23, 24. Hemen (adamlarını) topladı ve onlara (şöyle) seslendi: “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” *
(*) …Firavun kendisini teoride hükmettiği insanların siyasî anlamda rabbi (hâkimi, efendisi) olarak görüyor ve hükümranlığını kendisinin Güneş Tanrısının insan şeklindeki sûreti olduğu iddiasına dayandırıyordu. Dikkat edilirse “Ben âlemlerin tek rabbiyim, benden başka rab yok.” demiyor. “Ben sizin yani sizden sorumlu olanların en üstüyüm.”demektedir. Buradaki rabbin; efendi, sahip manasında alınması bağlama daha uygundur. Zira Kurân’da da bu anlamda kullanıldığı yerler vardır. “Bir de bunlardan, kurtulacağını zannettiğine, Rabbinin yanında beni an dedi, ona da Şeytan, Rabbine onu anmayı unutturdu da senelerce zindanda kaldı.” (Yusuf:42) Mısır literatüründe rabb, efendi sahip manasındadır. Firavun’un, apis öküzüne, ineğe, taşa tapması onun kendi inancıdır. Dinde zorlama ve dayatma olmaz. Kurân düşünce ve inanç özgürlüğünü savunur. Burada Hz. Mûsa’nın gönderilme sebebi Firavun’un halkı kendi malı ve Mısır’ı da kendi mülkiyetinde görme hastalığıdır. Kur’ân dünya sevgisini, âhiret anlatımı ile sürekli törpüler ve doğru inancı anlatır ki insanlar rant ve iktidar elde etmek için başkalarının inanç ve hassasiyetlerini suistimal edip kul edinmesin ve kul olmasın. Allah’ın hür olarak yarattığı insanlar, kendilerini birinin malı, kölesi gibi görmeleri zulüm doğurur. Firavun halka ‘’Ben sizin efendinizim!’’ derken kendi yakın kurmaylarının övgüleri sonucu ilah olduğunu bile zannetmeye başlamıştır. ‘’Firavun ise dedi ki: Ey ileri gelenler, ben sizin için benden başka bir tanrı bilmiyorum...” (Kassas:38) (Kurandan Hayata)