Ve Süleyman Dâvud’a vâris oldu; ve “Ey insanlar!” diye seslendi, “Bize kuşların mantığı öğretildi;[³²⁹⁴] ve bize bu alanda (gerekli olan) her şey bahşedildi;[³²⁹⁵] elbet bu, işte budur Allah’ın apaçık lûtfu.”
[3294] Mantıkın türetildiği mastar olan nutk, hem insana konuşma yeteneğini kazandıran düşünme ve akletme kapasitesine, hem de düşündüklerini ifade ettiği seslere denir. Bir anlamı ileten seslerden oluştuğu için her dile nutk adı verilir. Bu bağlamda kuşlara “mantık”ın nisbet edilmesi, Süleyman onların “mantığını bildiği”, bir başka ifadeyle “dilinden anladığı” içindir. Râğıb şöyle der: “Bir şeyden bir anlam çıkaran kimseye nisbetle o şeyin dili vardır, isterse hiç ses çıkarmasın; kişinin dilinden anlamadığı bir varlık ise o kimseye nisbetle dilsizdir, isterse konuşma yeteneğine sahip olsun.” Burada kuşlara Süleyman’ın mantığının/dilinin öğretildiği değil, Süleyman’a kuşların mantığının/dilinin öğretildiği ifade edilmektedir. Elmalılı’nın dediği gibi “ehemmiyet kuşun söylemesinden ziyade Süleyman’ın anlamasında ve anlayışının derinliğindedir. Hem de Kur’an’ın tabirine nazaran yalnız kuşun dilinde, lugatinde değil, mantığındadır.” Çevirimizin gerekçesi budur.
[3295] Buradaki kullu şey’in ile genel mânada “her şey” değil bu konuyla sınırlı şeyler kastedildiği açıktır (Bkz: 16:89, not 101).