Necm Sûresi Meali ve Arapçası

close
close

Necm Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 53. sûresidir. Mekkî bir sûredir, 62 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 23. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.

1. Âyet

وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ

Parıldadığı zaman yıldıza (ve nûr saçan âyetlere) andolsun ki,

2. Âyet

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ

Arkadaşınız (Muhammed) dalâlete düşmedi ve (bâtıla uyup) azmadı.

3. Âyet

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ

O, (nefsinin) hevâsından da konuşmaz.

4. Âyet

اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ

O(nun söyledikleri Allah tarafından ona) vahyedilen bir vahiyden başkası değildir.

5. Âyet

عَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ

(Bu âyetleri) Ona, üstün bir güç sahibi (olan Allah) öğretti.

6. Âyet

ذُو مِرَّةٍۜ فَاسْتَوٰىۙ

(6-7) (Resulü için) Tecelli sahibi olan Allah yüce ufuğu istiva ed(ip orada tecelli et)ti.

7. Âyet

وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ

Bu âyetin meali 6. âyetle birlikte verilmiştir.

8. Âyet

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰىۙ

Sonra yaklaştı ve (onu muhatap alıp onun idrak edebileceği seviyeye) indi.

9. Âyet

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ

Sonra (ikisi arasındaki uzaklık) kâbe kavseyn (bir yayın iki ucu kadar) hatta daha yakın oldu.

10. Âyet

فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ

Sonra (Allah) kuluna vahyedeceğini vahyetti.

11. Âyet

مَا كَذَبَ الْفُؤٰادُ مَا رَاٰى

(Daha önce kalp gözüyle) Gördüğü (Allah'ın tecellisi)ni kalb(i) yalanlamadı.

12. Âyet

اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى

Şimdi (siz onun) gördükleri hakkında kendisiyle tartışıyor musunuz?

13. Âyet

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ

Andolsun ki onu (daha önce) başka bir (tecelliyle) inerken de görmüştü.

14. Âyet

عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى

Sidretü'l-Müntehâ'nın* yanında. <Sidretü'l-Müntehâ; varlık âleminin bittiği yer.>

15. Âyet

عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوٰىۜ

Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır.

16. Âyet

اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ

O zaman Sidre'yi bürüyen bürüyordu.

17. Âyet

مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى

(Önceden gördüğünden dolayı resulümüzün) Göz(ü) ne kaydı ne de haddini aştı.

18. Âyet

لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْـكُبْرٰى

Andolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğü (olan Allah isminin tecellisi)ni gördü.

19. Âyet

اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰىۙ

Hâl böyleyken (neden taptığınızı) hiç düşündünüz mü Lât ve Uzzâ'ya?

20. Âyet

وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى

Ve diğer üçüncüsü Menât'a?

21. Âyet

اَلَـكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى

Erkek (çocuklar) sizin de kızlar O'nun mu?

22. Âyet

تِلْكَ اِذاً قِسْمَةٌ ض۪يزٰى

Öyle ise bu çok (kötü ve) saygısızca bir paylaştırmadır.

23. Âyet

اِنْ هِيَ اِلَّٓا اَسْمَٓاءٌ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُۚ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰىۜ

(Hâlbuki) O (put)lar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın (uydurarak taşlara) taktığı isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir hüccet indirmemiş (ve onlara hiçbir güç vermemiştir). Onlar yalnız zanna ve nefislerinin hevâlarına uyuyorlar. Andolsun ki Rabblerinden onlara (bir hidâyetçi ve) hidâyet gelmiştir.

24. Âyet

اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰىۘ

Yoksa insan her arzu ettiğine sahip mi olacaktır (Biz ona böyle bir vaad de mi bulunduk)?

25. Âyet

فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُو۫لٰى۟

(Unutmayın!) Son da ilk de (âhiret de dünya da) Allah'ındır.

26. Âyet

وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمٰوَاتِ لَا تُغْن۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـٔاً اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَاْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْضٰى

Semalarda nice melekler vardır ki onların şefâati Allah'ın dilediği ve razı olup izin verdikleri müstesna, hiç kimseye fayda vermez.

27. Âyet

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى

Şüphesiz ki âhirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimleriyle isimlendirir.

28. Âyet

وَمَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّۚ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـٔاًۚ

Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur, onlar sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz, haktan (ve hakikatten yana insana) hiçbir şey kazandırmaz.

29. Âyet

فَاَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ

Öyle ise (resulüm!) Bizim zikrimiz (olan Kur'ân'dan ve Allah'ın hesabını yapmak)tan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden (sen) yüz çevir!

30. Âyet

ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى

İşte onların, ilimden erişebilecekleri (son noktaları) budur (bu da sadece zandan ibarettir)! Muhakkak ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı da en iyi bilendir. Yine O, hidâyette olanı da en iyi bilendir.

31. Âyet

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۙ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُ۫ا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰىۚ

Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah'ındır. (Bütün bunlar) Kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir.

32. Âyet

اَلَّذ۪ينَ يَجْتَنِبُونَ كَـبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَۜ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِۜ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْۚ فَلَا تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْۜ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى۟

(O mükâfatlandırılacak olanlar) Onlardır ki küçük günahlar müstesna, büyük günahlardan, fuhşiyat (ve aşırılık)tan kaçınırlar. Muhakkak ki Rabbin, mağfireti çok geniş olandır. Sizi, yerden (topraktan) yarattığında da analarınızın karnında ceninler iken de en iyi bilen sadece O'dur. Öyleyse nefislerinizi temize çıkarmayın. O, takvâ sahibi olanları (kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışanları) çok iyi bilendir.

33. Âyet

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي تَوَلّٰىۙ

(Resulüm!) Gördün mü, o (haktan) yüz çevireni?

34. Âyet

وَاَعْطٰى قَل۪يلاً وَاَكْدٰى

(Malından ihtiyaç sahiplerine) Pek az verip (gerisini cimrilikle) sımsıkı tutanı!

35. Âyet

اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرٰى

Gaybın ilmi kendi yanındadır da o (doğru yaptığını biliyor ve bunu) görüyor mu?

36. Âyet

اَمْ لَمْ يُنَبَّاْ بِمَا ف۪ي صُحُفِ مُوسٰىۙ

(36-37) Yoksa Mûsâ'nın ve (ahdine) vefa gösteren İbrâhîm'in sahifelerinde olanlar (ona) haber verilmedi mi?

37. Âyet

وَاِبْرٰه۪يمَ الَّذ۪ي وَفّٰىۙ

Bu âyetin meali 36. âyetle birlikte verilmiştir.

38. Âyet

اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۙ

Dikkat edin! Hiçbir günahkâr, başkasının (günah) yükünü yüklenmez.

39. Âyet

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ

Doğrusu insana, çalışmasından başka bir şey yoktur.

40. Âyet

وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰىۖ

Muhakkak ki bu çalışması(nın, çaba ve gayretinin hesabı) da yakında görülecektir.

41. Âyet

ثُمَّ يُجْزٰيهُ الْجَزَٓاءَ الْاَوْفٰىۙ

Sonra ona (çalışmasının) karşılığı tastamam verilecektir.

42. Âyet

وَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰىۙ

Şüphesiz ki en son varış Rabbinedir.

43. Âyet

وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ

Şüphesiz ki güldüren de ağlatan da O'dur.

44. Âyet

وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَاۙ

Yine şüphesiz ki öldüren de dirilten de O'dur.

45. Âyet

وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ

(45-46) Muhakkak ki (rahime) atıldığı zaman nutfeden erkeği ve dişiyi çiftler hâlinde yaratan da O'dur.

46. Âyet

مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰىۖ

Bu âyetin meali 45. âyetle birlikte verilmiştir.

47. Âyet

وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰىۙ

Şüphesiz (insanı, öldükten sonra) tekrar diriltmek de O'na aittir.

48. Âyet

وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰىۙ

Muhakkak (zahiri olarak) zengin eden de (manevi olarak) memnun eden de O'dur.

49. Âyet

وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰىۙ

Doğrusu O, Şi'râ'nın (imanı ve marifetiyle bir yıdız gibi parlayan mukarrebunun) Rabbidir.

50. Âyet

وَاَنَّـهُٓ اَهْلَكَ عَاداًنِ الْاُو۫لٰىۙ

(50-51) Şüphesiz O, önce gelen Âd ve Semûd (kavmin)i de helâk etti de (onlardan hiç kimseyi sağ) bırakmadı.

51. Âyet

وَثَمُودَا۬ فَمَٓا اَبْـقٰىۙ

Bu âyetin meali 50. âyetle birlikte verilmiştir.

52. Âyet

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰىۜ

Daha önce Nûh'un kavmini de (helâk etmişti). Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgındı.

53. Âyet

وَالْمُؤْتَفِكَةَ اَهْوٰىۙ

(Lût kavmine ait) Altüst olan (şehirler)i de O, yerin dibine geçirdi.

54. Âyet

فَغَشّٰيهَا مَا غَشّٰىۚ

Onlar(ın başların)a (azap olarak) sardırdığını sardırdı.

55. Âyet

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكَ تَتَمَارٰى

O hâlde Rabbinin nimetlerinin hangisinden şüphe ediyorsun!

56. Âyet

هٰذَا نَذ۪يرٌ مِنَ النُّذُرِ الْاُو۫لٰى

İşte bu (resul de sizin için gelen) önceki uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.

57. Âyet

اَزِفَتِ الْاٰزِفَةُۚ

Yaklaşmakta olan (kıyamet saati iyice) yaklaştı.

58. Âyet

لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَاشِفَةٌ

Onu Allah'tan başka açığa çıkaracak (geldiği zaman vaktini erteleyecek veya onun ne zaman geleceğini belirleyecek hiç kimse) yoktur.

59. Âyet

اَفَمِنْ هٰذَا الْحَد۪يثِ تَعْجَبُونَۙ

Şimdi siz, (vahyimiz olan) bu söze mi şaşırıyorsunuz?

60. Âyet

وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَۙ

Ve (ağlanacak hâlinize) gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!

61. Âyet

وَاَنْتُمْ سَامِدُونَ

Ve siz (hiç düşünmeden Allah'a ve resulüne mi) baş kaldırıyorsunuz!

62. Âyet

فَاسْجُدُوا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوا

Artık (tövbe edip hemen) Allah'a secde edin ve ona âbd olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)!

Necm Sûresi Hakkında

Mekke döneminde İhlâs sûresinden sonra nâzil olmuştur. Tamamının veya bir kısmının Medine devrinde indiği ileri sürülmüşse de bu görüş mevcut rivayetler ile sûrenin üslûp ve muhtevası göz önünde bulundurularak itibar görmemiştir (Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, XVII, 55). Adını sûrenin başında yer alan necm (yıldız) kelimesinden alır; “Ve’n-Necm” sûresi olarak da isimlendirilir. Altmış iki âyet olup fâsılası “ا، ة، ن، و، ى” harfleridir.

İslâm akaidinin üç temel ilkesini oluşturan -sûredeki sıraya göre- nübüvvet, tevhid ve âhiret hayatını konu edinen Necm sûresinin muhtevasını bu çerçevede incelemek mümkündür. Hz. Muhammed’in hak peygamber, Kur’an’ın da vahiy ürünü olduğunu bildiren birinci bölüm, -verilecek mesaja dikkatçekmek amacıyla- hem Kur’an’ın ilk muhatapları olan Araplar hem de sonraki insanlar için önemli bir gök cismi sayılan yıldıza yemin etmekle başlar. Ardından yakınlık ve ülfet vesilesi olması için “arkadaşınız” diye nitelendirilen Hz. Peygamber’in müşriklerin iddiasının aksine doğru yoldan sapmadığı belirtilir. Onun tebliğ ettiği hususların kendi duygu ve düşüncelerinin ürünü değil Cebrâil vasıtasıyla gönderilen ilâhî vahiy olduğu vurgulanır. Resûlullah’ın Cebrâil ile olan ilişkisine temas edilerek bu konuda tartışmaya girmenin gereksizliği belirtilir (âyet: 1-18). İkinci bölümde şirk inancı ele alınarak o dönemde tapınılan ve Allah’ın kızları kabul edilen putlardan (Taberî, XXVII, 77) Lât, Uzzâ ve Menât’ın adı zikredilir. Daha sonra, kız babası olmayı kendilerine yakıştıramayan putperestlerin dişi tanrılara ibadet etmelerinin mantıksızlığına değinilir ve onların insanlara hiçbir fayda sağlayamayacağı ifade edilir (âyet: 19-26). Sûrenin üçüncü bölümü dünya hayatından başka hiçbir emeli olmayan, kesin bilgiden yoksun olup sadece zan ve tahmine dayanarak âhireti inkâr edenlerin melekleri dişi kabul edip bu vasıfta gördükleri putlara tapındıklarının tesbitiyle başlar. Ardından bütün kâinatın mülkiyet ve tasarrufunun Allah’a ait olduğu, insan türünü yaratan, üreme kanununu koyan Cenâb-ı Hakk’ın kişileri dünyada yaptıkları davranışlardan sorumlu tutacağı ifade edilir ve bunun Hz. İbrâhim’den beri tebliğ edilen ilâhî bir hüküm olduğu hatırlatılır. Hz. Nûh’tan itibaren Allah elçilerinin mesajlarına karşı çıkanların helâke mâruz bırakıldığı anlatılır ve bunun herkes için bir uyarı ve ibret vesilesi olduğu vurgulanır. Aslında kıyamet gününün yaklaştığı, fakat zamanını Allah’tan başka kimsenin bilmediği ifade edilir (âyet: 27-58). Sûrenin son âyetlerinde Kur’an’ın vahiy ürünü olduğunu ortaya koyan başlangıçtaki konuya vurgu yapılarak müşriklere hitap edilir, onların bu ilâhî kelâm karşısında şaşkınlık veya lâubalilik göstermemeleri gerektiği anlatılır; müşrikler artık putlara değil Allah’a secde etmeye ve O’na tapınmaya çağrılır (âyet: 59-62).

Necm sûresinde ele alınan konular etkileyici ifadelerle insanların zihnine ve gönlüne yerleştirilir. Kaynakların belirttiğine göre bu sûre nüzûl sırasına göre içinde secde âyeti bulunan ilk sûredir. Hz. Peygamber sûreyi okurken son âyetindeki emir gereğince kendisi secde etmiş, okuyuşunu duyanlar da secde etmiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 53/4; Müslim, “Mesâcid”, 105; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, VI, 445). Bazı tefsir kaynaklarında yer alan, Necm sûresini okuyan kimseye Mekke’de Muhammed’i tasdik veya inkâr eden her kişiye mukabil on sevap verileceğine dair hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 35; Beyzâvî, IV, 211) mevzû olduğu kabul edilmiştir (Muhammed et-Trablusî, II, 722).

Necm sûresi üzerine yapılan çalışmalardan bazıları şunlardır: Fevzi Efendi, Kudsiyyü’l-irfân fî tefsîri sûreti’n-Necm mine’l-Kur’ân (İstanbul 1304); Mustafa Abdülfettâh Ahmed Âmir, Sûretü’n-Necm: Tefsîr ve dirâse (Kahire 1415/1994); Muhammed Ömer el-Mûrîtânî, el-Üsüsü’l-Ǿaķāǿidiyye ve’t-teşrîǾiyye ve’l-aħlâķıyye kemâ tüśavviruhâ sûretü’n-Necm (doktora tezi, 1403/1983, Câmiatü ümmi’l-kurâ [Mekke]).

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ncm” md.; Buhârî, “Tefsîr”, 53/4; Müslim, “Mesâcid”, 105; Taberî, CâmiǾu’l-beyân (nşr. Sıdkī Cemîl el-Attâr), Beyrut 1415/1995, XXVII, 77; Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl, Kahire 1379/1959, s. 226-227; Zemahşerî, el-Keşşâf (Beyrut), IV, 27-35; Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, el-CâmiǾ li-aĥkâmi’l-Ķurǿân, Beyrut 1408/1988, XVII, 55; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, Beyrut 1410/1990, IV, 211; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ķurǿâni’l-Ǿažîm, Beyrut 1385/1966, VI, 445; Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ż-żaǾf ve’l-mevżûǾ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408/1987, II, 722; J. van Ess, “Vision and Ascension: Surat al-Najm and its Relationship with Muhammad’s Mi‘raj”, Journal of Qur’anic Studies, I/1, London 1999, s. 47-62; Mehmet Akif Koç, “53/Necm Sûresinin Tefsirinde Bazı Tarihî Sorunlar Üzerine”, İslâmiyât, VI/1, Ankara 2003, s. 165-171; Mahbûbe Müezzin, “Sûre-i Necm”, DMT, IX, 385.

M. Kâmil Yaşaroğlu