Bir de ortak koşanlar (Allah’tan başkalarına tanrısal nitelikler yakıştıranlar) dediler ki: “Eğer Allah dileseydi (irademizi elimizden alırdı, böylece) ne biz ne de atalarımız onun yanı sıra hiçbir şeye kulluk etmezdik; onun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık.” Kendilerinden evvelkiler de böyle yaptılar (Allah hakkında hep böyle yanlış düşündüler.) Buna karşı elçilerin vazifesi ise, ancak açık bir tebliğdir.*
(*) Hakkı inkâr edenlerin ve şirk koşanların Allah’ın mesajlarına karşı takındıkları alaycı tavır, onların, Allah’ın insana bahşettiği serbest iradeyi, yani her türlü ahlakî tutumun temeli olan iyiyle kötü, doğruyla eğri arasında seçim yapabilme yetisini, yukarıda görüldüğü gibi, tartışma konusu yapmalarında da kendini göstermektedir. Ayrıca Allah’ın dilemesiyle Allah’tan başkasına kulluk ettiklerini söyleyen müşriklerin bu iddialarını adeta savunan birçok kelamcı ve müfessirler de vardır. Yani haşa bu Kelamcı ve müfessirlerin görüşlerine göre insandan sadır olan şirk, küfür ve sapıklık haşa yüce Allah’ın dilemesiyle olur. Bu nedenle cebri konusunda bunların müşriklerden pek farkı yoktur. Bunlara şunu sormak gerekir: Eğer haşa yüce Allah insanın şirk, inkâr ve sapıklığını diliyorsa; neden doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt etmek için insana akıl, idrak, anlama, düşünme, doğru muhakeme ve analiz yapma yeteneğini vermiştir? İnkâr, şirk ve sapıklık Allah’ı hiç tanımamak veya gereği gibi mükemmel sıfatlarıyla tanımamak ya da varlığını reddetmek değil midir? Haşa yüce Allah kendisinin tanınmamasını veya kendisine inanılmamasını mı istiyor? Yine neden insanlığın hidayeti ve doğruyu bulmak için mesajlarını içeren kitaplar ve bu mesajların insanlara tebliğ edilmesi için nice elçileri göndermiştir? Bir taraftan insanın inkârcı, müşrik, asi, zalim, azgın, kötü ve günahkâr olmalarını istemeyecek, öbür yandan da bunları isteyecek, bunun mantığı var mı? Yüce Allah aklını kullanmayan ve mantıksızca düşünen böyle kimseleri ıslah ve hidayet etsin. Bunlar bu tür cebri anlayışlarıyla İslam ve iman konusunu ne hale getirmişler? Hâlbuki bu tür düşünceler Kur’an’ın mesajlarına aykırı olup yüce Allah’a iftira etmekten başka bir şey değildir. Peki, Zümer-7. ayette ((وَلَا يَرْضَىٰ لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ ۖ ‘’Hâlbuki o kullarının inkâra (şirk ve küfre) sapmalarına asla razı olmaz. Eğer (inanıp) şükrederseniz, bundan hoşnut olur.’’ diye buyuran yüce Allah nasıl olur da kullarından inkâr, şirk, küfür, şer ve kötülüğü murat eder? Konuyla ilgili aşağıdaki tefsir metnine de bkz:
فالله لا يريد لعباده الشِرك، ولا يرضى لهم ان يحرِّموا ما أحلَّه لهم من الطيبات، وإرادتُه ظاهرة منصوص عليها في شرائعه، وانما شاءت ارادة الله أن يخلقَ البشرَ باستعداد للهدى والضلال، وان يدعَ مشيئتهم حرةً في اختيار اي الطريقين. لذا منحهم العقل يرجّحون به أحدَ الاتجاهين، وبَعَثَ الرسُلَ منذِرين ومبشّرين (تيسير التفسير – القطان)).