19,20. (Ey Putperestler!) Şimdi (uyduruk tanrılarınız) Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat’ın ne olduğunu (onlara neden yalvarıp taptığınızı) hiç düşündünüz mü? *
(*) Lat, Taif’te beyaz nakışlı bir kaya idi. Bir bina içinde bulunan heykelin örtüsü, kapıcısı ve bakıcıları vardı. Taif halkı, Kâbe’den sonra en üstün tapınağın Lat olduğuna inanır, Kureyş dışındaki kabilelere karşı onunla övünürlerdi. Bu put dişidir. Zira asıl olan tanrı/güç o kadar yücedir ki ulaşılamaz. Ona ulaşmak için onu ikna kabiliyetinde olanlara hürmet edilirdi. Bu bilgi kaynağı atalardı. Günümüzde bina içinde örtülü ve bakıcısı olan putlar maalesef türbeler olarak yaşatılmaktadır. Nasıl ki bu şirke malzeme olan o taşın veya sembolün bir suçu yoksa, yatır olarak görülüp istekte bulunulan kabirlerin de bu şirkte bir suçu yoktur. Karşı çıkılan; Hay, Kayyum ve Kuddûs olan Allah’tan başka şeyleri aracı kılıp medet umma zihniyetidir. Uzza, Mekke ile Taif arasındaki Nahle denilen yerde bulunurdu. Kureyş ona büyük bir saygı gösterirdi. Nitekim Ebu Süfyan, Uhud savaşı sonrasında Müslümanlara hitaben: “Bizim Uzza’mız var, ya sizin?” diye bağırmıştı. Uzza; izzet ve şerefi sağlayan, devam ettiren ve yükselten bir güce sahip olduğuna inanılan büyük putun adı idi! Kureyşliler onu ziyaret eder, ona hediyeler sunar ve onun yanında kurban keserlerdi. Günümüzde daha saygın görünmek, hürmet ve itibar görmek için insanların, siyasete veya mal varlığı iyi olanlara sundukları hediyelerin ve siyasilerin önünde kurbanlar kesmelerinin tek sebebi Uzza zihniyetinin kalplerde yaşatılmasıdır. (Kurandan Hayata) İslâm’dan önce Arap putperestliğinde üstün varlıkla (Allah) insanlar arasındaki aracı tanrılardan biri de Kur’an’ın bildirdiğine göre (en-Necm 53/19-20), putperest Araplar tarafından kabul görülen Lât ve Uzzâ ile birlikte Menât adlı puttur. Menât, Sâmî panteonunun en eski ilâhlarından biridir. İbnü’l-Kelbî’ye göre Menât, Araplar’ın taptıkları putların en eskisiydi ve bütün Araplar ona saygı gösteriyordu. Fedek’te olduğu da rivayet edilmekle birlikte (Ya‘kūbî, I, 255) Menât, Mekke ile Medine arasında Kudeyd’e yakın, Medine’ye 15 km. mesafedeki Müşellel denilen yerde deniz kenarında Hüzeyl kabilesine ait siyah bir kaya idi. Menât’a ait bir ev, hediyelerin konulduğu bir oda ve bekçi vardı. Menât’ın bir kayadan ibaret olduğu, kesilen kurbanların kanları orada akıtıldığı için bu adın verildiği ileri sürüldüğü gibi taştan yontulmuş, deniz kenarında dikili bir heykel olduğu da nakledilmektedir. Menât sunağında kurban kesilmesi onun yağmur yağdırması içindir. Yani inanışlarınai göre Menât rüzgârı estiren, bulutları getiren ve yağmur yağdıran bir ilâhtır; (TDV. İSLAM ANSK.)