BUNDAN böyle Kur’an okuduğun her zaman, ara vermeksizin kovulmuş şeytandan Allah’a sığın![²¹⁸⁷]
[2187] Akleden kalbe mânevî abdest aldırma demeye gelen isti‘âze için bkz: 1:1, not 1. Baştaki izâ zaman zarfı, fiilin yapılacağı her zamanı kapsadığı için, izâ kara’teyi “okuduğun her zaman” diye çevirdik. Kur’an okumanın tilavet ile değil kırâet ile ifade edilmesi, aktarmadan önce anlamanın gerekliliğine delâlet eder (Bkz: 35:29 ve 73:4, notlar). Aklın okuması olan kırâet, bir anlama-yaşama-anlatma çabasını içerir. İsti’âze, Kur’an’ı anlama çabasına yönelik her tür şeytanî müdâhaleden sakınma iradesini ifade eder. Kur’an okurken yapılacak zihnî ve kalbî hazırlığı emreden ilk ve tek âyet bu olduğundan (7:200 âyeti, benzer emri farklı bir bağlamda içerir) baştaki fâ edatı bu şekilde karşılanmıştır. Aynı edat bir sonraki cümleciğe “öncelikle” anlamı katmaktadır. Burada verilen emir, bir şeyi söyleme değil, bir şeyi yapma emridir. Bu da, önyargılardan bilinci arındırma başta olmak üzere, duygu ve düşünceyi vahye hazırlamak ve onları dış etkilere kapalı, yalnızca vahyin etkisine açık hâle getirmektir. Kur’an okurken Allah’a sığınma emrini dar anlamda bir “isti’âze” olarak anlamamak gerek. İstiaze emri, bir bilincin imha edilerek yeniden inşâ edilmesi talimatıdır. Bu bilinçle yapılan bir isti’âze, zaman ve mekân boyutuna inen bir hareket olmayı aşar. Artık isti’âze kelimesinin gösterdiği Allah’a sığınma ve iltica, Kur’an’ın insana yönelik bütün hükümlerinin gözden geçirilmesinde hâkim olması beklenen derunî bir bilinç hâline dönüşür. Bu bilinç, ayrıntılı bir varoluş haritası olan ve geçmişle birlikte insanlığın hâl ve istikbaline işarette bulunan Kur’an’ı, ilâhî murakabe ve müşahede önünde okuma bilincidir. Özetle isti’âze, Kur’an’ı okumaya duran insanın kendi bilincini öz elleriyle vahyin sahibine teslim etme, yani bir ‘huzurda okuma’ iradesidir.