Bir topluluk (kavim, kabile veya devlet) diğer bir topluluktan (ekonomik, siyasal, askeri ve teknolojik yönden) daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi (ahitlerinizi) aranızda bir hile aracı yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla (yemin ve sözleşmelerinizle) sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerde ise kıyamet günü (haklıyı-haksızdan) elbette ayıracaktır.*
(*) Bu ayette toplumlar veya devletler tarafından yapılan sözleşme ve bağlılık yeminlerine (bîatlarına) vefâ gösterilmesi, bu yeminin ve sözleşmenin bozulmaması, bilakis gereğinin yerine getirilmesi emredilmektedir. Ayrıca buradaki teşbih, yemine, yaptığı ahit ve sözleşmeye sadakat göstermenin sadece dinî bir hüküm değil aynı zamanda, aklın, hukukun ve vicdanın da bir gereği olduğuna işaret eder. Çünkü objektif ahlâk ölçülerini kişisel çıkarların üstünde tutan selim tabiatlı insan, bir kimsenin tutmayacağı halde yemin etmesini mantıksal bir çelişki olarak görür. Bu ayet, teorik olarak yanlış sayılsa bile pratikte sıkça rastlanan “Güçlü olan yeminini bozabilir, verdiği sözü yerine getirmeyebilir” şeklindeki aldatmacı anlayışı özellikle yadırgamakta ve şiddetle yasaklamaktadır.