Ve Allah; rızık konusunda (sizin gayret ve çalışmanıza bağlı) kiminizi kiminize fazlalıklı kılmaktadır. (Ama ne yazık ki) kendilerine fazlalık verilenler sözleşmeler gereği yönetimleri altında bulunanlara (çalışanlara, himaye veya yönetimi altındakilere) kendi rızıklarından (kendileriyle eşit seviyeye gelecek derecede tam ve hakkıyla) vermezler (onları servetlerine ortak yapmazlar). Hâlbuki bunda hepsi eşittir. Yoksa böyle yapmakla Allah’ın nimetini (ve infak emirlerini) bile bile inkâr mı ediyorlar? *
(*) Ayetin verdiği mesajın özeti: Allah’ın, insanların gayret ve çalışmalarına bağlı kendilerine nimet verdiği kimseler bu nimetleri sözleşmeler gereği yönetimleri altında bulunanlar (çalışanlar, himaye veya yönetimi altında vs. olanlar) ile eşit olarak paylaşmalıdırlar, aksi takdirde Allah’ın kendilerine verdiği nimetlere karşılık O’na nankörlük etmiş olurlar. İşte öğretisiyle bu ayet İslâm’ın eşitlik, adalet, dayanışma, paylaşma gibi sosyal değerlere verdiği önemin veciz bir ifadesidir. Aşağıdaki tefsir metinlerinde de belirttiği gibi Allah insanların gayret ve çalışmalarına bağlı nimet ve rızıkları farklı yapmaktadır. Yani bol rızık, fazla gayret ve çalışmanın sonucudur, sebepsiz değil. Ayrıca burada Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî (ö. 538/1144) el-Keşşâf adlı tefsirinde de şöyle diyor: Sizi rızık bakımından farklı farklı kılmıştır. Size, emriniz altında bulunanlara verdiği rızıktan daha fazla vermiştir. Oysa onlar da sizin gibi insandır ve sizin hemcinslerinizdir. Buna göre size verilen rızkın fazla kısmını onlara vermeniz ve böylece giyim kuşam ve yeme içme bakımından eşit hale gelmeniz icap ederdi. Nitekim anlatıldığına göre Ebû Zer el-Gıfârî, [v. 32/653]“Onlar sizin kardeşlerinizdir; onlara kendi giydiğinizden giydirin ve kendi yediğinizden yedirin.” şeklindeki sözü Hazreti Peygamber’den işittikten sonra, üstünde rida ve izar (alt ve üst giysi) olarak ne görüldüyse kölesinin üstünde de aynısı görülmüştür. [ Müslim, “İman”, 38].[1734] “Yoksa Allah’ın nimetini bile bile mi reddediyorlar?!” Allah Teâlâ burada bu eşitsizliği ‘nimeti bile bile inkâr etme’ sebepleri arasında zikretmiştir… Ayrıca müfessir Muhammed Ebu Zehre de Zemahşeri’nin tefsirine vurgu yaptıktan sonra (زهرة التفاسير) adlı kendi tefsirinde de şöyle diyor. İnsanların elde ettikleri rızık, nimet ve servetin semeresi hem kendileri hem de zayıf olup rızık, nimet ve serveti elde edemeyenler (yani fakirler, yoksullar, işsizler, himaye veya yönetimi altındakiler vs.) arasında paylaşılmalıdır. Bu nedenle Varlıklı insanlar bolluk içinde yaşayıp dururken, zayıflar/rızık elde edemeyenler fakirlik, yoksulluk ve maddi sıkıntılar içinde bulunmamalıdır. Yani, herkes rızık, nimet ve servetten payını almalıdır. Öyleyse insanın elde ettiği mal, nimet ve serveti yerinde, yani zayıf, yoksul, fakir, işsiz, himaye ve yönetimi altındakiler vs. ile paylaşmaya yanaşmayanlar, Allah’a şükretmeyip nimetlerini inkâr etmiş olurlar. İşte yine Muhammed Ebu Zehra (زهرة التفاسير) adlı tefsirinde de bu görüşü tercih ederek (هذا هو ظاهر الآية،) ‘’hazâ hüve zahirul ayeti’’ yani ayetin zahir anlamı da budur, diyor. Ayrıca ayete bu şekilde anlam verenler bir sürü tefsirler de vardır. Özetle, bu ayetle ilgili üç görüş vardır, ama ayetlerin zahirine, siyak ve sibakına baktığımızda en isabetli görüş burada açıkladığımız görüştür. (الله اعلم)
فقد جعل سبحانه وتعالى الناس متفاضلين في رزقهم بحسب سعيهم واجتهادهم في الحياة وهذا غاية في العدل، قال تعالى: (وَاللَّهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ فِي الرِّزْقِ ۚ فَمَا الَّذِينَ فُضِّلُوا بِرَادِّي رِزْقِهِمْ عَلَىٰ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَهُمْ فِيهِ سَوَاءٌ ۚ أَفَبِنِعْمَةِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ) [النحل: 71) .بيد أن الذي نود التشديد عليه، أن أساس الثروة والغنى في الإسلام هو العمل، فالله سبحانه وتعالى إذ يقول: «وَاللَّهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ على بَعْضٍ فِي الرِّزْقِ...» (النحل: 71) اغتناء الناس، إذًا، وتفاوتهم في أرزاقهم ومعيشتهم، ورفع بعضهم فوق بعض درجات، وتفضيل بعضهم على بعض، ليست اعتباطاً، وإنما هي بقدر ما يبذلونه من جهد وعمل صالح، وصدق الله العظيم، حين قال: «وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى ? وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يرى ? ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاءَ الْأَوْفَى» (النجم: 39 - 41). .نجد أنَّ الله تعالى يحثّنا من خلال هذه الآية الكريمة أن لا نردّ أو نمنع رزقه الّذي رزقنا إيّاهُ وفضَّلنا بِهِ على ما ملكت أيماننا، بل على العكس، علينا أن نُحسِنَ إليهم وأن نكون في هذا الرزق سوآء، أي علينا أن نتقاسمه بالتساوي بيننا وبينهم ونبتعد عن التكبرّ والأنانيّة والطبقيّة، ومن لم يفعل ذلك يكون قد جحد بنعمة الله، لقوله تعالى: "أَفَبِنِعۡمَةِ ٱللَّهِ يَجۡحَدُونَ"، هذه الآية تدلّنا بل تؤكدّ لنا أنَّ ملكت أيمانُنا هم اليتامى والمساكين والمحتاجين، لأنَّ اليتيم والمسكين والمحتاج هم الّذين بحاجة إلى رزق الله - إذًا نستطيع أن نقول من خلال هذه الآية البينة أنَّ ما ملكت أيماننا هُم كل إنسان مسكين، أو يتيم، أو ضعيف، أو محتاج، رجُلا كان أم إمرأة بحاجة إلى رزق الله كمساعدة مادّية أو معنوية من الآخرين الّذين فضّلهم الله عزّ وجلّ عليهم بهذا الرزق لكي يرزقونهم إياه بالتساوي بينهم ((مظاهر عدل الله تعالى - موضوع)