13, 14. Ve muhakkak, (kulumuz Muhammed) onu (vahiy meleğini asli suretinde) başka bir inişte de Sidretü’l-Müntehâ’nın (en son noktadaki sidre ağacının) yanında görmüştü.*
(*) İsra sûresi: İniş zamanı olarak, Necm sûresinden sonra inen bir sûre olup nasıl olur da İsra sûresinden önce inen bir sûrede, iddia edilen olayın ayrıntıları anlatılabilir? Bu düşüncemizin sebebi nüzul sırası rivayetlerine dayanarak değil, Necm suresi ayetlerinin daha erken Mekke dönemi ayetlerinin üslup özelliğine sahip olmasına istinadendir. Ayrıca, Necm sûresi 13. ayetindeki “Nezleten” (inişte) kelimesi dikkatlerden kaçırılarak, Muhammed (as) ın gördüğü her ne ise, onu miraca çıktığı zaman değil, görme olayının indiği zaman gerçekleştiğinin bildirilmesi çok önemli bir noktadır. Maalesef ilgili ayetleri miraca delil olarak okumaya ayarlı kafalar, bu kelimeyi de hallederek! “nezleten”kelimesinin inişi değil, zıt anlamı yani çıkışı (عروج) ifade ettiğini savunmuşlardır. Hâl böyle olunca 13. ayetin anlamı “Onu diğer çıkışta görmüştü”şeklinde okunarak mirac’a delil olma yönünde önemli bir engel aşılmış olmaktadır! Necm S. 13. ayetinin beyanı gereğince, Muhammed (as) ın kendisine vahyi getiren melek elçiyi gözü ile o elçinin İNİŞİNDE görmüş olduğunu bahsedilen yerin elçinin indiği yerde, yani Mekke de bir yer olması gerekmektedir. (SİDRETÜ’L MÜNTEHA” NEDİR? “CENNETÜ’L ME’VA” NEREDEDİR? İsmal Hakkı BAŞDAĞ | İKTİBASLAR) Ayette bahsedilen sidre ağacı, Mekke’ye yakın (بيشة) ‘’Bişha’’vadisinde yetişen bir ağaç türü olup “sedr ağacı” veya “Arabistan kirazı” olarak da bilinir. Genellikle sınırları belirlemek için büyütülen bu ağaç o dönemde kırsalda yaşayanlar için taş, kaya, ağaç, pınar gibi bir nirengi /işaret noktası olarak kabul edilirdi… Bu ağacın yaprakları büyük olduğundan gölgesi geniştir. Güneşin yakıcı sıcağından koruyan, barınak olan bir yapıya sahiptir. Bu ağaç Kur’an’da, gölgelikler manasında Vâkı’a 28’de kullanılmıştır… Müntehâ ise, “en uzak nokta, sınır” demektir. Nüzul ortamında bahçe sahipleri kendi alanlarının bittiği yerlere bu ağaçtan dikerdi ki arsanın sınırları belli olsun. Bu nedenle sınır ağacı denmektedir. Ayrıca lügatlara göre de ayette geçen (نزلة)’’nezleten’’ bir iniş demektir. Yani Hz. Peygamber vehiy getiren meleğin sidretü-l münteha ağacının bulunduğu yere /Mekke’ye yakın (وادي بيشة) ‘’ Bisha Wadisine’’/bir inişte daha onu asli suretinde görmüştür. Ki, Cennetü-l Me’va’’ da, yani yolcuların ve yorgun düşenlerin barınıp dinlendikleri bahçe de o sidre ağacının yanında bulunuyordu. (نزلة)’nin anlamı için bkz: (المعجم: اللغة العربية المعاصر) نَزْلَة مصدر نزِلَ. - اسم مرَّة من نزَلَ/ نزَلَ بـ/ نزَلَ على/ نزَلَ في- {وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى)Yine (قاموس عربي تركي) de (نَزْلَةٌ (ج) نَزْلاَتٌ [عامة] ‘’nezleten’’bir kere iniş: Yani bu ayet vahiy getirmek için Cebrail’in yeryüzüne inişinden söz ediyor, Hz. Peygamberin (عروج)’’ urucun’dan’’ yükselişinden asla söz etmiyor. Ama maalesef uydurma hadislerle tefsir yapan gelenekselciler (Cebrail’in) İNİŞİNİ ifade eden (نزلة)’’nezleten’’kelimesini, tam zıddı olan (عروج) ‘’uruc’’, yükseliş anlamına çevirerek adeta ayeti gerçek anlamından saptırmışlardır.