close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Neml Sûresi 37. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
İrci’ ileyhim felene/tiyennehum bicunûdin lâkibele lehum bihâ velenuḣricennehum minhâ eżilleten vehum sâġirûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Dön, git onlara, öyle bir orduyla geleceğim ki karşı duramayacaklar ve oradan, horhakir bir halde çıkaracağım onları, aşağılık bir hale gelecek onlar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Ey elçi, artık) "Sen onlara (Yemen ve Habeşistan’daki Sebe’ halkına ve ‘San’a ülkesi’ sultanına geri) dön (ve şunları bildir:) Biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değildir ve biz onları oradan (horlanmış-aşağılanmış ve) küçük düşürülmüş (ve zillete uğratılmışlar) olarak sürüp çıkarmaya (kâdirizdir)."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Şimdi seni gönderenlere dön! Şüphesiz karşı duramayacakları bir orduyla, kendilerine geleceğiz ve onları küçük düşürülmüş olarak, o ülkeden mutlaka çıkaracağız!”
Ahmet Tekin
swap_vert close
Elçiye: “Hediyeleriyle onların, seni gönderenlerin yanına dön. Kendilerine asla karşı koyamayacakları, kurmaylar ve ordularla geliriz. Onları, kesinlikle hor ve hakir halde ülkelerinden çıkarırız.” dedi.
Ahmet Varol
swap_vert close
Sen onlara dön. Andolsun biz onlara karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş bir halde çıkarırız."
Ali Bulaç
swap_vert close
'Onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, karşı koymaları mümkün değil ve biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
(Ey heyet reisi, hediyelerinle) dön o padişaha (Belkıs'a) ve kavmine... VAllahi, karşı gelemiyecekleri ordularla varırım da, oradan (Sebe'den) kendilerini zilletler içinde hor oldukları halde çıkarırım.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Sen o kavme dön; onlara, karşı konulmaz askerlerle geleceğiz. Onları zelil ve esir ederek o memleketten çıkarırız.” dedi. (Elçi geri döndü.)
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
“Hediyeyi onlara geri götür; onlara asla karşı koyamayacakları bir ordu ile gelir, onları oradan hor ve hakir olarak çıkarırım.”
Besim Atalay
swap_vert close
Hemen dön oraya, güçlerinin yetmediği ordularla varırım, aşağılatarak, horlatarak oradan çıkarırım onları !»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Sen (getirdiğin bu hediyeleri de al ve) onlara dön! (Ve onlara de ki; taşkınlıklarına devam ederlerse) Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla üzerlerine yürüyeceğiz ve hepsini aşağılık ve perişan bir hâlde oradan sürüp çıkaracağız!”
Hz. Süleyman’ın kudretini ve kararlı tutumunu gören elçi ülkesine dönüp durumu kraliçe Belkıs’a bildirdi ve “böylesine kararlı bir hükümdarla ve güçlü ordusuyla karşı karşıya gelmenin kendileri için büyük bir hezimet olacağını” söyledi. Bunun üzerine Kraliçe Hz. Süleyman’ın isteklerini görüşmek üzere Kudüs’e geleceğini bildirdi.  
Cemil Said
swap_vert close
36, 37. Gönderdiği ilçi Süleymân’ın huzûrına geldiği vakit Süleymân didi ki: "Siz benim emvâlimi teksîr itmek mi istiyorsunuz? Allâh’ın bana virdiği, sizi müstağrak iylediği emvâlden hayırlıdır halbuki siz bu emvâli sa’âdet ’add idiyorsunuz. Sen hediyelerin ile seni gönderenlerin nezdine ’avdet it biz ânlara ordu ile hücûm ideceğiz mukâvemet idemiyeceklerdir memleketlerinden zelîl ve hakîr bir sûretde ihrâc ideceğiz"
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
36,37. Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
“Sen onlara dön. Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
(Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki asla karşı koyamayacakları ordularla üzerlerine gelir, muhakkak surette onları yenilmiş ve küçük düşürülmüş olarak oradan çıkarırız!”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
(Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamıyacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!
Edip Yüksel
swap_vert close
"Onlara dön, (ve bildir ki) karşı konulamıyacak ordularla üzerlerine varacağız ve onları aşağılanmış ve küçültülmüş olarak oradan çıkartacağız."
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
"(Ey elçi) Onlara var (söyle); iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları, muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!"
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Dön onlara, vallahi karşı gelemiyecekleri ordularla varırım da oradan kendilerini zilletler içinde hor, hakıyr oldukları halde çıkarırım
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Süleymân, gelen elçilerin reisine şöyle dedi:) “Sen (getirdiğin bu hediyeleri al ve) onlara dön! (Ve şu sözümü ilet: Şunu iyi bilsinler ki) onlara asla karşı koyamayacakları ordularla geliriz ve onları, hor ve hakir bir durumda oradan sürüp çıkarırız.”
Hediyelerini kabul etmediğini ve verdiği cevabı duyan Sebe melikesi, Hz. Süleymân’ın [aleyhisselâm] mektubundaki, “Bana karşı büyüklük/üstünlük taslamayın ve teslimiyet içinde (emirlerime boyun eğerek) bana gelin!” emrine binâen, ordusundaki komutanlar ile birlikte, Süleymân [aleyhisselâm] yanına gitmeye karar verdi.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
“Onlara geri dön. Karşı koyamayacakları bir ordu ile gelir, onları yurtlarından hor ve aşağılanmış olarak çıkarırım.”
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
«Dön onlara. Andolsun önüne geçemeyecekleri ordularla onlara gelir, onları, hor ve hakîr oldukları halde, oradan çıkarırım».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
“(Ey elçi!) Onlara dön; (eğer Müslüman kimseler olarak bana gelmezlerse) artık şübhesiz öyle ordularla onlara geliriz ki, onların buna karşı mukavemetleri yoktur. Ve kendilerini mutlaka zelîl ve küçük düşmüş kimseler olarak oradan çıkarırız.”
İhsan Aktaş
swap_vert close
Onlara dön! (o zorlu savaşçılarız diyenlerin saldırmaları hâlinde) Biz de onlara kendisine karşı konulamaz bir orduyla geliriz. (İşte o zaman) onları oradan başları eğik ve mağlup (kuvvetten mahrum) oldukları hâlde çıkarırız!” dedi.*
(*) Aşağıda da belirtildiği gibi Hz. Süleyman’ın davası hükümdarlık, mal, mülk ve servet toplamak değildi. O kendisine verilen peygamberlik görevi gereği sadece insanların hidayeti ve doğru yolu bulmaları için çalışıyordu. Hediyeleri kabul etmeyince de kendilerini her konuda güçlü ve karşı konulmaz savaşçılar olduğunun gururuna kapılan melikenin elçisi ise tehditvari sözler sarf ediyor. İşte bunun üzerine Hz. Süleyman da böyle bir karşılık veriyor… Ayrıca Kurtubi’ den alıntısı yapılan aşağıdaki metne göre: Sebe kraliçesi hediyeleri gönderince şöyle bir tedbir de almıştı: Eğer Süleyman’ın amacı mülk talep etmek ise onu hazırlıksız hâlde iken gafil avlayıp öldürmek için de elçilerini askerlerle birlikte göndermişti. Ayrıca aşağıdaki tefsir metinlerinde de geçtiği gibi, Hz. Süleyman’ın (ارجع اليهم)’’ irci’ ileyhim’’yani ‘’Onlara dön’’ hitabı Hüdhüd’e de olabilir. O zaman buna göre Hz. Süleyman, Hüdhüd’e ‘’Onlara dön - ve deki: Eğer barışçıl bir şekilde bize gelmezlerse- karşı konulmaz bir orduyla onlara gideriz.’’şeklinde olur. İşte bundan da anlaşılıyor ki, Hüdhüd uçabilen bir kuş değil, bir adamdır. Çünkü ayette ne Hüdhüd’ün uçmasından ne de tekrar bir mektup yazılıp kendisine verilmesinden söz ediliyor. Demek ki, Hz. Süleyman bu defa Hüdhüd’ü mektupsuz gönderip, kendi isteklerini sözlü olarak kraliçeye iletmesini emrediyor. Hâlbuki Hüdhüd bir kuş olsaydı ne Kraliçe onun dilini biliyordu ne de Hüdhüd Kraliçenin dilini biliyordu, yani birbiriyle konuşmaları mümkün olmayacaktı. Demek ki Hüdhüd bir kuş olamaz. Hz. Süleyman’ın hediyeleri kabul etmemesi üzerine, Kraliçe’nin elçisi tarafından, Hz. Süleyman’ın savaşla tehdit edildiğine dair bir bilgi de aşağıdaki tefsir metninde bulunmaktadır. Özetle, Hz. Süleyman, elçinin söz konusu tehditvari sözleri üzerine kendisi de,‘’Onlara dön! (o zorlu savaşçılarız diyenlerin saldırmaları hâlinde) Biz de (o zaman) onlara kendisine karşı konulamaz bir orduyla geliriz…’’şeklinde bir karşılık veriyor. Yani onlar durup dururken, Hz. Süleyman, böyle bir karşılık vermiyor! (الله اعلم) Ayrıca aşağıdaki metinde de belirtildiği gibi Sebe Kraliçesi durumu görüşmek üzere hem ülkenin ileri gelenlerini hem de askeri erkânlarını topluyor ve onların görüşlerini alıyor. Ama ayetten de anlaşıldığı gibi bunlar her ne kadar kraliçenin vereceği söze bağlı kalacaklarını söyleseler de yine de kendilerine güvendikleri için savaşmayı tercih ediyorlar. Fakat Belkıs, krallarla yapılan savaştan kaçınmak için siyasetini ortaya koyarak, önce Hz. Süleyman’ın gerçekten bir peygamber mi, yoksa krallardan biri mi? diye öğrenmesi için armağanlarla onu denemek istiyor. İşte orada bu duruma şahit olan Hüdhüd de dönüşte bunu Hz. Süleyman’a anlatıyor. O da onların bu siyasetinden endişe duyuyor ve meydana gelebilecek böyle bir saldırıyı caydırmak için öyle bir sözü sarf ediyor. Yani gayesi saldırmak değil, karşı taraftan gelebilecek saldırıyı caydırmaktı. // Hz. Süleyman’ın bu sert çıkışı gelen elçilerin bir nevi rüşvet ve haraç verip onu ve ordularını savuşturma ve onu mal-mülk düşkünü gibi göstermelerine verilmiş tepkisel bir cevaptır. Elçilerin böbürlenerek getirmiş oldukları hediyeleri, malı-mülkü net bir şekilde reddetmiştir. Zira ilkeleri olan inançlı kişilerin değeri olur fiyatı değil. Hz. Süleyman’ın tepkisel cevabı, onları zorla teslim alıp dünyalıklarına konmak niyetinde olmadığını net olarak ortaya koymak içindir. Amacını doğru olarak yansıtmak için danışmanlarına yönelerek teslim olmak üzere gelecek olan heyeti ikna edip gönüllerini kazanmaya çalışacaktır. (Kurandan Hayata) Ayrıca Hz. Süleyman gönderdiği mektupta da ‘’Eğer teslim olmazsanız size saldıracağım’’ diye şeklinde bir ifade de kullanmıyor, sadece mektupla tebliğini yapıyor. Zaten akıllıca davranan kraliçe Hz. Süleyman’ın mal mülk peşinde olmadığını ve bunun için saldırmayacağını ve dolayısıyla bir peygamber olduğunu anlayınca halkıyla birlikte gönülden Müslüman oluyor. لم يقبل سليمان الهدية؛ لأنه صاحب دعوة، ورسالة سماوية يريد أن يبلغها للناس، وفي ذات الوقت، أظهر سفير الملكة العداء، ونية الحرب، اغترارًا بقوتهم الحربية، التي أخضعت «بابل» وما حولها. فغضب سليمان، وبلغ سفير بلقيس «رسالة شفوية» شديدة اللهجة، قال تعالى «ارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا الخ) فرد سليمان العنيف، يدل على تهديد سفير الملكة لسليمان بالحرب إن رفض الهدية؛ وإلا فالهدية ذاتها، المفروض أن يكون فيها تطييب لخاطر المُهْدَى إليه على الأقل (هدهد سليمان ليس طائرًا 2-2 «حقيقة نملة سليمان ) وقيل : إنها لما بعثت بالهدية بعثت رسلها في جندها لتغافص سليمان عليه السلام بالقتل قبل أن يتأهب سليمان لها إن كان طالب ملك ، فلما علم ذلك قال : أيكم يأتيني بعرشها الخ (تفسير القرطبي) [ارجع إليهم] الثاني: أنه قال ذلك للهدهد (تفسير الكشاف - مفاتيح الغيب ، التفسير الكبير) وقيل: إن الضمير يرجع إلى الهدهد (فتح القدير) قائلاً لهم: {فَلَنَأْتِيَنَّهُم ( ِجُنُودٍ لاَّ قِبَلَ لَهُم بِهَا} أي لا طاقة لهم بها ليكون الهدهد نذيراً لهم،قاله زهير.( النكت والعيون) اذن، رد سليمان كان واضح ان الهدهد أخبر سليمان ان القوم قالوا نحن الو قوة والو بأس شديد في القتال ثم قالت الملكة لهم بأسلوب حكيم وسياسي لتتجنب القتال مع الملوك فقالت سوف نرسل إِلَيْهِم بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ الخ وان سليمان لم يجبرها على العقيدة بل أقنعها بطريقته الخاصة بإستدراجه لها لترى عرشها و تؤمن بمحض إرادتها فمعنى الإكراه هو أن تجبر عليه : و عودة إلى الموضوع صحيح أن ملكة سبأ أتت إلى سليمان و هي مستسلمة لهم هدية..) سليان لم يكره ملكة سبأ لكنها في الأخير أسلمت لله و إعتنقت الإسلام عن إقتناع تام فتصرف سليمان كان له هدف و غاية معينة و هي إقامة الحجة على ملكة سليمان التي أسلمت في الأخير عن إقتناع و بالتالي فلا يوجد هنا أي إكراه و لا ظلم مجرد حيلة لإستدراجها من ارضها و إقامة الحجة عليها  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
“Hediyelerinizle dönün. Bizde bundan sonra oraya onların karşı koyamayacağı ordularımızı göndereceğiz. Aşağılanmış ve horlanmış bir şekilde onları yurtlarından çıkaracağız” dedi.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Haydi sen onların yanına dön git. Eğer ordularımla üzerlerine yürüyecek olursam karşı duramazlar, alçalırlar, küçük düşerler, onları öylece yurtlarından çıkarıp atarım."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
36, 37. Vaktaki elçi Süleyman/a hediyelerle vardı, Süleyman ona şöyle dedi: Bana malla mı muavenette bulunuyorsunuz? Tanrı/nın bana verdiği nimet size verdiği mallardan daha iyi ve kıymetlidir. Benim hediyeye ihtiyacım yoktur. Belki hediyenizle siz sevinirsiniz. Haydi hediyenle seni gönderenlerin tarafına dön. Onlar bize gelmezlerse biz üzerlerine takat getiremeyecekleri ordu ile varacağız. Kendilerini memleketlerinden rüsvay edip esir olarak çıkaracağız.
İsmail Yakıt
swap_vert close
“Sen onlara/ülkene geri dön! Andolsun biz onlara asla karşı koyamayacakları bir orduyla gelir ve onları hor ve hakir bir vaziyette oradan/ülkelerinden sürüp çıkarırız” dedi.
Kadri Çelik
swap_vert close
“Sen onlara dön. Yemin olsun biz onlara, kendileri için karşı koymanın mümkün olmadığı bir orduyla geliriz ve biz onları oradan horlanıp aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
“Getirdiğin bu hediyeleri al ve ülkene geri dön. Onlara de ki; eğer ilâhî hükümlere boyun eğmemekte ısrar ederlerse, asla karşı duramayacaklarımüthiş ordularla üzerlerine yürüyeceğiz ve hepsini aşağılık ve perişan bir hâlde oradan sürüp çıkaracağız!”Süleyman’ın sahip olduğu baş döndürücü kudret ve zenginliği gören elçiler ülkelerine dönüp durumu kraliçeye bildirdiler ve böylesine kudretli bir orduyla asla baş edemeyeceklerini anlattılar. Bunun üzerine Belkıs, Süleyman’ın isteklerini görüşmek ve kendilerini dâvet ettiği dini öğrenmek üzere, Kudüs’e geleceğini bildirdi.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
“Onlara dön! Onlara, karşı koyamayacakları ordular ile geliriz. Onları, küçük düşmüş olarak zillet içinde oradan çıkarırız”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Sen şimdi halkına dön. Karşı konamayacak bir orduyla gelirsem, onları rezil rüsvay ederek kentten sürer çıkarırım. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
Süleyman onlarla savaşmak istemiyordu. Çünkü savaşırsa kan dökülecekti. Onun için iyi bir şekilde korkutmak istiyor. Onları savaştan vazgeçirip barış içinde hükümdarlığına katmak istiyordu. Onun için bütün heybetiyle, en sert yüzüyle konuşmayı seçti. Belki o zaman korkar savaşmazlardı. "Kraliçenize dönün! Kraliçenize ve halkına deyin ki; ülkenize karşı koyamayacağınız ordularla gelirim! Onları savaşta yener perişan ederim! Mallarını canlarını alır, kalanlarını esir alarak hor ve hakir hale getiririm! Şerefli, makam sahiplerini, makamlarından şereflerinden eder, halkınızı ülkenizden sürüp çıkarırım!"
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Ey elçi)! Kavmine dön (onlara de ki): “Kendilerine asla karşı koyamayacakları orduyla geleceğiz; onları aşağılanmış bir şekilde hor ve değersiz olarak oradan çıkaracağız.” [*]
Bir peygamberin sebepsiz yere bir milletin üzerine yürümesi, onları yurtlarından çıkarma tehdidinde bulunması olacak şey değildir. Belli ki o mektubun içerisinde veya başka yollarla çeşitli tehditkar ifadeler Hz. Süleyman’a ulaştırılmıştı. Kendilerine savaş açmayı gerektirecek suçlardan birisi inanca ve inananlara yönelik baskı ve zulümdür. Hz. Süleyman Sebe’lilerde böyle bir haksız uygulamanın olduğu haberini almış olmalıdır ki inanca ve mümine engel olma anlamındaki fitnenin ortadan kaldırılması için harekete geçeceğini kendilerine bildirmiştir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Ve devamla): “(Ey elçiler!) Onlara (hediyelerinizle) geri gidin. Şunu iyi bilsinler ki onlara asla karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları rezil ve rüsva ederek oradan çıkarırız!” (dedi.)
Muhammed Esed
swap_vert close
“[Şimdi seni gönderenlere] dön! Çünkü, [Allah diyor ki:] Şüphesiz, karşı duramayacakları güçlerle onların üzerine yürüyecek ve onları, küçük düşürülmüş olarak ²⁹ [o ülkeden] mutlaka çıkaracağız!”
29 Lafzen, “ve onlar küçük düşürülecekler”. Kur’an her türlü saldırı savaşını açıkça yasakladığına göre (bkz. 2:190-194 ve ilgili notlar), aynı Kur’an’ın bir peygamberin ağzından zorbalara yakışan saldırganca tehditler vaz‘etmiş olması düşünülemez. Bunun içindir ki, 31. ayette olduğu gibi, burada da “üzerlerine varma” tehdidiyle, yani inkarcı tutumlarını bırakıp Allah’a kulluk etmeleri gerektiğini kabul etmedikleri takdirde kendilerini cezalandıracağı yolundaki tehditle Sebe halkını uyaran Allah’ın kendisidir. Önceki ayetlerde kişi zamirinin, Hz. Süleyman kendi adına konuştuğunda birinci tekil şahıs formundayken, yukarıdaki cümlede âniden büyüklük ifade eden “Biz” çoğul zamirine dönüşmesi de bu görüşü desteklemektedir (nitekim, sonraki ayetlerde, kişi zamiri yeniden birinci tekil şahsa dönecektir).  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
– Şimdi kavmine geri dön ve onlara, karşı koyamayacakları bir ordu ile üzerlerine gelmekte olduğumuzu ve aşağılanmış hor ve hakir bir şekilde onları yurtlarından sürüp çıkaracağımızı haber ver. 27/35
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Seni (gönderenlere) dön ve (Allah’ın şu buyruğunu ilet): “Andolsun karşı konulmaz bir orduyla onların üzerine yürüyeceğiz ve elbette onları küçük düşürülmüş bir halde hor ve hakir olarak oradan çıkaracağız!”[³³¹³]
[3313] 34. âyette Sebe kraliçesinin dilinden yerilen bir fiilin Hz. Süleyman’a atfedilemeyeceğinden yola çıkarak, bu tehdidi Allah’a atfen okumak Kur’an’ın iç düzenine daha uygun görünmektedir. Buna ilaveten, bu ifadelerin öncesinde ve sonrasında Hz. Süleyman’ın kendi adına yaptığı konuşmalarda zamirler birinci tekil şahıs formundayken, burada azamet ifade eden “Biz” (nâ) zamirine dönülmüştür.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey elçilerin reisi) "Onlara (hediyeleri ile) dön (ve onlara bildir ki, hak davetimi kabul etmedikleri takdirde) Andolsun ki; karşı koyamayacakları bir ordu ile gelir, onları perişan bir halde yurtlarından çıkartırım!" diyerek ilk uyarısını tekrarladı.
(Elçiler, Sebe melikesine döndüklerinde durumu anlatmışlar, bunun üzerine o "Biz onun kuvvetine karşı koyamayız" demiş ve tekrar bir elçi gönderip, "kavmimin beyleriyle huzuruna geliyorum, buyruğunu ve davet ettiğin dinini görmek isteğindeyim" diyerek yanında büyük bir kalabalıkla hareket etmiş ve tahtını köşkünün en sağlam ve korunmuş yerine koydurup, kapılarını kilitlemişti) (Süleyman a.s. bu durumdan haberdar olunca, onlar müslüman olduktan sonra tahtlarını ellerinden almanın haram olacağını düşünerek ve Allah Teala tarafından gönderilen bir peygamber olduğunu kanıtlamak ve -Onun izniyle- onlara bir mucize göstermek isteyerek, o tahtın Melike gelmeden huzuruna getirilmesini arzu etti ve)  
Osman Fırat
swap_vert close
"Sen onlara dön. kesinlikle biz onların, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız. "
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
«Onlara dön, elbette onlara öyle ordular ile gelirim ki, onların bunlara karşı takatları yoktur. Ve elbette onları zelil ve onları hakîr (kuvvetten mahrum) kimseler oldukları halde oradan çıkarırım.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
“Sen dön ve onlara de ki: Biz onların üzerine, karşı koyamayacakları ordularla yürüyeceğiz. Onları yurtlarından mağlup ve zelil olarak çıkaracağız. ”
Süleyman Ateş
swap_vert close
Sen, onlara dön (söyle): onlara, kendilerinin asla karşı koyamayacakları ordularla gelirim ve onları hor ve hakir bir durumda oradan sürüp çıkarırım."
Süleyman Tevfik
swap_vert close
"Geri gidiniz. (Mektûbundaki emrimi kabûl ile buraya gelmezlerse) şimdiye kadar misli görülmemiş bir 'askerle gelir onları memleketden zelîl ve hakîr olarak çıkarırım" didi.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Dön git; onlara öyle bir orduyla geleceğim ki, karşı koyma imkânları olmayacaktır. Onları, kesinlikle alçalmış olarak oradan çıkaracağım. Onlar küçüleceklerdir.”
Şaban Piriş
swap_vert close
Onlara dön. Karşı koyamayacakları bir ordu ile gelmekte olduğumuzu haber ver. Onları aşağılık bir halde, küçük düşürerek oradan çıkaracağız.
Ümit Şimşek
swap_vert close
“Onlara dön ve şunu bildir: Karşı konulmaz ordularla onların üzerine geliriz ve onları hor ve hakir halde oradan çıkarırız.”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
"Seni gönderenlere dön. Vallahi, karşı koyamayacakları ordularla üstlerine gelirim ve onları oradan, başları eğik, aşağılanmış bir halde sürer çıkarırım."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
“dön anlardın yaña gelevüz anlara [203a] süler ile kim ŧaķati yoķdur anlaruñ aña daħı çıķaravuz anları andan ya'nį sebe ħorlar iken daħı anlar ħorlardur.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Yā elçi, dön anlara. Biz anlara bir çeri iletür‐biz ki hīç anlaruñ ṭāḳati olmayaaña ḳarşu durmaġa. Daḫı anları ol ilden çıḳarur‐biz ḫorluġ‐ıla, ẕelīllig‐ileanları yesīr alup.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Durma, onların (Səba əhlinin) yanına qayıt! And olsun ki, (əgər müt’i olaraq yanıma gəlməsələr) gücləri çatmayacaq bir ordu ilə üstlərinə gedib onları öz yurdundan zəlil və xar vəziyyətdə çıxardarıq!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Return unto them. We verily shall come unto them with hosts that they cannot resist, and we shall drive them out from thence with shame, and they will be abased.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
"Go back to them, and be sure we shall come to them with such hosts as they will never be able to meet: We shall expel them from there in disgrace, and they will feel humbled (indeed)."
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اِرْجِعْ
dön
اِلَيْهِمْ
onlara
فَلَنَاْتِيَنَّهُمْ
artık şüphesiz onlara geliriz
بِجُنُودٍ
ordularla ki
لَا قِبَلَ
mukave-met yok
لَهُمْ
onlar için
بِهَا
buna karşı
وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ
ve elbet onları çıkarırız
مِنْهَٓا
oradan
اَذِلَّةً
zeliller olarak
وَهُمْ
onlar iken
صَاغِرُونَ
küçük düş-müş kimseler
"(Ey elçi!) Onlara dön, iyi bilsinler ki (eğer bize teslim olmazlarsa) kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları mutlaka zelil ve küçük düşmüş kimseler olarak oradan çıkarırız!"
رَجَعَ
Fiil-I
ر ج ع
Döndü
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
اَتَى
Fiil-I
ا ت ي
Geldi, getirdi
جُنْد
İsim
ج ن د
Ordu, taraftar
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
قِبَل
İsim
ق ب ل
Mukavemet, cihet, ön taraf, doğru (yön)
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
بِهَا
Zamir
بِهَا
Onunla, onlar hakkında
اَخْرَجَ
Fiil-IV
خ ر ج
Çıkardı
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَذِلَّة
İsim
ذ ل ل
Güçsüzler, zeliller
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
صٰغِرُون
Etken fiil
ص غ ر
Aşağılıklar, küçük düşenler, küçülmüş olanlar