Şüphesiz Allah, adaleti,¹ iyilik yapmayı,² akrabaya vermeyi³ emreder; her türlü aşırılığı,⁴ gayr-ı meşru işleri⁵ ve zorbalıkları⁶ yasaklar. O düşünüp tutasınız diye size (işte böyle) öğüt verir.
1 Adalet: Her şeyi yerli yerince yapmak, hakkı yerine koymaktır ve zulmün zıddıdır. Yani adalet, nizam-ı âlemdir. Şüphesiz esas hak; Allah’ın hakkı olan ilâhlık hakkıdır. Bu da Allah’a asla eş koşmamak, Allah’a istediğimiz gibi değil Allah’ın istediği gibi inanmaktır. 2 İhsan: Bir şeyi güzel yapmak ve birisine iyilik etmek demektir. Bu âyetten, bu iki mana da anlaşılır. Buna göre; a- İhsan: Allah’a sanki Onu görüyor gibi ibâdet etmektir. Her ne kadar biz O’nu göremiyorsak da O bizi görmektedir. Bk. (Yunus: 26, Tecrid-i Sarih) b- İhsan: İnsanlara sınırlarını Allah’ın belirlediği şekilde iyilik yapmak demektir. Yani; “kendisi için sevdiğini, Müslüman kardeşi için de sevmek” hadîsini uygulamaktır.3 Akrabaya muhtaç oldukları hususlarda ihsan ve onları ziyaret şeklinde, ikram demektir. Bk. (İsra: 26)4 Fahşa: Haddini aşmış, pek çirkin, aşırı edepsizlik, arzu ve istek, zina, adam öldürmek, hırsızlık gibi her türlü günâhlar, Allah’ın yasakladığı aşırı çirkinlikler ve arzular demektir. El-fâhişe olarak, zinâ anlamında kullanılır. Buna göre zinaya ve zina edene fâhişe adı verilmektedir. Ayrıca fâhişe kelimesinin namuslarını satan zinakar kadınlar hakkında da kullanıldığı bilinmektedir. Nisâ:19. ayette, fahşâ ve fâhişe kelimesi, zinadan kinaye olarak kullanılmıştır. Hakîkate ve normal ölçülere uymayan her işe de fâhişe denilir. Bu kelime, “şeytanın emrettiği kötü davranış ve hayâsızlık ve insanlar arasında yayılan kötülük ve fuhşiyât” anlamında da kullanılmıştır.5 Münker: İnkâr mastarından ism-i mef’ul olup; “inkâr edilen, karşı çıkılan, reddedilen, dinde de örfte de iyi tanınmayan şey” demektir. Münkerin zıddı olan “ma’ruf” ise; ihsan, iyilik, aklın ve dinin hoş gördüğü şey demektir. Yani; hakkı olmayan şeyi istemek, başkalarının haklarına tecavüz etmektir ki adaletin zıddı, yani zulümdür. İslâm, toplumun sağlıklı bir yapıya kavuşup bu halinin devamını sağlamak için; “iyiliği emir ve kötülükten nehiy” esasını getirmiştir. Bir İslâm toplumunda, 6 Bağy: İstemede ileri gitmek, sınırı aşmak, hakkıyla yetinmeyerek başkasının canına, malına, ırzına kastetmek, saldırmak, tecavüzde bulunmak, kendisine sulhün yolları ve biçimleri gösterildiği halde haksızlıkla üst olma sevdası gütmek yani Allah’ın koyduğu kurallara karşı gelmek demektir. Ayrıca bağy; hak ve adalet ile ülkeyi yöneten İslâm devlet başkanına veya nâibine karşı, kendince doğru görülen bir sebebe dayanarak itaat dairesinden çıkmak anlamına da gelir. Bunlara “bâğî” denilir. Bağîler, arkalarında silahlı bir güç olan asilerdir. (Hâricilerin Hz. Ali’ye karşı takındıkları tavır gibi.) Müslüman, daima iyi, güzel ve hayırlı olan işlerin yanındadır. Kötü, çirkin ve zararlı olan işlerin de karşısında bulunur. Böylece, İslâm toplumunda kendiliğinden iyilikler güç bulur ve yayılır.