Ve bir de, hoşlanmadıkları şeyi ⁷⁰ (önce) Allah’a yakıştırırlar; sonra da kalkıp bunu dile getirirken, sanki en güzel, en erdemli olan neyse onu hak etmişler gibi, gerçek dışı, yalan açıklamalarda bulunurlar. ⁷¹ Aslında, onlar sadece ateşi hak etmektedirler ve şüphesiz kendileri [Allah’ın rahmetinden] uzak tutulacaklar! ⁷²
70 Yani, “kızları” (bkz. yukarıda 57-59. ayetler): fakat, Zemahşerî’nin de işaret ettiği gibi, bu ifade, Allah’ın kudret ve iktidarında bir pay sahibi olduklarına inanılan varlıkların O’na ortak koşulması ve dolayısıyla O’nun birliğinin, eşsizliğinin inkarı haletini de îma etmektedir; bir başka deyişle, burada sözü edilen kimseler kendi meşruiyet alanlarına el uzatılmasını, nüfuzlarının hasımlarınca daraltılmasını hoşnutsuzlukla karşılarken, aynı hassasiyeti Allah fikri, ilah anlayışları konusunda göstermiyorlar.71 Lafzen, “en güzelin (el-husnâ) kendilerine ait olduğu hakkında...” -yani, kendi dinsel ya da dindışı görüşlerinin, olanca saçmalıklarına rağmen, Allah katında güzel ve makbul görüleceğini sanıyorlar. Yukarıdaki anlam örgüsü içinde el-husnâ tabiri için benimsenen (öteki müfessirler arasında Zemahşerî ve Râzî tarafından da zikredilen) bu yorum, sonraki ayette geçen “Şeytan onlara yapıp-ettiklerini güzel gösterdi” ifadesiyle mantıkî bir bağlantı içindedir.72 Lafzen, “onlarınki [yahut “onların payı”] ateş olacak ve terk edilecekler”.