Ve (günlerden bir gün), Süleyman’ın cinden, insandan ve kuşlardan oluşan ordusu[³²⁹⁶] bir araya derilmiş ve zapturapt altına alınarak sevk edilmişti.[³²⁹⁷]
[3296] el-Cin kavramının Kur’an’da cismanî anlamda kullanıldığı ilk yer burasıdır. Kur’an’da cinn çok anlamlı ve zengin çağrışımlı bir kavram olarak kullanılmaktadır. Bütüncül bir okuma bu sonuca ulaştırır. Bu özel bağlamda görünmez varlıklar ve insanları, cin ve insan kelimelerinin kök anlamlarının da desteğiyle “cana yakın olmayan” ve “cana yakın olan” diye adlandırmak mümkündür. 18. âyetle birlikte okunduğunda, bu kıssadaki görülmeyen varlıklar “karınca çiğneyebilen”, dolayısıyla “özgül ağırlığı olan ve iz bırakabilen” varlıklar olmalıdır. Bundan da, buradaki cin kelimesinin, Kur’an’ın genelinde kullanılandan daha özel ve farklı bir anlam taşıdığı çıkarılabilir. Şu halde, Hz. Süleyman’ın ordusundaki cinlerin “görünmezlik” özelliklerini, “gözden uzak olan, kıt görülen türden varlıklar” olarak açıklamak da mümkündür. Hz. Süleyman’ın hükmettiği cinler ve kuşlara sembolik anlamlar vermek de mümkündür. Buna göre cinlerle sembolize edilenlerin büyücülük ve astrolojinin merkezi olan Babil, kuşlarla da sembolü kartal olan Hitit ve sembolü atmaca (Horus) olan Mısır kastedilmiş olabilir. Hz. Süleyman’ın devr-i nübüvvetinde bu güçler üzerinde söz sahibi olan bir devlet kurmasına işaret edilmesi muhtemeldir (Krş: 6:112; 7:179; 34:12; 81:25, ilgili notlar).
[3297] Veya: “düzenli birlikler halinde yola çıkarılmıştı”. Hem ele avuca sığmaz kalabalıkları baştan sona birbirine bağlayarak sürü gibi sürmeyi hem de düzene koyup yola çıkarmayı ifade eder (Yûze‘ûn’un her iki anlamı için de bkz: Taberî ve Râğıb).