisine sahip olan başka birisi söz aldı: " Ben onu sana gözünü açıp kapayana kadar getirebilirim. " Süleyman, kraliçenin tahtını yanı başına konmuş görünce kendi kendine: " Bu, Rabb’imin bir lütfu, şükür mü inkar mı edeceğim diye beni sınıyor olmalı. Aslında teşekkür eden, saygı görür. " Nankörlük eden şunu bilmeli ki, benim gerçek Sahib’im ikram zenginidir. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
Bunun üzerine Allah’ın gönderdiği Kitaptan ilim sahibi olmuş Müslüman komutanlardan biri ortaya atıldı. "Ben gözünüzü açıp kapamadan, kısa bir süre içinde onu sana getirebilirim!" dedi. Süleyman Müslüman olanı görevlendirdi. Görevi alan Komutan hiç kimsenin tahmin edemeyeceği kısa bir sürede Süleyman’ın huzuruna tahtı getirdi. Süleyman tahtın geldiğini görünce; "Bu Rabbimin lütfudur. Lütfuna şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye Rabbim beni deniyor. Şükreden kendisi için şükretmiş olur, nankörlük eden kendisine nankörlük eder. Rabbim hiç bir kimsenin şükretmesine ihtiyaç duymaz. Çünkü benim Rabbim üstün, güçlü ve kerem sahibidir!"
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Kendisinde Kitaptan bir bilgi olan kimse ise “Gözünü açıp kapamadan önce onu ben sana getiririm!” demişti. (Süleyman, Belkıs’ın) tahtını yanında yerleşmiş görünce [*] şunu söylemişti: “Bu, şükür mü edeceğimi yoksa nankörlük mü yapacağımı denemek üzere Rabbimin (bana verdiği) iyiliklerindendir. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; kâfir olana gelince, Rabbim zengindir, cömerttir.” [*]
Burada sözü edilen olayın durumunu bilememekte, vahyin verdiği bu bilgiye iman etmekteyiz.,Benzer mesajlar: İbrâhîm 14:7; Rûm 30:44; Lokmân 31:12; Fâtır 35:39; Zümer 39:7.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Yanında kitaptan bir ilim¹ bulunan (Süleyman²) da: “Sen gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm,” dedi. (Süleyman) o (tahtı) yanında durur vaziyette görünce: “Bu,³ şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (verdiği) bir lütuftur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük edene gelince Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O çok cömerttir.” dedi.
1 Yani vahiy bilgisi…2 Kur’an’ın metnine göre, “yanında kitaptan bir ilim bulunan” bu zat, Hz. Süleyman (a.s)’dır. Zîrâ yukarıda (15 ve 16.) âyetlerde buyrulduğuna göre, Hz. Süleyman’a “ilim, saltanat ve kuşdili” gibi bir takım özellikler verilmiştir. Bir de Hz. Süleyman’ın yanında “kitaptan bir ilim bulunan yani peygamber olan” başka birisinin olması veya peygamber olmayan birisine vahiy gelmesi mümkün değildir. Zâten bu konuda muteber bir bilgi de yoktur. Buna rağmen ekseri müfessirler, bu zatın Hz. Süleyman (a.s.)’ın kendisi değil, ashabından birisi olmasını metne daha uygun bulmuşlardır. Bu konuda Muhiddîn el- Arabî’-nin görüşleri buraya almaya değer ciddiyette değildir. Şüphesiz bu hadise basit bir olay değil bir mucizedir. Fahreddîn Razî de bu zatın Süleyman (a.s.)’ın bizatihi kendisi olduğunu ifade etmiştir. Zira (الَّذ۪ى) mevsulünün, “sılası maluma işaret” olması kaidesine göre Kur’an’ın nazmı araştırıldığı zaman sılanın (عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ) olması sebebiyle malum olan zat ancak Süleyman (a.s.)’dır. Çünkü 15. ayette (وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُۧدَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْمًا) “Biz, Dâvût’a ve Süleyman’a (da) bir ilim verdik.” buyurulmuştur. (Razi, Elmalılı) Tabiiki en doğrusunu Allah bilir. 3 Melikenin tahtının anında yanına geliverme mucizesi.  
Muhammed Esed
swap_vert close
(Buna karşılık) vahiyle bilgilendirilmiş ³² olan kişi: “Bana kalırsa” dedi, “ben onu, göz açıp kapayıncaya kadar sana getireceğim!” ³³ Ve onu gerçekten önünde görünce, ³⁴ “Benim şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü göstereceğim konusunda beni denemek üzere ³⁵ Rabbimin bahşettiği lütf[un bir belirtisi,] bu! Bununla birlikte [Allah’a] şükreden kişi, yalnızca kendi iyiliği için şükretmiş olur; nankörlük yapan kişi ise, [bilsin ki,] Rabbim hem sınırsız cömert hem de mutlak manada kendine yeterlidir!”
32 Lafzen, “kendisinde vahiyden (el-kitâb) bir bilgi/ilim bulunan kişi” -yani, Hz. Süleyman’ın kendisi (Râzî).33 Yani, büyünün başarabileceğinden daha hızlı şekilde; bu ifadeyle, “tahtın” getirilmesinin sembolik mahiyetine işaret edilmektedir. Hz. Süleyman’la Sebe Melikesi kıssasının bütününde olduğu gibi, kıssanın “tahtın getirilmesi” bölümünde de, insan ruhunun manevî değerler yönünde tedricî uyanışının temsîlî bir ifadesi olmak üzere sembolik olan ile menkıbevî olan ince bir biçimde içiçe örülmüştür.34 Lafzen, “önünde kurulu olarak görünce”. İstekarra fiili ve ondan türetilen müstekirr ortacı, çoğu zaman “olan” yahut “mevcut bulunan/var olan” bir şeye işaret ettiğinden (karş. Lane VII, 2500) raâhu müstekirren ‘indehû ifadesi “onu (fiilen) karşısında buldu” şeklinde anlaşılabilir. Bizim çeviride benimsediğimiz ifade de sözcüğün bu anlamına dayanmaktadır.35 Yani, “taşıdığım ya da kullandığım manevî gücü Allah’tan mı, yoksa kibirli bir şekilde kendimden mi bildiğim” konusunda denemek üzere.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Bu arada kitaptan ilim sahibi olan kimse kalkıp: “Ben onu sana göz açıp kapayıncaya kadar getiririm” Dedi. Süleyman tahtın huzuruna gelmiş olduğunu görünce: “İşte bu bana Rabbimin lütfu ve ihsanıdır. Şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınıyor. Gerçek şu ki kim şükrederse, ancak kendisi için şükreder, ama kim de nankörlük ederse, iyi bilsin ki Rabbim onun şükrüne muhtaç değildir. O çok cömerttir” 4/147, 14/7, 14/34, 100/6
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Kendisinde vahiyden bir bilgi bulunan kimse “Ben” dedi, “sana onu gözünü açıp kapayıncaya kadar getiririm!”[³³¹⁷] Derken, onu önünde kurulu bir biçimde görünce dedi ki: “Rabbimin mahza bir lutfu bu; şükür mü nankörlük mü edeceğim diye beni sınıyor. Oysa ki şükreden kendi iyiliği için şükretmiş olur. Ama kim de nankörlük ederse, iyi bilsin ki Rabbim kendi kendine yetendir, (mahlukata karşı da) sınırsız cömerttir.”[³³¹⁸]
[3317] Tefsirlerdeki malumat ışığında, Belkıs’ın tahtının Yemen’den Kudüs’e biri üç saatte diğeri bir anda getirebilme imkânına dikkat çekilmiştir. Bu âyetler şöyle de anlaşılabilir: Bu mümkündür ve potansiyel olarak tabiatta vardır. Bunu keşfetme hedefi insana gösterilmiştir. İnsan çaba gösterirse bu hedefe ulaşır. [3318] Mucizelerin tabiatına dair bir not için bkz: 17:1, not 7.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise; "Ben onu sana, gözünü açıp kapamadan getiririm" dedi. (Hz. Süleyman, onun önerisini kabul etti ve) Melikenin tahtını, yanı başına yerleşmiş olarak görünce "Bu (mucize) şükür mü edeceğim, yoksa nankörlükte mi bulunacağım diye Rabbimin beni sınadığı bir lütfu ve keremidir. (O’nun bu ihsanına, ne kadar şükretsem yine de, az gelir, kullar bilmeli ki) Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince; o da bilsin ki Rabbim, (kullarının şükrüne ve hatta) hiçbir şeye muhtaç değildir, O, sonsuz kerem sahibidir" dedi.
Osman Fırat
swap_vert close
Yanında Kitaptan bir ilim bulunan kimse de: "Sen gözünü açıp yummadan ben onu sana getirebilirim. " dedi. (Süleymân) tahtı yanına yerleşmiş görünce dedi ki: "Bu, Rabbimin lutfundandır. (Kendisine) şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak istiyor. Şükreden kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, Rabbim zengindir, kerimdir, ikrâm sâhibidir. "
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Yanında kitaptan bir ilim bulunan zât da dedi ki: «Ben onu sana daha kendine gözün dönmeden getiririm.» Vaktâ ki (Hazreti Süleyman) Onu (tahtı) yanında karargir olmuş gördü, dedi ki: «Bu Rabbimin fazlındandır, tâ ki beni imtihan etsin ki, şükür mü ederim, yoksa küfran-ı nîmette mi bulunurum ve her kim şükrederse ancak kendi nefsi lehine şükreder. Ve kim de küfran-ı nîmette bulunursa, şüphe yok ki, Rabbim ganîdir, kerîmdir.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Ama nezdinde, kitaptan ilim olan bir zat da: “Ben, sen gözünü açıp kapamadan onu getirebilirim” derdemez, Süleyman, Kraliçenin tahtının yanıbaşında durduğunu görünce: “Bu, Rabbimin lütuflarındandır. Bu şükür mü edeceğim, yoksa nankörlerden mi olacağım? diye beni sınamak içindir. Şükreden sadece kendi lehine olarak şükreder. Nankörlük eden ise bilmelidir ki Rabbim onun şükründen müstağnidir, şükrüne ihtiyacı yoktur, ihsan ve keremi boldur. ” [41, 46; 30, 44; 14, 8]
Hz. Süleyman’ın oturduğu Filistin ile Sebe arasındaki mesafe 2000 km.den fazladır. Allah Teâlâ mûcize olarak, o mesafeden Kraliçenin tahtını götürme imkânı vermiştir. Burada insanları, bu işin sırrını aramaya, bilim ve teknoloji yönünden incelemeye de gizli bir teşvik sezebiliriz.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Yanında Kitaptan bir ilim bulunan kimse de: "Sen gözünü açıp yummadan ben onu sana getirebilirim." dedi. (Süleyman) tahtı yanına yerleşmiş görünce dedi ki: "Bu, Rabbimin lutfundandır. (Kendisine) şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak istiyor. Şükreden kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, Rabbim zengindir (onun şükrüne muhtaç değildir), kerimdir (çok ikram sahibidir,yücedir)."
Süleyman Tevfik
swap_vert close
'İndinde kitâbdan bir 'ilim olan: "Gözini yumub açıncaya kadar getiririm" didi. [¹] Süleymân o anda Belkıs'ın tahtını orada görünce: "Bu, ben şükür veyâ küfür mi iderim diye beni imtihân içün rabbimin kemâl-i kerem ve fazlındandır. Şükür iden tahkîk kendi nefsine şükür ider ve küfür iden (ona zarar virmez) Çünki rabbim şükürden gani kerîmdir." didi.
[1] Süleymân'ın vezîri Âsaf bin Berahyâ ki ism-i a'zamı biliyor ve bonun ile bir çok hârikalar gösteriyordı.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
O kitaptan bilgisi olan kişi dedi ki; “Sen gözünü açıp kapamadan onu sana getiririm.” Süleyman arşı yanı başında, sapasağlam görünce; "bu Sahibimin ikramıdır" dedi. Beni denemek içindir; şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü? Kim şükrederse şükrünün faydasını görür. Kim de nankörlük ederse bilsin ki, Sahibimin kimseye ihtiyacı yoktur, o, iyilik sahibidir.”
Şaban Piriş
swap_vert close
Kitap'tan bir bilgiye sahip olan kimse ise:-Ben gözünü açıp kapayıncaya kadar onu sana getiririm, dedi. Süleyman o anda tahtı yanında görünce,-Bu Rabbimin lütfundandır. Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü yapacağım diye beni deniyor. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükreder, kim de nankörlük ederse, Rabbim onun şükrüne muhtaç değildir. O çok cömerttir, dedi.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Kitaptan bir bilgiye sahip olan bir zat ise, “Sen gözünü açıp kapayıncaya kadar ben onu sana getiririm” dedi. Süleyman tahtı yanı başına konmuş görünce, “Bu Rabbimin lütfundandır,” dedi. “Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü diye beni sınıyor. Şükreden, kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Rabbimin ihtiyacı hiç yok, lütuf ve keremi ise pek çoktur.”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Kendinde Kitap'tan bir ilim olan kişi de şöyle dedi: "Ben onu sana, gözünü açıp yumuncaya kadar getiririm." Derken Süleyman, tahtı, yanında kurulmuş görünce şöyle konuştu: "Rabbimin lütfundandır bu. Şükür mü edeceğim, nankörlük mü diye beni denemek istiyor. Esasında, şükreden, kendisi lehine şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki, Rabbim Ganî'dir, cömerttir."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
eyitti ol kim anuñ ķatındadur bilmek kitābdan “ben getürem saña anı andan ilerü kim döne sendin yaña baķmaķlıġım.” pes ol vaķt kim gördi anı ŧurmış anuñ ķatında eyitti “uşbu çalabum fażlındandur tā śınaya beni kim şükür mi eyleyem yā nā-sipāslıķ mı eyleyem. daħı her kim şükr eyledi bayıķ şükr eyledi gendüzi-y-içün daħı her kim nā sipās lıķ eyledi-y-ise pes bayıķ çalabum baydur kerimdür.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Eyitdi ol kimse ki özi ḳatında kitāb ‘ilmi var‐ıdı: Ben saña getüreyin anıgözüñ açup yummazdan öñdin. Pes ol vaḳt ki gördi Süleymān Belḳīs yaḫşıṭurmış özi yanında. Eyitdi: Bu pādişāhlıḳ benüm Tañrım fażlındandur, didibeni ṣınamaġ‐ıçun, şükr ider‐men, yā kāfir olur mıyın? Daḫı kimşükr eylese, pes şükr ẟevābı özi‐çündür. Kim ki kāfir olsa, taḥḳīḳ benümTañrım baydur, kimse şükrine muḫtāc degüldür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Süleyman taxtın daha tez gətirilməsini istədi). Kitabdan (Allahın kitabından, yaxud lövhi-məhfuzdan) bir qədər xəbəri olan birisi (Cəbrail, yaxud Xızır və ya Süleymanın çox ağıllı və tədbirli vəziri Asəf ibn Bərxiya) dedi: “Mən onu sənə bir göz qırpımında (gözünü yumub açınca) gətirərəm!” (Süleyman) onu (taxtı) yanında hazır durmuş görüncə dedi: “Bu, Rəbbimin lütfündəndir (mərhəmətindəndir). Məni imtahana çəkməyi üçündür ki, görək (Onun ne’mətinə) şükür edəcəyəm, yoxsa nankor olacağam! Kim (Rəbbimin ne’mətinə) şükür etsə, yalnız özü üçün (öz xeyrinə) şükür edər; kim nankor olsa, (bilsin ki) həqiqətən, Rəbbim (onun şükrünə) möhtac deyildir, kərəm sahibidir!” (Allah dünyada qədirbilənə də, nankora da, mö’minə də, kafirə də lazımınca ruzi və gün-güzəran verər, çünki O, tükənməz mərhəmət sahibidir!)
M. Pickthall (English)
swap_vert close
One with whom was knowledge of the Scripture said: I will bring it thee before thy gaze returneth unto thee. And when he saw it set in his presence, (Solomon said: This is of the bounty of my Lord, that He may try me whether I give thanks or am ungrateful. Whosoever giveth thanks he only giveth thanks for (the good of) his own soul: and whosoever is ungrateful (is ungrateful only to his own soul's hurt). For lo! my Lord is Absolute in independence, Bountiful.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Said one who had knowledge(3275) of the Book: "I will bring it to thee within the twinkling of an eye!" Then when (Solomon) saw it placed firmly before him, he said: "This is by the Grace of my Lord!-(3276) to test me whether I am grateful or ungrateful! and if any is grateful, truly his gratitude is (a gain) for his own soul; but if any is ungrateful, truly my Lord is Free of all Needs, Supreme in Honour !"(3277)
3275 The symbolic meaning still continues. The big 'Ifrit had boasted of his brute strength, and his reliability. But this is not enough to transform a power (throne) based on materialism into one based on inward knowledge, knowledge of the heart and spirit, the sort of knowledge that comes from the Book of the Grace of Allah, the spirit of truth and benevolence which is the invisible magic of Prophets of Allah. Even if worldly power and common honesty may be able to effect some good, it will take a comparatively long time, while the magic of spiritual love acts instantaneously. Solomon was thankful to Allah for he had men endowed with such power, and he had the throne of Bilqis transported to his Court and transformed as he desired, without Bilqis even knowing it. (R). 3276 If Solomon had been ungrateful to Allah, i.e., if he had worked for his own selfish or worldly ends, he could have used the brute strength of the "Ifrit to add to his worldly strength and glory. Instead, he uses the higher magic of the Book-or the Spirit-to transform the throne of Bilqis for her highest good, which means also the highest good for her subjects, by the divine Light. He had the two alternatives, and he chooses the better, and he thus shows his gratitude to Allah for the Grace He had given him. 3277 Man's gratitude to Allah is not a thing that benefits Allah, for Allah is high above all needs; it benefits a man's soul and gives him higher rank in the spiritual world. Per contra, man's ingratitude will not detract from Allah's Glory and Honour or the value of Allah's generous gifts to man: for Allah as supreme in honour, glory and generosity. Karim in Arabic involved all three significations.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قَالَ
dedi
الَّذ۪ي
o zat ki
عِنْدَهُ
yanında vardır
عِلْمٌ
bir ilim
مِنَ الْكِتَابِ
kitaptan
اَنَا۬
ben
اٰت۪يكَ
sana getiririm
بِه۪
onu
قَبْلَ
önce
اَنْ يَرْتَدَّ
dönmesinden
اِلَيْكَ
sana
طَرْفُكَۜ
göz açıp kapaman
فَلَمَّا
ne za-man ki
رَاٰهُ
onu gördü
مُسْتَقِراًّ
yerleşmiş olarak
عِنْدَهُ
yanında
قَالَ
dedi
هٰذَا
bu
مِنْ فَضْلِ
lütfundandır
رَبّ۪ي۠قف
Rabb-imin
لِيَبْلُوَن۪ٓي
beni imtihan etmesi için
ءَاَشْكُرُ
şükür mü edeceğim
اَمْ
yok- sa
اَكْفُرُۜ
nankörlük mü edeceğim
وَمَنْ
ve kim
شَكَرَ
şükre- derse
فَاِنَّمَا
artık ancak
يَشْكُرُ
şükreder
لِنَفْسِه۪ۚ
kendisi için
وَمَنْ كَفَرَ
ve kim nan-körlük ederse
فَاِنَّ
artık şüphesiz
رَبّ۪ي
Rabbim
غَنِيٌّ
Ğaniyy'dir
كَر۪يمٌ
Kerîm'dir
Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise "gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. (Süleymân) Onu (melikenin tahtını) yanında yerleşmiş olarak görünce dedi ki: "Bu, Rabbimin lütfundandır. Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü yapacağım diye beni imtihan etmesidir. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur, kim de nankörlük ederse şüphesiz ki Rabbim Ğaniyy'dir, Kerîm'dir (zengin, her şeyin kendisine muhtaç olduğu ve bütün ikramları yapan tek zattır)."
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
عِنْدَ
İsim
ع ن د
Katında, yanında, huzurunda, tarafında
عِلْم
İsim
ع ل م
İlim, bilgi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
اَنَا
Zamir
اَنَا
Ben
اَتَى
Fiil-I
ا ت ي
Geldi, getirdi
بِه
Zamir
بِه
Onunla, kendisiyle
قَبْل
İsim
ق ب ل
Önce, öteden beri
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
اِرْتَدَّ
Fiil-VIII
ر د د
Döndü, geri geldi
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
طَرْف
İsim
ط ر ف
Göz, bakış
لَمَّا
Zaman zarfı
لَمَّا
Ne zaman ki, zaman, vakit
رَاَى
Fiil-I
ر ا ي
Gördü, anladı, bildi, düşündü
مُسْتَقِرّ
Etken fiil-X
ق ر ر
Yerleşmiş, kalıcı
عِنْدَ
İsim
ع ن د
Katında, yanında, huzurunda, tarafında
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
هٰذَا
İşaret zamiri
هٰذَا
Bu, budur
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
فَضْل
İsim
ف ض ل
Lütuf, fazilet, kerem, üstünlük
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
بَلٰى
Fiil-I
ب ل و
İmtihan etti, denedi, test etti, bela verdi
شَكَرَ
Fiil-I
ش ك ر
Şükretti
اَم
Bağlaç
اَم
Yoksa, yahut, ya da. Kendinden önce gelen kelimeyle bağlanan bir bağlaçtır, böylece ne kendinden önce gelen ne de sonra gelen kelime birbirinden bağımsız düşünülemez.
كَفَرَ
Fiil-I
ك ف ر
Kâfir oldu, inkâr etti, nankör oldu, küfretti, karşılıksız bıraktı
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
شَكَرَ
Fiil-I
ش ك ر
Şükretti
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
شَكَرَ
Fiil-I
ش ك ر
Şükretti
نَفْس
İsim
ن ف س
Kendi, kendisi, nefis, can
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
كَفَرَ
Fiil-I
ك ف ر
Kâfir oldu, inkâr etti, nankör oldu, küfretti, karşılıksız bıraktı
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
غَنِىّ
İsim
غ ن ي
Ğaniyy (Allah'ın ismi, esmasıdır. Zengin, kerim ve her şey kendisine muhtaç olan demektir), zengin, müstağni
كَرِيم
İsim
ك ر م
Kerîm (Allah'ın ismi, esmasıdır. İkram eden demektir), kerim, verimli, bereketli, değerli, üstün, ikrama nail, vakarlı