Gerçek şu ki, Biz her toplumun içinden, ³³ “Allah’a kulluk edin, şer güçlerden kaçının!” ³⁴ [mesajıyla gönderdiğimiz] bir elçi çıkardık. O [geçmiş nesil]lerden bir kısmını Allah hidayetiyle doğru yola yöneltti; ³⁵ bir kısmı da sapıklık içinde bırakılmaya müstehak oldular: ³⁶ O halde, şimdi, yeryüzünde dolaşın ve hakkı yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün!
33 Yahut: “her çağda”, çünkü ümmet terimi bu anlamı da taşımaktadır. En geniş anlamıyla, terim burada “uygarlık” ya da belli bir çağda, belli bir zaman aralığında yaşayan kuşaklar, toplumlar olarak anlaşılabilir.34 Tâğût terimine ilişkin bu çeviri için bkz. 2. sure, 250. not. Hatırlanmalıdır ki, Kur’ânî kavram örgüsü içinde “Allah’a kulluk etmek” tabiri, kaçınılmaz olarak, insanın O’na karşı duyduğu sorumluluk hissini, sorumluluk anlayışını ifade eder: bunun içindir ki, yukarıdaki buyruk, son derece kısa ve özlü bir ifade tarzı içinde, bütün ahlakî emir ve nehiyleri topluca içine almaktadır: dolayısıyla ahlakın kaynağı ve temeli olduğu gibi, her ümmet için yenilenen tevhid dininin de değişmeyen ana mesajı durumundadır.35 Yani, onlar Allah’ın bütün insanlara teklif ettiği doğru yol bilgisinden yararlanmasını bilenler.36 Lafzen, “bir kısmı da, sapıklığın kendileri için kaçınılmaz olduğu (hakka ‘aleyhi) kimseler” yahut “sapıklığı hak edenlerdi”: yani, Allah’ın uyarıcı, yol gösterici mesajına bilerek ve inatla karşı durduğu, ona uymaya yanaşmadığı için “kalpleri mühürlenmiş” olanlardı (bkz. 2. sure, 7. not; ayrıca 14. sure, 4. not).