Asanı (yere) bırak! (Musa asayı bırakınca) Onu sanki bir yılan gibi kıvrılırken gördüğü zaman, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. (Allah,) “Ey Musa, korkma! Şüphesiz benim huzurumda elçiler korkmazlar (korkmaları için hiçbir sebep yoktur).*
(*) Ke (ك) (gibi) teşbih edatı, ke-ennehâ cânnun ibaresine “o bir yılan oldu” değil, “sanki bir yılan gibi göründü” anlamını katar. Ke edatını klasik müfessirler, onun iri cüssesine rağmen küçük bir yılan gibi çevik hareket etmesiyle açıklamıştır (20: 20 ve 26: 32, not 26). Fakat bu açıklama elbette ikna edici değildir. Zira “yılan gibi” olan şey Musa’nın asâsıdır. Asâ bir çoban değneğidir. Ebadı da üç aşağı beş yukarı bellidir. Şu durumda ke-ennehâ (sanki… gibi..) bileşik edatı, “yılanın niteliğine” değil de “görüntünün mahiyetine” ilişkin anlaşılmalıdır. Eğer durum buysa, “yılan gibi görme” âyeti/‘ilâhî kudret delîli’, görülen nesnenin mahiyetine yönelik bir müdâhaleyle değil, gören öznenin algısına yönelik bir müdâhaleyle gerçekleşmiş olmalıdır (Bkz: aynı ibâreyle 28: 31). Allahu a’lem. [3287] Zira ilâhî bir koruma ve güvence altındadırlar: “Çünkü sen güvence altında olanlardan birisin” (28: 31). (M. İslamoğlu Meal Açıklaması) Asâ’nın mucizevî bir biçimde yılana dönüşmesi, kanaatimizce, gizemli bir anlam taşımaktadır; bununla, öyle anlaşılıyor ki, görünüş ile gerçeklik arasındaki mahiyet farklılığına ve buna bağlı olarak, Allah’ın, bu farklılığı kavramak üzere seçilmiş kullarına bahşettiği manevî vukuf ve sezgiye işaret edilmek isteniyor… Bu yorum 27: 10 ve 28: 31’deki ilgili ifadelerle de desteklenmektedir; anılan her iki ayette de Hz. Musa’nın asâyı “sanki bir yılanmış gibi, hızla akıyor (ke ennehâ cânn)” gördüğü ifade edilmektedir. (M. Esed Meali 10. Ayet Açıklaması)